Elbistan’dan Antalya’ya mesaj var

Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler iklim konferansı öncesi Elbistan’dan hükümete 17 bin 500 erken ölüme neden olan kömür santrallarını kapatma çağrısı geldi.

Özgür Gürbüz - BirGün / 29 Ekim 2026

Afşin Elbistan A termik santralı ve kömür havzası - Foto: O. Gurbuz

Kahramanmaraş yolunda, uçakta yanıma iki Çin vatandaşı oturdu. Kısa bir sohbet ettik. Afşin Elbistan A Termik Santralı’nda çalıştıklarını söylediler. Tesadüfün böylesi, ben de Antalya’daki büyük iklim buluşması (COP 31) öncesi bölgedeki son durumu görmeye gidiyordum. Afşin Elbistan A Termik Santralı, özelleştirme sonucu Çelikler Holding’e geçen, Türkiye’nin en büyük kömürlü termik santrallarından biri. Birkaç ay önce yüzlerce işçinin çıkarılıp yerlerine Nepal, Afganistan ve Çin’den işçilerin getirildiği iddiaları milletvekilleri tarafından dile getirilmiş, haber olmuştu. Kömür santrallarını savunanların en önemli argümanlarından biri bölgede yaşayanlara istihdam yaratmasıydı. Sanırım bu argümanın ömrü de kömür santralları gibi dolmuş.

42 yaşındaki A Santralı’nın önünde Afşin Elbistan’taki Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Mehmet Dalkanat ile buluşuyoruz. 2015’ten bu yana bölgedeki iki dev termik santrala karşı mücadele veren Dalkanat, iki santral için yılda yaklaşık 22 milyon ton kömür yakıldığını ve bunun yüzde 20’sinin kül olduğunu söylüyor. Külü havada, ovanın her yerinde görüyorsunuz. Kömür havzasına gittiğimizde tonlarca kül ve devasa kömür çukurunun büyüklüğü karşısında dehşete kapıldım. Bir yanda kül dağları, bir yanda kömür taşıyan kamyonlar. Dalkanat, “Tüm Türkiye’nin tahıl üretimini sağlayabilecek büyüklükte bir ova birkaç yıllık enerji üretimi için ortadan kayboldu” diyor ve ekliyor; “Benim arkadaşlarım vardı burada memur olarak çalışan, hiçbiri 70’i görmedi”.

2268 ERKEN ÖLÜME YOL AÇACAK
Temiz Hava Hakkı Platformu ve Türk Tabipleri Birliği temsilcisi Prof. Dr. Gamze Varol’a santralların sağlık etkilerini sordum. Varol, hazırladıkları Kara Rapor 2025’in kamuya açık sonuçlarında, Türkiye genelinde PM 2,5 kirliliğine atfedilen erken ölüm sayısının 2024 için 62 bin kişi olarak hesaplandığını hatırlattı. Termik santrallerin de bu kirlilikte payı var. Her yıl binlerce insan petrol, gaz ve kömür bağımlılığımız yüzünden yaşaması gerekenden daha az yaşıyor. Varol, “Maraş gibi, Elbistan gibi kömürlü termik santralinin olduğu yerlerde insanlar bunu misliyle yaşıyor. Maraş’taki hava kirliliğinin burada 2022 yılında 950 kişinin erken ölümüne neden olduğunu söyleyebiliyoruz” diyor. Kahramanmaraş, 2024 yılında Türkiye’nin en kirli 10 ili arasında yer almış.  Varol, kapatılması beklenirken özelleştirilen bu santrala eklenmek istenen iki yeni ünitenin de 35 yıl çalışması durumunda 2 bin 268 kişinin ölümüne yol açacağını hesapladıklarını belirtiyor.

Prof. Varol, “Partikül maddeler solunum yoluyla kan dolaşımına geçebiliyor. İngiltere'de, kömürlü termik santraller bölgesinde yaşayan gebelerin plasental yapısında ve anne kordon kanında termik santralların baca gazlarından çıkan kirleticilerin varlığı gösterilmiş. Mesane kanseri, meme kanseri riskini de artırıyor. Astım koah ve kronik bronşite neden olabiliyor. Çocukların gelişmesinden kalp damar hastalıklarına kadar bunların hepsini hava kirliliğiyle ilişkilendirebiliyoruz”.

