Özgür Gürbüz-BirGün / 6 Ocak 2026
Filmi biraz başa, son ABD seçimlerinin öncesine saralım. Petrol ve gaz şirketleri Donald Trump’ın seçim kampanyasına Ocak 2023 ile Kasım 2024 arasında 96 milyon dolar bağışladı. Rakibi Kamala Harris ise aynı sektörden sadece 10 milyon dolar alabildi. Doğrudan Trump’a verilen bağışın yanı sıra 243 milyon doları Kongre’ye lobi yapmak, 80 milyon doları da reklam kampanyalarını desteklemek için harcadılar. Temsilciler Meclisi’nden valilere kadar birçok farklı bağış da eklenince miktar yarım milyar dolara (445 milyon dolar) yaklaşmıştı. Bu konuda detaylı bir rapor hazırlayan Climate Power adlı grup, gerçek rakamın açıklanmayan ve farklı yollarla aktarılanlar da hesaba katılırsa çok daha yüksek olduğunu belirtiyor.Özetle söylersek Trump ve arkadaşları, seçimi kazanmalarında büyük paya sahip petrol ve gaz şirketlerine borcunu ödemeye devam ediyor. Venezuela’ya yapılan saldırı ve ardından yaptığı açıklamalar, fosil yakıt (petrol, kömür ve gaz) şirketlerine yeni sahaların ve yeni ticaret kanallarının silah zoruyla, zorbalıkla hediye edileceğinin itirafı gibiydi.
Trump’ın fosil yakıt şirketleri adına çalışması aslında seçimden hemen sonra başladı. İklim krizini inkar eden Trump, aslında bunu bilimsel verileri ciddiye almayan biri olduğu için değil, iklim krizinden çıkışın fosil yakıtlarla vedalaşmayı gerektirmesi nedeniyle yapıyordu. İkisi bir arada olamazdı. Kömür, petrol ve gaza öncelik verip, rüzgar ve güneş enerjisine çocuksu argümanlarla her fırsatta saldırması onu destekleyen çıkar çevrelerine hizmet etmek içindi.
NASA’dan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’ne kadar birçok bilimsel çalışma yapan kurumun verilerine müdahale edildi. İklim kriziyle ilgili resmi internet sitelerinden bazı bilgiler çıkarıldı. “İklim krizi”, “çevresel adalet” veya “iklim değişikliği” kavramları, “iklim değişkenliği” veya “iklim değişimi” gibi iklimin değişmesinde insan etkisinin olmadığını ima eden başka kelimelerle değiştirildi.
Trump kabinesini de iklim krizinin finansörlerinden seçti. Çevre Koruma Dairesi’nin başına getirdiği Lee Zeldin, gaz ve petrol şirketlerinden 400 bin dolarlık bağış kabul etti. Enerji Bakanı koltuğuna oturtulan Chris Wright, ABD’de hidrolik kırılma yöntemiyle petrol ve gaz çıkaran (kaya gazı veya petrolü de deniyor) en büyük şirketlerinden Liberty Enerji’nin Yönetim Kurulu Başkanı’ydı. Elbette o da iklim inkarcısı. Trump’ın, “iklim değişikliği histerisi, Amerika’daki işleri Meksika ve Çin gibi yerlere ihraç etmek için siyasi bir bahane” sözlerini sahiplenen Brooke Rollins Tarım Bakanı oldu. Paris Anlaşması’ndan çıkılmasını savunan biriydi.
Trump’ın Çin ile ilgili sözleri aslında iklim
inkarcılığından fosil yakıt destekçiliğine uzanan politikalarının arka planını
özetliyor. Dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervleri sıralamasında ilk 10 ülke
arasında Venezuela birinci, İran üçüncü, Rusya sekizinci ve ABD 10. sırada.
ABD’yle “işbirliği” içinde olmayan ülkeler dünya petrol rezervlerinin yaklaşık
yüzde 35’ine sahip. İran ve Venezuela’da durum değişirse ABD dolaylı da olsa
dünya petrol rezervlerinin yüzde 95’ine yakınını kontrol edecek.
Küresel gaz rezervlerine bakıldığındaysa Rusya yüzde 24 ile zirvede yer alıyor
onu yüzde 17 ile İran izliyor. İran’ın ABD’nin istekleri doğrultusunda hareket
ettiği bir durumda dünya gaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’i Trump’ın
kontrolüne geçebilir. İsrail’le birlikte Somaliland ve Yemen üzerinden ticaret
yollarının kontrol edilmesi de işin bir başka ayağı. Trump’ın planının ilk
bölümü bu.
İkinci bölüm ise Çin’le ilgili. Çin’in ciddi bir petrol rezervi yok, gaz
rezervi de kendi talebini bile karşılayacak düzeyde değil, halihazırda talebin
yarıya yakını ithalatla karşılanıyor. Çin bu yüzden enerji politikasında çok
farklı bir yol izliyor. Hem rüzgar hem de güneş enerjisinde dünyadaki kurulu
gücün yarıya yakını Çin’de. Haliyle Çin üretimde de her iki alanda lider. İklim
kriziyle mücadelede güneş ve rüzgar enerjisinin öne çıkması Çin’in başka
ülkelere güneş paneli ve rüzgar türbini satmasının da yolunu açıyor. ABD bu
yarışta çok geride kaldı ve üretimde Çin’le maliyet ve kapasite yarışına girme
şansı yok denecek kadar az. O yüzden de enerjide asıl oyuncunun petrol ve gaz
olması işine geliyor. Böylece Çin’i hem elinde tuttuğu kaynaklarla
sıkıştırabilecek hem de yenilenebilir enerjideki liderliğini boşa çıkaracak.
ABD’nin iklim müzakerelerini sabote eden, iklim inkarcılığını destekleyen tüm politikalarının Venezuela ve İran saldırılarıyla ilişkisi var. Fosil yakıt imparatorluğunda ABD önemli bir güce sahip ve daha da güçlenebilir. İklim krizini durdurma mücadelesinin ve fosil yakıtlardan vazgeçme hareketinin güçlenmesi ise dünyadaki dengeleri değiştirecek güce sahip.
