Suudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Suudilere, Ruslara var halka yok

Özgür Gürbüz-BirGün / 12 Mayıs 2026

Foto: ETKB
Rusya ile Akkuyu Nükleer Santralı için yapılan anlaşmanın bir benzeri Suudi Arabistan’la güneş enerjisi için yapıldı ve kanun teklifi geçen hafta TBMM’ye geldi. Kapitülasyon gibi olduğu, Türkiye’ye hiç faydası olmadığı söylendi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bu iddiaları reddetti. Sivas ve Karaman’da 1000’er megavatlık (MW) güneş santralı kurulması için Suudi Arabistan’a sağlanan şartları benzerleriyle karşılaştıralım, kararı siz verin.

Mevcut hükümet bir süredir Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) denen alanlarda güneş santralı kurulması için yarışmalar (ihaleler) düzenliyor. 2025 sonunda Eskişehir sahasına 260 MW gücünde güneş santralı kurulması için yapılan yarışma en büyüklerinden biriydi. Firma ürettiği elektriği devlete 20 yıllık alım garantisi kapsamında kilovatsaatini 3,25 avro sentten satmayı teklif ederek ihaleyi aldı. Ayrıca, 27 milyon 300 bin avro katkı payı ödedi. Katkı payını da düşersek devlet bu güneş santralından elektriği kabaca 3 sente alacak diyebiliriz.

Suudilerle yapılan anlaşmada ise alım garantisi 30 yıl, santrallar Eskişehir’dekinin dört katı. Daha çok elektrik üretecekler, dolayısıyla daha fazla para kazanacaklar. Alım garantisi süresi de 10 yıl daha fazla. Devlete satış fiyatı ise ilk beş yıl daha yüksek olsa da ortalamada, Sivas sahası için 2,74, Karaman için 2,41 avro sent olacak. Suudi Arabistan’dan katkı payı istenmiyor zaten ortada yarışma, ihale yok. Arazi, alım garantisi, her şey hazır. Türkiye tarihinin en düşük alım fiyatlarından biri olduğu doğru ama YEKA ihalelerinde görülen fiyatlardan çok da uzak değil.

YEKA ihalelerinde tüm izinlerle ilgili ödemeleri ihaleyi kazanan şirket ödüyor. Santral Hazine arazisindeyse, arazinin rayiç bedelinin yüzde 2’sini devlete kira olarak ödüyorlar. Gümrük vergisi, kurumlar vergisi gibi tüm vergilere de tabiler, muafiyetleri yok. Suudi Arabistan anlaşmasında ise devlet şirketi EÜAŞ Suudiler için araziyle ilgili tüm izinleri alıyor, planları hazırlıyor. Araziler 49 yıllığına bedelsiz kiralanıyor. Anlaşmadaki madde 10.3’e göre, güneş panelleri ithal edilirse, gümrük vergisi, KDV ve özel tüketim vergisinin yanında, ithalata uygulanan her türlü vergi, harç, mali yükümlülük, ücret, fon ve paylardan muaf olacak.

Suudi Arabistan’ın projelerine Kurumlar Vergisi teşviği de veriliyor. Projelerin uygulanmasıyla bağlantılı olarak kullanılacak ekipman, malzeme, makine, alet, yedek parça ve sarf malzemelerini, KDV’den muaf olacak şekilde, yurt içinden temin etme hakkı da madde 10.4’te tanınmış. YEKA projelerinde bazı teşvikler var ama Kurumlar Vergisi muafiyeti yok.

Suudi Arabistan’ın kuracağı proje şirketleri isterlerse hisse devri yapabiliyor ancak payları yüzde 35 oranının altına düşmüyor ve projenin kontrolünün her zaman geliştiricide kalması şartı var. Bu da ilginç, hisselerinin yüzde 65’ini satmak isteseler bile bu satışı projenin kontrolü Suudilerde kalacak şekilde yapılması istenmiş. Yüzde yüz hissesi Rusya’da olan Akkuyu Nükleer’deki duruma benziyor. Orada da Rusya en fazla yüzde 49 hisseyi satabiliyor.

Yukarıdaki tablo, yarışmaya girip, birçok riski üslenen firmalara haksızlık edildiği izlenimini uyandırıyor. Özetle, Rusya’ya nükleer tepside sunulan güzel şartlar, Suudi Arabistan’a da güneş panelleriyle sunulmuş. O zaman bu üç soruya yanıt istemek hakkımız.

1. Güneş enerjisinin nükleerden dört kat ucuza elektrik ürettiğini görmenize rağmen Türkiye’nin başına nükleer santral belasını neden açtınız ve Kırklareli ve Sinop’ta yeni nükleer santral yapmakta ısrar ediyorsunuz?

2. Neden dev güneş santralları ve büyük şirketler yerine yurttaşların balkonlarına, çatılarına, otopark ve bahçelerine güneş paneli kurmasını sağlayacak destekler vermiyorsunuz? Enerji kooperatifleri kurmasını engelliyorsunuz? Balkona koyacağımız iki panelle elektrik faturasını üçte bir oranında düşürebiliriz. Böylece faturalara, “devlet desteği verdik faturanızı düşürdük” yazdırmak yerine gerçekten destek vermiş olursunuz.

 3. Teşvikler neden başka ülkelere gidiyor, vatandaşa gelince musluklardan ‘tıs’ sesi geliyor? 

Nükleer güç yalanı

Özgür Gürbüz-BirGün / 7 Mart 2019

Çernobil - Foto: O. Gurbuz
Nükleer enerji zor durumda. Maliyetler arttı, kaza riski Fukuşima’yla tekrar gözler önüne serildi. Kamuoyu araştırmalarında halkın ilk tercihi olan yenilenebilir enerji, iklim krizinden çıkış için çok daha hızlı ve gerçekçi bir çözüm üretiyor. Nükleer pazarlamacılar çaresiz kaldı ve şimdi ellerindeki en tehlikeli kozu oynuyorlar. Nükleer silah diyemedikleri için “nükleer güç” diyerek santral satmaya devam etmek. Milliyetçilikle süsledikleri nükleer güç yalanlarıyla geri bırakılmış devletleri kandırıyorlar. Ortadoğu da bunun için en uygun yer. İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye, tuzağa düştü bile.

Önce şunu netleştirelim. Nükleer güç, nükleer silah sahibi ve bunu kullanabilecek teknik ve politik güce sahip ülke demek. Nükleer santral sahibi olmak sizi nükleer güç yapmaz. Dünyada şu ana kadar nükleer silahı bir başka ülkeye karşı kullanan tek ülke ABD. İkinci Dünya Savaşı’nda, İngiltere, Fransa gibi müttefiklerinin yanında olduğu bir dönemde Japonya’ya karşı bunu yaptı. Nükleer silah sahibi ülkeler ise ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, İsrail, Kuzey Kore, Hindistan ve Pakistan. İsrail, nükleer silah sahibi olduğunu hiç itiraf etmedi ama herkes olduğunu kabul ediyor.

Nükleer silahınızın olması da sizi nükleer güç yapmaz. Onu kullanmak için uzun menzilli füze teknolojisine veya bombaları taşıyabilecek bir uçak ve muhtemelen onu koruyabilecek bir filoya ihtiyacınız var. Politik, ekonomik ve askeri gücünüz de olmalı çünkü ekonomik ambargolarla (İran gibi) karşı karşıya kalabilirsiniz. Hindistan ve Pakistan arasındaki son çatışmalar nükleer silahların ne kadar işe yaramaz olduğunun bir göstergesi aslında. ABD, Hindistan uçağının Pakistan’a sattığı F-16’larla düşürüp düşürülmediğini inceliyor. Bu uçaklar belli koşullarla satılıyor. F-16’lar kullanılmışsa Pakistan’a ciddi yaptırımlar gelebilir. Nükleer silah sizi bunlardan koruyamaz. Ekmek bulamadığınızda atom bombası yersiniz.

Nükleer silah sahibi olsanız bile kullanım kararını kolayca alamazsınız çünkü dünyanın dengeleri başka türlü işliyor. Nükleer silah sahibi dört ülkenin; ABD, Fransa, İsrail ve İngiltere’nin kuşatmasından çıkmayı başaran Suriye’nin nükleer silahı olmadığını bir kez daha hatırlatalım.

Nükleer silah üretmek için santral kurmanız da gerekmiyor. İsrail’in hiç nükleer santralı olmadı ama silahı var. Nükleer silahları zenginleştirilmiş uranyumdan veya plütonyumdan, gerekli teknolojiye sahipseniz elde edebilirsiniz. Santrallarda kullanılmış yakıtlar plütonyum içerir ama dünyanın gözü buradadır. Rusya’nın Mersin’de kuracağı santraldan çıkacak içinde plütonyum olan yüksek seviyeli atıkları alıp götüreceğiz demesi bu yüzden. Santralın zenginleştirilmiş uranyum yakıtı da Rusya’dan gelecek. Türkiye’nin iki noktaya da erişimi kapalı.

Ortadoğu’daki diğer projeler de böyle. İran, yakıtını kendi üretmek için zenginleştirme tesisi kurmaya kalkınca herkes üstüne yürüdü. 2011’den bu yana çalışan nükleer reaktörü onları nükleer güç yapmadı. Yakıt ve atık işi Rusya’nın elinde olduğu için kimsenin orayı sorun ettiği yok. Elinizin altında bu maddeler var diye düşünebilirsiniz ama bunlara erişmeye çalışmak, yukarıda da söylediğimiz gibi başka bir güç olmayı ve teknolojik birikime sahip olmayı gerektirir. Trump’ın attığı tweetlerle sallanan bir ekonominin, altına imza attığı nükleer silahsızlanma anlaşmalarını hiçe sayıp böylesine riskli işlere girmesi mümkün değil. Nükleer santral kuruyoruz diye nükleer güç olacağını sanan hayalperestlere duyurulur.

Asıl sorun, başta Rusya olmak üzere, işsiz kalan nükleer şirketlerin Ortadoğu’daki gerilimleri “nükleer güç” algısını kullanarak nükleer santral ticaretine dökmüş olmaları. İran, Türkiye ve Mısır’da Rusya etkin. Fransa ve ABD, Suudi Arabistan’la pazarlıkta. Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri’nde santral kuruyor. Bu ülkelerin belki hiçbir zaman nükleer silahı olmayacak ama hepsi füze veya uçakla bile saldırıldığında Hiroşima’ya atılan bombadan daha fazla zarara yol açacak bir nükleer hedefe (santrala) sahip olacak. Türkiye ve Ortadoğu’da nükleer santral sahibi olmayı nükleer silah sahibi olmakla karıştıranların ve bunu iyi bir şey sananların göremediği tuzak da bu.