3 ÜNİTENİN ÇEVRE İZNİ YOK
Biz oradayken 1355 megavatlık bu yaşlı santralın tek ünitesi çalışıyordu; her zaman böyle değilmiş. Santrala karşı hukuki bir süreç yürüten Greenpeace’in avukatı Gökhan Candoğan, santraldeki dört üniteden sadece birinin çevre izni olduğunu, diğer üç ünitenin zaten hukuki açıdan çalıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Yapılmak istenen ek iki üniteye karşı ve dördüncü ünitenin çevre izninin iptali için de dava açtıklarını belirten Candoğan, dördüncü ünitenin iptal davasında bilirkişinin raporunun net bir şekilde santralde yapısal sorunlar olduğunu, santralin çalışmaya başladığı anda belirlenen emisyon eşiklerini aştığını ve bunun önlenmesi için neredeyse hiçbir tedbirin alınmadığını, insan sağlığı, su ve toprak açısından çok ciddi sıkıntıların ve risklerin bulunduğu net bir şekilde anlatıyor diyor. Bu davada da iptal kararı çıkarsa dört ünitenin tamamının çevre izni olmayacak diyen Candoğan, “Bu aslında santralın kapatılması anlamına gelir. 4-5 yıllık hukuki sürecin sonunda geldiğimiz nokta artık bu santralin ekonomik ve hukuki ömrünü doldurduğu noktasıdır. Bu nedenle belki COP 31'e ev sahipliği yaptığımız şu dönemde Türkiye açısından çok önemli bir karar da çıkabilir” açıklamasını yapıyor.

Son sözü Mehmet Dalkanat söylüyor: “Önümüzdeki günlerde COP 31 iklim zirvesi var. İklim değişikliğine en çok etki eden, karbon salımı en çok olan kömürlü termik santrallar. Başkanlığını Türkiye ve Avustralya’nın yaptığı bu zirvede savundukları, gezegenin ikliminin değişmemesi için yaptıkları mücadeleyle buradaki pratik uyuşmuyor. İklim zirvesinin başkanlığını yapıyorsanız bu garabeti, bu faciayı buradan kaldırın. Yenilerini de yapmayın. 80’li yıllarda değiliz, yenilenebilir enerji gibi bir imkânımız var. Afşin-Elbistan, gördüğünüz dağlar buna müsait. Artık yeter, toprağımızı, suyumuzu, bağlarımızı bahçelerimizi kaybetmeyelim. En önemlisi, 17 bin 500 erken ölüme neden olmuş bu santrallar, devam ederse daha çok kişi ölecek. Zirveye başkanlık yapan yetkililerimizin bunu görmesini ve dur demesini istiyoruz”. Dalkıran ve konuştuğumuz kişiler adil geçişe de vurgu yapıyor, santral çalışanlarının mağdur olmadan yeni iş imkanları sağlanmasını istiyor.

***

Türkiye’nin kömür sevdası
2025 yılında Türkiye elektrik üretiminin yüzde 34’ünü kömürlü termik santrallerden üretti. Bunun yüzde 21,5’i ithal kömürle çalışan termik santrallerden sağlandı. Yenilenebilir enerji kurulu gücü ve elektrik üretimindeki payı artsa da kömürlü termik santrallardan vazgeçilmemesi iklimi değiştiren seragazı emisyonlarını artırmaya devam ediyor. Türkiye’nin seragazı emisyonları 2024 yılında yüzde 5,3 oranında artarak 584 milyon tona ulaştı. Türkiye Avrupa’da kömürlü termik santrallarını kapatacağını açıklamayan beş ülkeden biri.

Oğuz Türkyılmaz

Özgür Gürbüz-BirGün / 17 Ekim 2026

Yazması, kabullenmesi gerçekten çok zor ama Oğuz Türkyılmaz ağabeyimiz bir süre önce aramızdan ayrıldı. Onu BirGün’deki yazılarından, enerji konusundaki demeçlerinden hatırlayacaksınız. Benim içinse enerji konularında ne zaman uzmanlığına başvursam yol gösteren, bilgi veren bir ağabeydi. Devrimci duruşu ve öngörüleriyle yol gösteren, gelişmeme çok katkıda bulunan bir büyüğümüzdü. Uzun telefon konuşmalarımızı, bilgi paylaşan e-postalarını ve değişime kapalı olmayan duruşunu çok özleyeceğim.

Oğuz Türkyılmaz deyince aklıma hemen planlama ve içine halkı da alan bir kamu tanımı geliyor. Bugün (17 Ekim 2026) Oğuz Türkyılmaz’ın anısına Ankara'daki Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinliğin başlığı da “Enerji Toplum İçindir”. Türkyılmaz’ın da çekirdek kadrosunda yer aldığı 21. Yüzyıl İçin Planlama grubu ile Makina Mühendisleri Odası’nın ortak etkinliğinde dostları Oğuz Ağabeyi, çalışmalarını anlatacak.

Oğuz Türkyılmaz’ın enerji meselesinin çözümüne dair 2020 yılında bir sunum için kaleme aldığı şu görüşünü hatırlayalım: “Enerji politikalarını, toplum çıkarlarını gözeten, kamusal hizmet anlayışına uygun olarak, kamusal planlama ilkeleri dahilinde yeniden düzenlemeliyiz. Planlamanın temel bir tercih olduğu, yeni bir kurumsallaşma üzerinden, demokratik katılım mekanizmalarıyla, bütünleşik kaynak planlaması anlayışıyla; toplum ve ülke çıkarlarını gözeten kısa, orta ve uzun vadeli Strateji Belgeleri, Beş Yıllık Planlar, Yol Haritaları, Eylem Planları hazırlamalı ve uygulamalıyız. Ülkenin geleceğine yön verecek belgeler, sermaye iktidarlarının yaptığı gibi, yabancı ülkelerin kurum ve şirketleri eliyle değil, ülkemizin ilgili, birikimli kurum ve kadrolarıyla hazırlamalıyız”.

Türkyılmaz, siyasetle iç içe yürüttüğü çalışmalara son dönemde Sol Parti’de, enerji alanında devam ediyordu. Ayrıca Avrupa Sol Partileri toplantılarında partisini temsil ediyordu. 12 Eylül döneminde yaşadıklarına rağmen halkçı bir siyasetten uzak durmadı. Bu durumu, 2018 yılında Mühendis ve Makina’da yayımlanan bir söyleşisinde, “…oysa militan olma gibi bir iddiam hiç yoktu benim. Edebiyata meraklı, toplumsal sorunlarla ilgili, okuyan yazan, kültür sanat sevdalısı bir gençtim. Ama ortam o kadar politikti ki, ben de hızla politikleşmiştim” diyerek anlatır.

Türkyılmaz’ın en önemli özelliklerinden biri de bilime inanması, bilgilerini sürekli güncellemesiydi. Onunla ilk tanıştığımız günlerde yerli kömürün sınırlı da olsa kullanımı üzerine söylemleri vardı. Bunun iklim krizini büyüteceği yönündeki itirazlarımızı hep dikkatle dinlerdi. Tartışmalarımızdan etkilendiğini kendisi de birçok kez toplum içinde büyük bir alçakgönüllülükle söylediği için burada yazmakta bir kusur bulmuyorum. Onun gibi alanında uzman kişilerde çok rastlamadığımız bir durumdu; Oğuz Ağabey’i farklı kılan özelliklerinden biri de buydu.

İklim krizinin boyutlarını yukarıda da alıntıladığım “Demokratik Enerji Programı Üzerine Notlar” yazısında şöyle özetlemişti: “Sermaye birikim rejiminin sınırsız büyüme eğilimi ile birlikte, enerji sektörü kamusal bir düzlemden çıkartılarak özel tekellerin kâr egemenliğine teslim edilmiş ve ortaya fosil kaynaklara dayalı, yüksek karbon emisyonlu bir ekonomik yapı çıkmıştır. Bu yapıda tekellerin fosil yakıt temelli politikaları nedeniyle küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımları dünyayı tehdit eder bir konuma gelmiştir. Bu politikaların bir diğer sonucu, enerji yoksulluğu ve yoksunluğunun dayanılmaz bir boyuta ulaşmış olmasıdır. Bu yapı artık sürdürülemez bir noktaya gelmiştir.”

