Elbistan’dan Antalya’ya mesaj var

Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler iklim konferansı öncesi Elbistan’dan hükümete 17 bin 500 erken ölüme neden olan kömür santrallarını kapatma çağrısı geldi.

Özgür Gürbüz - BirGün / 29 Ekim 2026

Afşin Elbistan A termik santralı ve kömür havzası - Foto: O. Gurbuz

Kahramanmaraş yolunda, uçakta yanıma iki Çin vatandaşı oturdu. Kısa bir sohbet ettik. Afşin Elbistan A Termik Santralı’nda çalıştıklarını söylediler. Tesadüfün böylesi, ben de Antalya’daki büyük iklim buluşması (COP 31) öncesi bölgedeki son durumu görmeye gidiyordum. Afşin Elbistan A Termik Santralı, özelleştirme sonucu Çelikler Holding’e geçen, Türkiye’nin en büyük kömürlü termik santrallarından biri. Birkaç ay önce yüzlerce işçinin çıkarılıp yerlerine Nepal, Afganistan ve Çin’den işçilerin getirildiği iddiaları milletvekilleri tarafından dile getirilmiş, haber olmuştu. Kömür santrallarını savunanların en önemli argümanlarından biri bölgede yaşayanlara istihdam yaratmasıydı. Sanırım bu argümanın ömrü de kömür santralları gibi dolmuş.

42 yaşındaki A Santralı’nın önünde Afşin Elbistan’taki Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Mehmet Dalkanat ile buluşuyoruz. 2015’ten bu yana bölgedeki iki dev termik santrala karşı mücadele veren Dalkanat, iki santral için yılda yaklaşık 22 milyon ton kömür yakıldığını ve bunun yüzde 20’sinin kül olduğunu söylüyor. Külü havada, ovanın her yerinde görüyorsunuz. Kömür havzasına gittiğimizde tonlarca kül ve devasa kömür çukurunun büyüklüğü karşısında dehşete kapıldım. Bir yanda kül dağları, bir yanda kömür taşıyan kamyonlar. Dalkanat, “Tüm Türkiye’nin tahıl üretimini sağlayabilecek büyüklükte bir ova birkaç yıllık enerji üretimi için ortadan kayboldu” diyor ve ekliyor; “Benim arkadaşlarım vardı burada memur olarak çalışan, hiçbiri 70’i görmedi”.

2268 ERKEN ÖLÜME YOL AÇACAK
Temiz Hava Hakkı Platformu ve Türk Tabipleri Birliği temsilcisi Prof. Dr. Gamze Varol’a santralların sağlık etkilerini sordum. Varol, hazırladıkları Kara Rapor 2025’in kamuya açık sonuçlarında, Türkiye genelinde PM 2,5 kirliliğine atfedilen erken ölüm sayısının 2024 için 62 bin kişi olarak hesaplandığını hatırlattı. Termik santrallerin de bu kirlilikte payı var. Her yıl binlerce insan petrol, gaz ve kömür bağımlılığımız yüzünden yaşaması gerekenden daha az yaşıyor. Varol, “Maraş gibi, Elbistan gibi kömürlü termik santralinin olduğu yerlerde insanlar bunu misliyle yaşıyor. Maraş’taki hava kirliliğinin burada 2022 yılında 950 kişinin erken ölümüne neden olduğunu söyleyebiliyoruz” diyor. Kahramanmaraş, 2024 yılında Türkiye’nin en kirli 10 ili arasında yer almış.  Varol, kapatılması beklenirken özelleştirilen bu santrala eklenmek istenen iki yeni ünitenin de 35 yıl çalışması durumunda 2 bin 268 kişinin ölümüne yol açacağını hesapladıklarını belirtiyor.

Prof. Varol, “Partikül maddeler solunum yoluyla kan dolaşımına geçebiliyor. İngiltere'de, kömürlü termik santraller bölgesinde yaşayan gebelerin plasental yapısında ve anne kordon kanında termik santralların baca gazlarından çıkan kirleticilerin varlığı gösterilmiş. Mesane kanseri, meme kanseri riskini de artırıyor. Astım koah ve kronik bronşite neden olabiliyor. Çocukların gelişmesinden kalp damar hastalıklarına kadar bunların hepsini hava kirliliğiyle ilişkilendirebiliyoruz”.

