Özgür Gürbüz-BirGün / 3 Ocak 2026*
Türkiye’de doğa koruma mücadelesi zor bir yılı geride bıraktı. Doğaseverler sadece şirketlerle değil, adeta onların işlerini kolaylaştırmayı kendisine görev edinmiş iktidar ve bürokrasiyle de mücadele etmek zorunda kaldı. Madenciler için çıkarılan adrese teslim yasalar bunun en net örneğiydi. Sokak hayvanları birikmiş bir nefretin veya gündem değiştirme çabalarının kurbanı oldu. Adalet sisteminde yaşanan sorunlar, kıyılar, meralar ve orman alanları gibi önemli doğa alanlarını yağmadan korumak isteyenlerin önünü de tıkamaya başladı. Bundan yaklaşık 10-20 yıl önce doğayı korumak adına hukuka başvuruluyordu. Şimdi ise yeni düzenlemelerin yanlışlarını ve eksikliklerini ortadan kaldırmak için ayrı bir hukuki süreç yürütmek doğa koruma mücadelesinin bir parçası haline geldi. Siyaset mekanizması doğayı korumak için değil onu yok etmek için çalışır oldu.
2025 yılında Türkiye’nin nükleer santral gibi pahalı ve çok tehlikeli projelerde ısrar ettiğini, enerji politikasının temelini hâlâ petrol ve gaz gibi fosil yakıtlara dayandırdığını gördük. Kuraklık, orman yangınları, su baskınları gibi aşırı hava olaylarıyla kendisini gösteren iklim krizine karşı ciddi bir önlem almayan Türkiye, güncellediği Ulusal Katkı Beyanı ile 2035 yılına kadar iklimi değiştiren seragazı emisyonlarını artırmanın da önünü açtı. Ekonomik koşullar nedeniyle yenilenebilir enerjinin payının arttığını görsek de enerji dönüşümünün temel prensiplerinden uzak bir politikasızlık dönemi sürüyor. Enerji ve ekonomi politikalarında enerji üretimini şirketlerden bireylere, kooperatif ve belediyelere geçirecek, devletin payını güçlendirecek kamusal bir anlayışın eksikliğini görüyoruz. Dağıtım özelleştirmeleriyle kaynakların şirketlere ayrılması halkı daha pahalıya elektrik satın almak zorunda bırakıyor.
Tüm bu
yanlış politikaların acısı, daha fazla santral kurmayı ve daha fazla
tüketmeyi destekleyen politikalarla doğadan çıkarılıyor. İnsanlar için
bunun anlamı temiz su, hava ve gıda kaynaklarının yok edilmesi anlamına
geliyor. Türkiye, sahip olduğu potansiyelle daha az enerji tüketerek,
ihracat amaçlı madenciliği sınırlayarak, üretim ve tüketim süreçlerini
doğa dostu denetim mekanizmaları ve talep yönetimiyle şekillendirerek
son birkaç yılda hızlanarak artan doğa talanını durdurabilir. Bölgesinde
ve dünyada örnek bir gelişme modeli ortaya koyabilir. Çözüm var ancak
mevcut politikalarla çözüme ulaşmak, doğayı korumak mümkün görünmüyor.
*BirGün gazetesinde yayımlanan, "Yaşam kuşatıldı, direniş harlandı" başlıklı habere verdiğim görüşüm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder