Grönland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grönland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Grönland’ın eriyen buzulları dünyayı karıştırdı

Özgür Gürbüz-BirGün / 20 Ocak 2026

Harita: NG Expeditions
1972 ile 2023 arasında, Grönland’ın yüzde 80’ini kaplayan buz tabakası ve çevresindeki buzullar 6 bin
214 gigatonluk bir kayba uğradı. Grönland’daki buzulların erimesi deniz seviyesini yaklaşık 17 milimetre yükseltti.

Kütle kaybı 1980'lerde yılda 60 gigaton civarındayken, iklim değişikliğinin hızlanmasıyla 2000'lerde yılda 170 gigatona, 2010'larda ise yılda 246 gigatona çıktı. Buz tabakası 1984 yılından bu yana her yıl kütle kaybediyor. Buzullar eridikçe Grönland’ın buz tabakasının altındaki nadir toprak elementleri, petrol ve gaz rezervleri daha kolay erişilir hale geliyor. Buzulların erimesiyle ortaya çıkan bir başka gizlenmiş gerçek ise sömürgecilik. Bu defa Trump maskesiyle karşımızda.

Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan alanda dünyadaki keşfedilmemiş konvansiyonel gaz rezervlerinin yüzde 30’unun (1,6 trilyon metreküp) olduğu tahmin ediliyor. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu aynı bölgede 90 milyar varil petrol olduğunu da tahmin ediyor. Biraz daha yakından bakınca çok ilginç bir veri daha karşımıza çıkıyor. Yine aynı kurumun araştırmalarına göre Kuzey Kutbu’ndaki petrol rezervlerinin yüzde 65’e yakını Alaska ve Grönland’ın doğusunda, gaz rezervlerinin yüzde 70’ine yakını ise Sibirya ve Barents Denizi’nde yer alıyor. ABD, Alaska’nın kutup bölgesinde ciddi gaz ve petrol rezervlerine sahip. Grönland ise Trump’a özellikle gaz anlamında yeni rezervlere ulaşma ve Rusya’ya yakın diğer sahalara yaklaşma fırsatı veriyor.

Grönland’ın nadir toprak element rezervi ise gaz ve petrolden daha önemli olabilir. Kanıtlanmış rezervler çok az kişinin yaşadığı ama herkesin konuştuğu bu adayı dünya sekizincisi yapıyor. Potansiyel rezerv miktarına bakıldığında Grönland Çin’in ardından ikinci sıraya da çıkabilir. ABD’nin nadir toprak elementi yarışında Çin’in çok gerisinde kalması, Grönland’ı ele geçirme ısrarının muhtemelen en önemli nedenlerinden biri.

Küresel ısınma Grönland’daki buz tabakasını ve etrafındaki buzulları eriterek madenciliği hem kolaylaştırıyor hem de zorlaştırıyor. İklim krizi aşırı hava olaylarını orada da artırıyor, buzulllar erise de yumuşayan zeminin çalışma şartlarını zorlaştırma ihtimali de var. Tüm bu belirsizlikleri belirgin kılan iklim krizinin durdurulmaması. Sıcaklık artışı devam ederse hem madencilik hem de kuzeyde deniz taşımacılığı kolaylaşacak. Trump o yüzden de iklim krizini inkar ederek, rüzgar ve güneşi kötüleyerek hayalindeki petrol imparatorluğunu kurmaya çalışıyor. Venezuela, Grönland ve İran ABD’nin fosil yakıtlara dayalı enerji imparatorluğu kurmasının önündeki son engeller.[1] ABD amacına ulaşırsa başta Çin ve Rusya olmak üzere bu hegemonyaya karşı çıkan her ülke zor günler geçirecek.