3 ÜNİTENİN ÇEVRE İZNİ YOK
Biz oradayken 1355 megavatlık bu yaşlı santralın tek ünitesi çalışıyordu; her zaman böyle değilmiş. Santrala karşı hukuki bir süreç yürüten Greenpeace’in avukatı Gökhan Candoğan, santraldeki dört üniteden sadece birinin çevre izni olduğunu, diğer üç ünitenin zaten hukuki açıdan çalıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Yapılmak istenen ek iki üniteye karşı ve dördüncü ünitenin çevre izninin iptali için de dava açtıklarını belirten Candoğan, dördüncü ünitenin iptal davasında bilirkişinin raporunun net bir şekilde santralde yapısal sorunlar olduğunu, santralin çalışmaya başladığı anda belirlenen emisyon eşiklerini aştığını ve bunun önlenmesi için neredeyse hiçbir tedbirin alınmadığını, insan sağlığı, su ve toprak açısından çok ciddi sıkıntıların ve risklerin bulunduğu net bir şekilde anlatıyor diyor. Bu davada da iptal kararı çıkarsa dört ünitenin tamamının çevre izni olmayacak diyen Candoğan, “Bu aslında santralın kapatılması anlamına gelir. 4-5 yıllık hukuki sürecin sonunda geldiğimiz nokta artık bu santralin ekonomik ve hukuki ömrünü doldurduğu noktasıdır. Bu nedenle belki COP 31'e ev sahipliği yaptığımız şu dönemde Türkiye açısından çok önemli bir karar da çıkabilir” açıklamasını yapıyor.

Son sözü Mehmet Dalkanat söylüyor: “Önümüzdeki günlerde COP 31 iklim zirvesi var. İklim değişikliğine en çok etki eden, karbon salımı en çok olan kömürlü termik santrallar. Başkanlığını Türkiye ve Avustralya’nın yaptığı bu zirvede savundukları, gezegenin ikliminin değişmemesi için yaptıkları mücadeleyle buradaki pratik uyuşmuyor. İklim zirvesinin başkanlığını yapıyorsanız bu garabeti, bu faciayı buradan kaldırın. Yenilerini de yapmayın. 80’li yıllarda değiliz, yenilenebilir enerji gibi bir imkânımız var. Afşin-Elbistan, gördüğünüz dağlar buna müsait. Artık yeter, toprağımızı, suyumuzu, bağlarımızı bahçelerimizi kaybetmeyelim. En önemlisi, 17 bin 500 erken ölüme neden olmuş bu santrallar, devam ederse daha çok kişi ölecek. Zirveye başkanlık yapan yetkililerimizin bunu görmesini ve dur demesini istiyoruz”. Dalkıran ve konuştuğumuz kişiler adil geçişe de vurgu yapıyor, santral çalışanlarının mağdur olmadan yeni iş imkanları sağlanmasını istiyor.

***

Türkiye’nin kömür sevdası
2025 yılında Türkiye elektrik üretiminin yüzde 34’ünü kömürlü termik santrallerden üretti. Bunun yüzde 21,5’i ithal kömürle çalışan termik santrallerden sağlandı. Yenilenebilir enerji kurulu gücü ve elektrik üretimindeki payı artsa da kömürlü termik santrallardan vazgeçilmemesi iklimi değiştiren seragazı emisyonlarını artırmaya devam ediyor. Türkiye’nin seragazı emisyonları 2024 yılında yüzde 5,3 oranında artarak 584 milyon tona ulaştı. Türkiye Avrupa’da kömürlü termik santrallarını kapatacağını açıklamayan beş ülkeden biri.

Oğuz Türkyılmaz

Özgür Gürbüz-BirGün / 17 Ekim 2026

Yazması, kabullenmesi gerçekten çok zor ama Oğuz Türkyılmaz ağabeyimiz bir süre önce aramızdan ayrıldı. Onu BirGün’deki yazılarından, enerji konusundaki demeçlerinden hatırlayacaksınız. Benim içinse enerji konularında ne zaman uzmanlığına başvursam yol gösteren, bilgi veren bir ağabeydi. Devrimci duruşu ve öngörüleriyle yol gösteren, gelişmeme çok katkıda bulunan bir büyüğümüzdü. Uzun telefon konuşmalarımızı, bilgi paylaşan e-postalarını ve değişime kapalı olmayan duruşunu çok özleyeceğim.

Oğuz Türkyılmaz deyince aklıma hemen planlama ve içine halkı da alan bir kamu tanımı geliyor. Bugün (17 Ekim 2026) Oğuz Türkyılmaz’ın anısına Ankara'daki Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinliğin başlığı da “Enerji Toplum İçindir”. Türkyılmaz’ın da çekirdek kadrosunda yer aldığı 21. Yüzyıl İçin Planlama grubu ile Makina Mühendisleri Odası’nın ortak etkinliğinde dostları Oğuz Ağabeyi, çalışmalarını anlatacak.