Sürdürülemez yapı geride bıraktığımız sel ve su baskınlarıyla kendini bir kez daha gösterdi. İklim krizinin aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artıracağını bize bilim yıllardır söylüyordu. Hem iklim krizini durdurma hem de iklim krizine uyum konusunda gerekli önlemleri almakta gecikiyoruz. Planlamanın önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Küresel ısınmaya neden olan kömür santrallarını ne zaman kapatacağız? Kentlerimizi değişen iklim koşullarına göre inşa etmeye ne zaman başlayacağız? Hükümetin yaptığı gibi, bir yandan COP 31 gibi iklim konferanslarına ev sahipliği yapıp öte yandan petrol ve kömür aramaya devam mı edeceğiz? Bu riyakarlık daha kaç can alacak, kaç ev yıkılacak, kaç şehir sular altında kalacak?

Enerji toplum içindir. Yaşamını sürdürebilmesi, hayatını kolaylaştırması için. Şirketler daha çok kâr elde etsin diye değil. Topluma, ihtiyaç duyduğu enerjiyi, yaşam güvencesi içerisinde sunmak, dünyanın sınırlarını tanıyan bir enerji politikası oluşturmak zorundayız. Oğuz Ağabey’in bizden isteği de sanırım bu olurdu.

Türkiye COP 31’e hazırlanıyor

Özgür Gürbüz-BirGün / 20 Eylül 2026

Afşin Elbistan A - O. Gurbuz 
Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların kullanımı iklimi değiştiriyor. Fosil yakıtlar kullanıldıkça atmosfere karbondioksit gibi seragazları bırakılıyor. Seragazı miktarı arttıkça küresel ısınma hızlanıyor, aşırı hava olaylarının sayısını ve şiddetini artırıyor. Sonrası görülmedik yağışlar, bitmeyen kuraklıklar, daha sık görülen sıcak hava dalgaları, tetiklenen orman yangınları, beklenemdik fırtınalar ve dolular…

Küresel bir sorunun çözümü için devletlerin bir araya gelmesi gerek. O yüzden her yıl toplanıyorlar; bu yılki toplantı Antalya’da. Türkiye, 9 Kasım 2026’da Antalya’da başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31’inci Taraflar Konferansı’nın ev sahibi. İklim değişikliğini durdurmak için 200’e yakın devletin, sivil toplum örgütlerinin ve iş dünyasının bir araya geleceği bu toplantıya Türkiye de çok sıkı hazırlanıyor. Neler yapıyor, anlatalım.

İki dev kömürlü termik santral yüzünden kış aylarında “siyah kar yağdı” haberleriyle gündeme gelen Afşin-Elbistan’daki A Termik Santralı’na, santralın yaklaşık yarısı gücünde ek ünite yapılması için Çelikler Holding uğraşıyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu hazırlandı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da bu rapora ÇED olumlu kararı verdi. Çevreciler, sağlıkçılar ve o bölgede oturanlar itiraz etti ÇED olumlu kararı iptal edildi. Halk kurtulduk derken, COP 31’e başkanlık yapacak Çevre Bakanı Murat Kurum’un bakanlığı bu mahkeme kararına itiraz etti. Antalya’da “iklim koruyucusu” olacak Kurum, Afşin’de yeni kömür santralı yapılsın diye uğraşıyor.

Cengiz Holding, Karabiga’da ithal kömürle çalışan termik santralına, devasa bir termik santral (1050 MW) daha eklemek üzere ÇED sürecini başlattı. COP 31’in ev sahibinden çıt çıkmadı. Kömür iklimi değiştirdiği gibi hava kirliliğinin de başlıca sorumlularından.

YK Enerji, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarına kömür sağlamak için Muğla Akbelen ve civarındaki maden sahalarını genişletmek istiyor. Cumhurbaşkanı işlerini kolaylaştırmak için acil kamulaştırma kararı bile aldı. Kararın yürütmesi durdurulsa da dava süreci devam ediyor. Hükümet ve devlet kömürcülerin yanında olduğunu her fırsatta hissettiriyor. Her yıl binlerce insanın canını alan iklim krizini körüklemekte kamu yararı olduğunu bile iddia edebiliyorlar.

