Akbelen’de şaka gibi uzman görüşü

 Özgür Gürbüz-BirGün / 6 Eylül 2026

Maden ocakları, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarının kömür ihtiyacını karşılamak için Akbelen Ormanları’nı kemirmeye devam ediyor. Tahribat her geçen gün artsa da köylüler ve çevreciler kömür madenine ve termik santrallara karşı direniyor. Hükümet ise aldığı kararlarla köylüyü daha zor durumda bırakıyor. Madenlerin acele kamulaştırma yoluyla genişletilmesi kararı da böyle bir karardı. Akbelen’de yaşayan Esra Işık, bu kararı protesto ederken tutuklanmış, günlerce hapiste yattıktan sonra serbest bırakılmış ama 2 yıl 1 ay hapis cezası almıştı.

Danıştay 6. Dairesi’nin esas hakkında karar verilene kadar acele kamulaştırmanın yürütmesinin durdurulmasını istemesinin ardından devreye şirketin siparişiyle rapor hazırlayan “uzmanlar girdi. İTÜ’den altı öğretim üyesi, YK Enerji’nin isteği üzerine termik santrallara ihtiyaç olup olmadığıyla ilgili bir rapor hazırladı. Umarım Danıştay bu rapora bakarak karar vermez! Rapor yanıltıcı bilgilerle dolu.

Uzman raporunda Türkiye’nin enerji ithalatına 70 milyar dolar ödediği söylenmiş ve çözüm için yerli linyit işaret edilmiş. Doğrusu şu: Türkiye’nin 2025 yılında 62,5 milyar doları bulan enerji ithalatında aslan payı petrole ait ve onu da gaz izler. Kömürün petrolü ve gazı ikame edebilmesi için ulaşımın, ısıtmanın tamamen elektrikli olması, sanayide petrol ve gaz kullanımı yerine elektrik kullanılması gerekir. Türkiye’de henüz böyle bir durum yok. Elektrik kullanımı yaygınlaşsa bile, elektriği kömürden daha ucuza, çevreye ve iklime zarar vermeden üreten yenilenebilir enerji kaynakları dururken niye kömür gibi kirli bir kaynaktan elektrik üretelim?  

Uzmanlar, enerji arz güvenliği için kömür santrallarına ihtiyaç var, dolayısıyla da yeni kömür madenleri açılmalı demiş. Hatta adres göstermeden Avrupa’daki elektrik kesintilerinin bile yenilenebilir enerji kaynaklı olduğunu iddia etmiş. İspanya-Portekiz’deki kesintinin yenilenebilir enerji değil yönetimsel bir sorun olduğu ENTSO raporlarında yazıyor, o raporları okumadan, ezbere yorum yapılmış. Üstelik bu yaz, Avrupa’da kuraklık nedeniyle kapatılan veya kapasitesi düşürülen nükleer ve termik santral haberleri her gün önümüze düşerken, arz güvenliği sorunu yaratıyor diye yenilenebilir enerjiyi suçlamak pek ciddiye alınacak bir sav değil.

Enerji arz güvenliği iddiasını rakamlarla da çürütelim. Türkiye’nin enerji santrallarının kurulu gücü 126 GW. En yüksek talebin olduğu gün ve saatte gereken kurulu güç ise 60 GW. Hükümetin açıkladığı hedeflere göre 2035'e kadar 70 GW daha rüzgar ve güneş gücünün şebekeye eklenmesinin planlandığını biliyoruz. Bu da kurulu gücün başka hiçbir ek olmasa bile 2035’te en az 196 GW olacağını gösteriyor. TEİAŞ'ın projeksiyonuna göre o tarih için en yüksek talep tahmini ise 92 GW. Talebin iki katı kurulu güç planlanırken, toplam kurulu gücü 1 GW’ı biraz geçen iki termik santrala mı muhtaç kalacak Türkiye?

Uzmanların olayı anlaması için şu notu da yazalım. Elbette yenilenebilir enerjinin sürekli olmaması onları yedekleyecek başka santrallara ve elektrik depolama sistemlerine ihtiyacı artıracak. Türkiye’de bu uygulamayı bir süredir görüyoruz zaten. Güneş ve rüzgarın olduğu zamanlarda barajlar yedeğe alınıyor, özellikle akşam saatlerinde ise kapaklar açılarak bir batarya gibi kullanılıyor. Uzmanlar TEİAŞ’ın günlük verilerine baksa bu durumu görürdü.

Kaldı ki, mevcut enerji yönetimi 33 bin megavatı bulan elektrik depolama santralına ön lisans vererek, enerji yönetiminde baz yük santrallara duyulan gereksinimi azaltacak bir adım daha attı. Yeni rüzgar ve güneş santralı kurmak isteyene elektrik depolama tesisi de kur diyor. Uzmanlar bilerek ya da bilmeyerek hükümetin bu enerji politikasına itiraz ediyor da olabilir tabi.

Biyokütle, hidroelektrik, jeotermal gibi istendiğinde devreye girebilen yenilenebilir enerji kaynakları ile batarya kapasitesinin rüzgar ve güneş üretimini dengeleyecek şekilde planlanması bu sistemi yürütebilir. Türkiye’nin elektrik üretiminde yüzde 2’lik bir paya sahip termik santrallar için enerji arz güvenliği bahanesini kullanmak inandırıcı değil. Türkiye’nin elektrikte enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyeli yüzde 25’lere varıyor. DPT raporlarında bu rakamlar var.

Uzmanların ekonomik sürdürülebilirlik açısından kömürlü termik santrallara ihtiyaç var söylemine de hükümetin Suudi Arabistan’la yaptığı anlaşmadan rakamlarla yanıt verelim. Suudi Arabistan kuracağı güneş santralından üreteceği elektriği kilovatsaati 2,3 dolar sentten satacağını taahhüt eti. Daha önceki güneş ihalelerinde (YEKA) bundan bile düşük fiyatlar verilmişti. Kapasite mekanizması adı altında yerli kömür santrallarına verilen alım garantileri bu rakamların çok üstündeydi. Güneş santrallarının yanına elektrik depolama için dev bataryalar konsa, yani akşam saatlerinde de elektrik üreten hale getirilse bile, kömürden ucuza üretim yapacağını gösteren onlarca rapor var. Uzmanlar isterse seve seve paylaşırım.

Hiç yorum yok: