Az kalsın fidan dikeceklerdi

Özgür Gürbüz-BirGün / 27 Haziran 2026

Ankara’daki NATO zirvesi öncesi onlarca kişi gözaltına alındı, 103 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında aralarında Türkiye’de yıllardır çevrenin korunması için çalışan TEMA Vakfı ‘nın yaşları 60 ila 79 arasında değişen 42 gönüllüsü de vardı. Vakfın Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in de aralarında olduğu altı TEMA gönüllüsü tutuklandı. Sadece çevreciler değil, akademisyenler, avukatlar, sendikacılar da bir “torba gözaltı” hamlesiyle kendilerini emniyette ve hapiste buldu.

TEMA Vakfı adını erozyonla mücadele ve ağaçlandırma çalışmalarıyla duyurmuştu. Bu çalışmaları da devam ediyor, yıllar boyunca yaptıkları faydalı işler de ortada. O yüzden de çevreci dostlarımızın evlerindeki fidanları dikmeden, başarılı bir operasyonla gözaltına alındığını düşünüyorum. Düşünsenize, ya bir de o fidanları dikselerdi? NATO için büyük bir tehdide dönüşecek meşe palamutlarının, Ankara etrafında konuşlandırıldığını düşünmek bile istemiyorum. Yaşları 70’in üzerindeki çevreci kadınlara “silahlı eğitim aldınız mı” sorusu da çok yerinde olmuş. Fidan dikerken kullandıkları çapalarla kim bilir ne eylemler planlıyorlardı?

Neyse ki büyüklerimiz bizim yerimize düşünüyor hatta bizim görmediklerimizi görüyor. Ankara’nın gecekondularını görüp, paravanların arkasına aldılar örneğin. Herkesin bizi kıskandığı ülkemizde sıvasız, çerçevesiz evler olduğunu aklımızdan bile geçiremez, tahmin bile edemezdik. Onlar biliyormuş, hemen boyayıverdiler beyaza. Boyamakla düzelmeyecek olanları da paravanların arkasında sakladılar. Sokaklardaki hayvanları bile görüyor büyüklerimiz, NATO’yu ısırır, tırmalarlar diye onların da toplatılmasını istediler. Aslında Ankara’yı tatile gönderseler çok daha pratik bir çözüm olurdu ama 24 yıl sonunda bütçenin durumu malumunuz…

Şaka bir yana durum vahim. Dünyanın en büyük silahlı birliğinin, yoksul halktan, sokaktaki kediden, fidan diken teyzeden, üniversitedeki hocadan korktuğuna mı inanalım yoksa dünyaya ve Türkiye’ye “her şey tıkırında” mesajı veren hükümetin, halkının NATO zirvesi için Ankara’ya geleceklere, ülkenin gerçek durumunu anlatmasından çekindiğine mi? Doğru yanıt “b” seçeneği gibi görünüyor. Hükümetin istediği gibi yazıp çizmeyecek gazetecilere toplantıyı izleme şansı bile verilmemesi de bunu ispatlıyor.

Hükümet, NATO zirvesi sırasında sadece iktidarlarına övgüler yağdıran ve toz kondurmayanların haber yapmasını istiyor. Ankara sokaklarında bu iktidara biat eden yurttaşların dolaşmasını tercih ediyor. Halklarını yoksul bıraktıkları için utanmıyorlar ama yoksul halkın yabancılar tarafından görülmesini istemiyorlar.

Akademisyenleri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Avukatları sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Çevrecileri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Sendikacıları sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Gazetecileri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Hayvanları sevmiyorlar, toplatıyorlar.
Yoksulu sevmiyorlar, gizliyorlar.

Her şey karşılıklı elbette bu dünyada, onu unutuyorlar.  

Rüzgar, güneş artıyor ama emisyonlar düşmüyor

Özgür Gürbüz-BirGün / 7 Haziran 2026

Foto: pexels.com

 Enerji Bakanlığı bir süredir Türkiye’nin yenilenebilir enerji santrallarının kurulu gücünün artışına dair paylaşımlar yapıyor. Türkiye’nin 125 bin megavatı geçen elektrik santralları kurulu gücünün yüzde 33’ü güneş ve rüzgardan oluşuyor. Hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle santrallarını da eklersek yenilenebilir enerjinin payı yüzde 62’lere ulaşıyor.