Kırklareli’nde ENKA Kırklareli Elektrik Üretim A.Ş., 852 MW gücünde büyük bir gaz santralı açtı. Gaz, elektrik üretiminde kömürden sonra en çok seragazı emisyonuna yol açan ve iklimi değiştiren enerji kaynağı. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, mayıs ayında gaz santralının açılışına bizzat katılarak COP 31 hazırlıklarını bir adım ileri götürdü.

COP 31 hazırlıkları bunlarla sınırlı değil elbette, her gün bir başka adım daha atılıyor.

5 Eylül günü, “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ’da, petrol ve gaz araması için onlarca sahanın acele kamulaştırılması için Cumhurbaşkanı Kararı alındı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Türkiye’nin toplam seragazı emisyonları içinde ulaşım kaynaklı emisyonların payı yaklaşık yüzde 17. Burada aslan payı petrolde ama Türkiye ulaşımı karayolundan demiryoluna, otomobilden toplu taşımaya kaydırmak yerine petrol aramak için çok değerli tarım arazilerini sondaja açıyor. Mazot fiyatı 100 lirayı geçince de bizim ne suçumuz var diyorlar. Demiryolu yerine duble yol yaparken, havaalanı açarken iyiydi ama.

17 Eylül günü Resmi Gazete’de yayımlanan bir başka kararla 4 bin 300 hektardan fazla ormanlık alan orman sınırları dışına çıkarıldı, yani talana açıldı. Bu kaçıncı karar, saymak mümkün değil. Orman demek yutak alan demek. Ağaçlar karbondioksiti hapsettikleri için iklim kriziyle mücadelede çok önemli bir rol oynuyor. Ormanları, konuta, madene açtıkça, Türkiye’nin yutak alanları zarar görüyor, daha az karbon tutuyoruz. Bu da iklimi değiştiriyor.

COP 31 Türkiye’nin iklim politikasını zerre değiştirmiyor, kömürlü termik santrallardan vazgeçme kararı bile alamadılar. Avrupa’da bu kararı almayan 5 ülke kaldı. Bu işten sadece Antalya’daki otel sahipleri ve uçak şirketleri karlı çıkacak gibi görünüyor. Sözün kısası şu: Türkiye COP 31 hazırlıklarını sürdürüyor.

Akbelen’de şaka gibi uzman görüşü

 Özgür Gürbüz-BirGün / 6 Eylül 2026

Maden ocakları, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarının kömür ihtiyacını karşılamak için Akbelen Ormanları’nı kemirmeye devam ediyor. Tahribat her geçen gün artsa da köylüler ve çevreciler kömür madenine ve termik santrallara karşı direniyor. Hükümet ise aldığı kararlarla köylüyü daha zor durumda bırakıyor. Madenlerin acele kamulaştırma yoluyla genişletilmesi kararı da böyle bir karardı. Akbelen’de yaşayan Esra Işık, bu kararı protesto ederken tutuklanmış, günlerce hapiste yattıktan sonra serbest bırakılmış ama 2 yıl 1 ay hapis cezası almıştı.

Danıştay 6. Dairesi’nin esas hakkında karar verilene kadar acele kamulaştırmanın yürütmesinin durdurulmasını istemesinin ardından devreye şirketin siparişiyle rapor hazırlayan “uzmanlar girdi. İTÜ’den altı öğretim üyesi, YK Enerji’nin isteği üzerine termik santrallara ihtiyaç olup olmadığıyla ilgili bir rapor hazırladı. Umarım Danıştay bu rapora bakarak karar vermez! Rapor yanıltıcı bilgilerle dolu.

Uzman raporunda Türkiye’nin enerji ithalatına 70 milyar dolar ödediği söylenmiş ve çözüm için yerli linyit işaret edilmiş. Doğrusu şu: Türkiye’nin 2025 yılında 62,5 milyar doları bulan enerji ithalatında aslan payı petrole ait ve onu da gaz izler. Kömürün petrolü ve gazı ikame edebilmesi için ulaşımın, ısıtmanın tamamen elektrikli olması, sanayide petrol ve gaz kullanımı yerine elektrik kullanılması gerekir. Türkiye’de henüz böyle bir durum yok. Elektrik kullanımı yaygınlaşsa bile, elektriği kömürden daha ucuza, çevreye ve iklime zarar vermeden üreten yenilenebilir enerji kaynakları dururken niye kömür gibi kirli bir kaynaktan elektrik üretelim?  