Nükleer enerji de planların bir parçası, Rusya’nın bu alandaki egemenliğini azaltmak için ‘küçük modüler reaktör’ söylemiyle bildik nükleeri yeniden pazarlamaya çalışıyorlar. Batı dünyasının nükleer şirketleri yeniden nükleer enerji pazarına girmeye çalışıyor. Rusya korkusu eski Doğu Bloku ülkelerinin bu tuzağa düşmesini kolaylaştırıyor. Nükleer enerji de aynı fosil yakıtlar gibi dışa bağımlı bir enerji üretim yöntemi. Grönland, dünyadaki ticari nükleer santrallarda kullanılan tek yakıt olan uranyum konusunda da zengin rezerve sahip.

Çözüm elbette var. Bu emperyalist saldırıya dur diyecek uluslararası bir ağ oluşturmak şart. Sadece Çin ve Rusya’ya bağlı bir itiraz bu saldırıyı durduramaz. Avrupa her zaman olduğu gibi geç de olsa bu tehlikeyi fark etmeye başladı. Rusya’ya enerjide bağımlı olmayalım derken ABD’ye enerjide bağımlı hale geldi. O yüzden de işleri daha zor ancak yıllardır küçümsenen iklim dostu politikalar çözüme giden yolda Avrupa’da önemli örneklere sahip.

Çözümün ikinci adım ise bir enerji devrimi. Fosil yakıt ile nükleer enerjinin hakim olduğu enerji sisteminin yerini, hiçbir ülkenin kontrol edemeyeceği güneşi temel kaynak kabul eden bir enerji sistemiyle değiştirmemiz gerek. Kanın, savaşların ve ekolojik yıkımın durması fosil yakıt imparatorluğundan güneş cumhuriyetine geçişle olacak.


[1] 6 Ocak tarihli “İklim krizinden Venezuela’ya uzanan yol” başlıklı yazımda detayları var.

Neden terlediğinizi bilmezseniz terlemeye devam edersiniz

Sadece Amasra değil, adeta tüm Karadeniz feda edilmiş. Sahil yoluyla başlayan seri cinayetler, Sinop'ta termik santral ve nükleer, Zonguldak'ta termik, Samsun'da doğalgaz, Doğu Karadeniz'de ise hidroelektrik santrallerle devam ediyor.

Özgür Gürbüz-BirGün/29 Temmuz 2012

Türkiye sıcak hava dalgasının etkisi altında, deyim yerindeyse kavruluyor. Herkes, her yerde şıpır şıpır terliyor. Terleyen sadece Türkiye değil. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Grönland'daki buz tabakasının beklenmeyen bir biçimde eridiğini tespit etti. Bazı bilim insanları bunun bir sürpriz olmadığını, Mayıs ayında Grönland'ın en güneyindeki meteoroloji istasyonunda sıcaklığın 24,8 dereceye kadar çıktığını söylüyor. Grönland'da sıcaklıklar 1961-90 yıllarında görülen sıcaklıkların ortalamasının 2 ila 4 derece üzerinde seyrediyor. Bilimsel açıklamaları beklemek gerek elbet ama bilim insanlarının büyük bir çoğunluğu küresel iklim değişikliğini ya da halk dilindeki söylenişiyle küresel ısınmayı işaret etmekten çekinmiyor.

Grönland'daki buzulların beklenmedik bir hızla erimesi deniz seviyesinin yükselmesiyle ilgili tahminlerin daha önce gerçekleşmesini sağlayabilir. İngiltere Enerji ve İklim Bakanlığı tarafından İngiltere Meteoroloji Ofisi’ne hazırlattırılan raporun Türkiye kısmında, deniz seviyesindeki yükselmenin Akdeniz’de 428 bin, Ege’de 208 bin, Marmara’da 842 bin ve Karadeniz’de 201 bin kişiyi etkileyeceği yazılı. Bu raporun Türkiye ile ilgili bölümünden çıkardığımız çarpıcı sonuçları 7 Aralık 2011 tarihinde BirGün'e yazmıştık. Grönland'da olup bitenden sonra bu 2 milyona yakın kişinin endişelenmek için daha fazla nedeni var.