Oğuz Türkyılmaz’ın enerji meselesinin çözümüne dair 2020 yılında bir sunum için kaleme aldığı şu görüşünü hatırlayalım: “Enerji politikalarını, toplum çıkarlarını gözeten, kamusal hizmet anlayışına uygun olarak, kamusal planlama ilkeleri dahilinde yeniden düzenlemeliyiz. Planlamanın temel bir tercih olduğu, yeni bir kurumsallaşma üzerinden, demokratik katılım mekanizmalarıyla, bütünleşik kaynak planlaması anlayışıyla; toplum ve ülke çıkarlarını gözeten kısa, orta ve uzun vadeli Strateji Belgeleri, Beş Yıllık Planlar, Yol Haritaları, Eylem Planları hazırlamalı ve uygulamalıyız. Ülkenin geleceğine yön verecek belgeler, sermaye iktidarlarının yaptığı gibi, yabancı ülkelerin kurum ve şirketleri eliyle değil, ülkemizin ilgili, birikimli kurum ve kadrolarıyla hazırlamalıyız”.

Türkyılmaz, siyasetle iç içe yürüttüğü çalışmalara son dönemde Sol Parti’de, enerji alanında devam ediyordu. Ayrıca Avrupa Sol Partileri toplantılarında partisini temsil ediyordu. 12 Eylül döneminde yaşadıklarına rağmen halkçı bir siyasetten uzak durmadı. Bu durumu, 2018 yılında Mühendis ve Makina’da yayımlanan bir söyleşisinde, “…oysa militan olma gibi bir iddiam hiç yoktu benim. Edebiyata meraklı, toplumsal sorunlarla ilgili, okuyan yazan, kültür sanat sevdalısı bir gençtim. Ama ortam o kadar politikti ki, ben de hızla politikleşmiştim” diyerek anlatır.

Türkyılmaz’ın en önemli özelliklerinden biri de bilime inanması, bilgilerini sürekli güncellemesiydi. Onunla ilk tanıştığımız günlerde yerli kömürün sınırlı da olsa kullanımı üzerine söylemleri vardı. Bunun iklim krizini büyüteceği yönündeki itirazlarımızı hep dikkatle dinlerdi. Tartışmalarımızdan etkilendiğini kendisi de birçok kez toplum içinde büyük bir alçakgönüllülükle söylediği için burada yazmakta bir kusur bulmuyorum. Onun gibi alanında uzman kişilerde çok rastlamadığımız bir durumdu; Oğuz Ağabey’i farklı kılan özelliklerinden biri de buydu.

İklim krizinin boyutlarını yukarıda da alıntıladığım “Demokratik Enerji Programı Üzerine Notlar” yazısında şöyle özetlemişti: “Sermaye birikim rejiminin sınırsız büyüme eğilimi ile birlikte, enerji sektörü kamusal bir düzlemden çıkartılarak özel tekellerin kâr egemenliğine teslim edilmiş ve ortaya fosil kaynaklara dayalı, yüksek karbon emisyonlu bir ekonomik yapı çıkmıştır. Bu yapıda tekellerin fosil yakıt temelli politikaları nedeniyle küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımları dünyayı tehdit eder bir konuma gelmiştir. Bu politikaların bir diğer sonucu, enerji yoksulluğu ve yoksunluğunun dayanılmaz bir boyuta ulaşmış olmasıdır. Bu yapı artık sürdürülemez bir noktaya gelmiştir.”

Sürdürülemez yapı geride bıraktığımız sel ve su baskınlarıyla kendini bir kez daha gösterdi. İklim krizinin aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artıracağını bize bilim yıllardır söylüyordu. Hem iklim krizini durdurma hem de iklim krizine uyum konusunda gerekli önlemleri almakta gecikiyoruz. Planlamanın önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Küresel ısınmaya neden olan kömür santrallarını ne zaman kapatacağız? Kentlerimizi değişen iklim koşullarına göre inşa etmeye ne zaman başlayacağız? Hükümetin yaptığı gibi, bir yandan COP 31 gibi iklim konferanslarına ev sahipliği yapıp öte yandan petrol ve kömür aramaya devam mı edeceğiz? Bu riyakarlık daha kaç can alacak, kaç ev yıkılacak, kaç şehir sular altında kalacak?

Enerji toplum içindir. Yaşamını sürdürebilmesi, hayatını kolaylaştırması için. Şirketler daha çok kâr elde etsin diye değil. Topluma, ihtiyaç duyduğu enerjiyi, yaşam güvencesi içerisinde sunmak, dünyanın sınırlarını tanıyan bir enerji politikası oluşturmak zorundayız. Oğuz Ağabey’in bizden isteği de sanırım bu olurdu.