Uzmanlar, enerji arz güvenliği için kömür santrallarına ihtiyaç var, dolayısıyla da yeni kömür madenleri açılmalı demiş. Hatta adres göstermeden Avrupa’daki elektrik kesintilerinin bile yenilenebilir enerji kaynaklı olduğunu iddia etmiş. İspanya-Portekiz’deki kesintinin yenilenebilir enerji değil yönetimsel bir sorun olduğu ENTSO raporlarında yazıyor, o raporları okumadan, ezbere yorum yapılmış. Üstelik bu yaz, Avrupa’da kuraklık nedeniyle kapatılan veya kapasitesi düşürülen nükleer ve termik santral haberleri her gün önümüze düşerken, arz güvenliği sorunu yaratıyor diye yenilenebilir enerjiyi suçlamak pek ciddiye alınacak bir sav değil.

Enerji arz güvenliği iddiasını rakamlarla da çürütelim. Türkiye’nin enerji santrallarının kurulu gücü 126 GW. En yüksek talebin olduğu gün ve saatte gereken kurulu güç ise 60 GW. Hükümetin açıkladığı hedeflere göre 2035'e kadar 70 GW daha rüzgar ve güneş gücünün şebekeye eklenmesinin planlandığını biliyoruz. Bu da kurulu gücün başka hiçbir ek olmasa bile 2035’te en az 196 GW olacağını gösteriyor. TEİAŞ'ın projeksiyonuna göre o tarih için en yüksek talep tahmini ise 92 GW. Talebin iki katı kurulu güç planlanırken, toplam kurulu gücü 1 GW’ı biraz geçen iki termik santrala mı muhtaç kalacak Türkiye?

Uzmanların olayı anlaması için şu notu da yazalım. Elbette yenilenebilir enerjinin sürekli olmaması onları yedekleyecek başka santrallara ve elektrik depolama sistemlerine ihtiyacı artıracak. Türkiye’de bu uygulamayı bir süredir görüyoruz zaten. Güneş ve rüzgarın olduğu zamanlarda barajlar yedeğe alınıyor, özellikle akşam saatlerinde ise kapaklar açılarak bir batarya gibi kullanılıyor. Uzmanlar TEİAŞ’ın günlük verilerine baksa bu durumu görürdü.

Kaldı ki, mevcut enerji yönetimi 33 bin megavatı bulan elektrik depolama santralına ön lisans vererek, enerji yönetiminde baz yük santrallara duyulan gereksinimi azaltacak bir adım daha attı. Yeni rüzgar ve güneş santralı kurmak isteyene elektrik depolama tesisi de kur diyor. Uzmanlar bilerek ya da bilmeyerek hükümetin bu enerji politikasına itiraz ediyor da olabilir tabi.

Biyokütle, hidroelektrik, jeotermal gibi istendiğinde devreye girebilen yenilenebilir enerji kaynakları ile batarya kapasitesinin rüzgar ve güneş üretimini dengeleyecek şekilde planlanması bu sistemi yürütebilir. Türkiye’nin elektrik üretiminde yüzde 2’lik bir paya sahip termik santrallar için enerji arz güvenliği bahanesini kullanmak inandırıcı değil. Türkiye’nin elektrikte enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyeli yüzde 25’lere varıyor. DPT raporlarında bu rakamlar var.

Uzmanların ekonomik sürdürülebilirlik açısından kömürlü termik santrallara ihtiyaç var söylemine de hükümetin Suudi Arabistan’la yaptığı anlaşmadan rakamlarla yanıt verelim. Suudi Arabistan kuracağı güneş santralından üreteceği elektriği kilovatsaati 2,3 dolar sentten satacağını taahhüt eti. Daha önceki güneş ihalelerinde (YEKA) bundan bile düşük fiyatlar verilmişti. Kapasite mekanizması adı altında yerli kömür santrallarına verilen alım garantileri bu rakamların çok üstündeydi. Güneş santrallarının yanına elektrik depolama için dev bataryalar konsa, yani akşam saatlerinde de elektrik üreten hale getirilse bile, kömürden ucuza üretim yapacağını gösteren onlarca rapor var. Uzmanlar isterse seve seve paylaşırım.