Bugün yaşadığımız sıcaklar istisna değil; 1960'lardan günümüze Türkiye'de bir ısınma eğilimi var. Bir senaryoya göre bu yüzyılın sonuna kadar sıcaklık artışı kuzey bölgelerinde 2,5-3, merkez ve güney/güneydoğu bölgelerinde 3-3,5 ve Türkiye’nin doğusunda ise 4 dereceyi bulacak. 2100’de Türkiye’de su sıkıntısı çeken nüfusunun oranı yüzde 45 olabilir. Bütün bu felaket senaryolarından klimanızın düğmesine basarak kurtulamazsınız. Klima kullanmaya başlarsanız felaketin oluşumuna daha fazla ortak olursunuz. Türkiye'nin elektrik tüketiminde geçtiğimiz hafta rekor kırdığını ve bunda en büyük payın soğutma amaçlı klima kullanımının yaygınlaşması olduğunu hatırlatmakta fayda var. Kurulan her HES, nükleer ve termik santralle düğmesine dokunarak sizi geçici bir süre rahatlatan klimalar arasında net bir ilişki var. Klima kullanımından kaçınmak, kaçamıyorsanız da derecesini 25'lerde tutmak hem çevre hem de elektrik faturalarınız için büyük bir kazanç olacak.

FRANSA'DA 15 BİN KİŞİ ÖLMÜŞTÜ
Küresel ısınmanın şakası yok. 2006 yılında Fransa'da görülen benzer bir sıcak hava dalgasının çoğunluğu yaşlı 15 bine yakın kişinin hayatına mal olduğunu unutmayın. Klima kullanmayarak, toplu ulaşımı tercih ederek, özetlersek enerji tasarrufu yaparak bu yıl yaşadığımız sıcak hava dalgasının tekrarlanmaması için önemli birkaç adım atabilirsiniz. Siz bunları yaparken hükumetlerin de benzer bir duyarlılık göstermesi şart. Küresel ısınmanın ateşini daha çok kömür, petrol ve doğalgaz yakarak körükleyen devletlere dur demenin zamanı geldi. Karadeniz'de termik santrallere karşı mücadele eden Amasra ve Gerzeliler işte tam da bunu yapıyor. Bartın-Amasra'da Hattat Holding'e ait Hema Endüstri A.Ş ilk etapta 1320 megavat (MW) gücünde bir kömür santrali kurmak istiyor. Holding yetkililerinin demeçlerinden asıl hedefin 4 bin megavatı bulmak olduğu anlaşılıyor. Türkiye'nin toplam kurulu gücünün 13'te birine eş gücün Amasra'ya kurulması planlanıyor. Tüm elektrik santrallerin 13'te biri gücünde dev bir kömür santralinden bahsediyoruz. Sinop-Gerze'de ise Anadolu Grubu 1000 MW'lık bir başka kömür santralini yeşillikler içerisine yerleştirmenin sinsi planlarını yapıyor. Her iki proje de henüz ÇED raporu (Çevre Etki Değerlendirmesi) alamadı. ÇED raporu almakta aslında bir şey yok. 1993-2011 yılları arasında Çevre Bakanlığı'na yapılan 38 bin 706 başvurudan sadece 32'si olumlu sonuç almamış. Bence bu 32 proje sahibini tebrik etmek lazım. Nasıl becer(e)mişler merak ettim. Amasra ve Gerze'de santral inşaatlarını durduranın ÇED raporlarından çok halkın baskısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