Asıl önemli olan ise kurulu güçteki değil elektrik üretimindeki pay. Aynı güçteki gaz santralıyla güneş santralı aynı miktarda elektrik üretmediği için kurulu güç yanıltıcı oluyor. Elektrik üretiminde de dengeler değişiyor. Düşük karbonlu dediğimiz yenilenebilir enerji kaynakların payı 2025 yılında yüzde 43,7’ye ulaştı. 2026 yılının aşırı yağışlı geçmesi nedeniyle bu yıl sonunda muhtemelen daha yüksek oranları bile görebiliriz. 2020’de de benzer bir durum yaşanmıştı. Güneş ve rüzgarın payı düşük olmasına rağmen hidroelektriğin katkısıyla yenilenebilir enerjinin payı yüzde 42’ye ulaşmıştı.

Yenilenebilir enerji santrallarının en büyük avantajı, elektrik üretirken iklim krizine yol açan seragazı salımı yapmamaları. Yenilenebilir enerjinin payı bu kadar artarken Türkiye’nin seragazı emisyonları ise azalmıyor tersine artmaya devam ediyor. İnsan şaşırıyor, azalması gerekmez miydi?

İşte terslik de burada. 2020 yılında 534 milyon tonu bulan seragazı emisyonları 2024 sonunda 584 milyon ton karbondioksit eşdeğerini geçti. Kurulan onca güneş ve rüzgar santralı boşa mı gitti? Elbette hayır ama amaç iklim krizini durdurmaksa bu santrallar henüz o amaca hizmet ediyor diyemeyiz. Ortada bir mantık hatası var.

Türkiye’nin seragazı emisyonlarının yüzde 71’den fazlası enerji sektöründen kaynaklanıyor. Kömür, petrol ve gaz (fosil yakıtlar) kullandıkça emisyonların azalması mümkün değil. Evinizde duman çıkaran bir kömür sobası olduğunu düşünün. O duman evinizi ısıtıyor, yaşanmaz hale getiriyor. Siz o sobayı söndürmek yerine yanına güneş sobası koyuyorsunuz. Duman yine orada…

Ülkede kömür santralları durdukça yanına istediğiniz kadar rüzgar türbini ya da güneş paneli dikin, bu emisyonları etkilemiyor. Emisyon azaltımı için kömür santrallarından başlayarak fosil yakıt kullanan elektrik santrallarını kapatmamız gerek. Beraberinde ulaşım, kentleşme ve sanayi politikalarını da değiştirmeliyiz. Kentlerde elektrikle çalışan toplu taşımaya ve bisiklete, kombi ve klima yerine ısı pompasıyla ısıtılan ve soğutulan binalara, uçağa değil trene geçmezsek, yenilenebilir enerjiden ürettiğimiz elektriğin emisyon azaltımına katkısı sınırlı olur. Seragazı rakamları da mevcut politikaların sonuç vermediğini net bir şekilde gösteriyor.

Türkiye ev sahipliği yapacağı COP 31’e giderken belli ki yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışı ön plana çıkaracak. Pembe bir tablo çizmeye çalışacak. Planlama ve doğru hedefler olmadan kapasite artışının sonuç vermeyeceğini, bunun bir göz boyamadan ibaret olduğunu anlatmak bizim görevimiz. Termik santrallara kömür sağlamak için Muğla’da kamulaştırma yaparken, bu yanlış karara direnen Esra Işık’ı hapse atarken, Afşin Elbistan termik santralına iki yeni ünite eklenmesine yeşil ışık yakıp, üç hafta önce Kırklareli’nde gaz santralı açarken, yenilenebilir enerjinin payını artırdık demenin bir anlamı yok. Kömürlü termik santralları ne zaman kapatıyoruz ey hükümet, sen bize bir tarih ver sonra COP 31’i konuşuruz.