AMASRA EKO-TURİZMİ TERCİH EDİYOR
1999'da 150 MW gücünde bir termik santralin Amasra'ya yapılacağı haberinin duyulmasıyla direniş başlıyor. Termik santral planları mücadeleyle birlikte küçüleceğine büyüyor. Santralin kurulu gücü 2007'de 600 MW'a 2012'de ise 4000 MW'a kadar çıkıyor. Halk ikna olmuş değil. “Enerji üssü olacaksınız” diyen şirkete “biz turizm ve doğal güzelliklerin üssü olacağız” yanıtı veriliyor. Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) 2023 Turizm Stratejisi, Bolu, Zonguldak, Bartın, Kastamonu ve Sinop illerini içine alan bölgeyi ekolojik turizmin geliştirileceği bölge olarak belirlemiş. Taş kömürünün eko-turizmin ilgisini ne kadar çekeceği tartışılır. Eko-turizm denen şeyin, yeşili seven adamların birbirine taş kömürü fırlatması olmadığı umarım biliniyordur.

Amasralı termiğe hayır dedikçe santralin çevreci olacağına dair nutuklar da artmış. Santralin teknolojisi bir 'akışkan yatak' olmuş, bir 'süper kritik'. Gerze'de de teknolojiye övgü dizilen benzer masallar söyleniliyor. Dünyanın en ileri teknolojisinden bahsediliyor ama kömürün yakılmasıyla ortaya çıkan ve küresel ısınmaya yol açan karbondioksiti yok edecek bir teknolojinin henüz bulunmadığını kimse söyleyemiyor. Gerze'de durum o kadar vahim ki, Adalet ve Kalkınma Partisi üyeleri şirketin düzenlediği gezilere katılıyor, yurt dışında kömür santralleri görmeye götürülüyor. Döndüklerinde kömüre methiyeler düzen politikacılar haline geliveriyorlar. Ne gariptir ki hiçbiri bugün bizi terleten, bunaltan küresel ısınmadan bahsetmiyor. Termik santral görmeye gittikleri Almanya'nın olmayan güneşinde elektrik üreterek dünya rekorları kırdığından habersiz mi bu politikacılar?

EN BÜYÜK SUÇLU ENERJİ
Bilim çok net. Kömür, fosil yakıtlar içinde küresel ısınmaya yol açan bir numaralı yakıt. Bir kilovatsaat elektrik üretmek için kömür yakarsanız atmosfere yaklaşık 900 gram karbondioksit bırakıyorsunuz. Doğalgaz da kömüre göre yarı yarıya düşüyor. Aynı elektriği rüzgardan elde etseniz bu sadece 11-30 gram arası (rüzgarın emisyonu daha çok türbinlerin üretimi sırasında harcanan enerjiden kaynaklanıyor. İşletmede emisyon miktarı çok az) karbondioksit emisyonuna neden oluyor. Türkiye'nin 2010 yılı toplam karbondioksit emisyonlarının yüzde 85'inin enerji kaynaklı olduğunu da not düşelim.

Amasra'nın, Gerze'nin doğal güzellikleri, denizi, balıkçılığı aynı küresel ısınmanın varlığı gibi hiç konuşulmuyor. Sadece Amasra değil, adeta tüm Karadeniz feda edilmiş. Sahil yoluyla başlayan seri cinayetler, Sinop'ta termik santral ve nükleer, Zonguldak'ta termik, Samsun'da doğalgaz, Doğu Karadeniz'de ise hidroelektrik santrallerle devam ediyor. Aslında ülkenin her tarafında yeni kömür santrallerinin kurulması planlanıyor. Aliağa, Adana, Mersin, Hatay, Çanakkale ve liste uzayıp gidiyor. Uzayan listeyi kısaltmak zorundayız. Enerji ihtiyacımızı azaltarak bize dayatılan tüketim modellerini reddetmeliyiz. Bunları sıcak hava dalgalarında ölmesini istemediğiniz anne ve babalarımız, dede ve ninelerimiz için yapmalıyız. Afrika'da susuzluktan can verecek, o hiç tanımadığınız çocuklar, Bangladeş'te veya Çin'de sel sularında sürüklenecek akranlarımıza yardım eli uzatmak adına hayata geçirmeliyiz. Kâr hırsıyla kurulan, bilimden, planlamadan uzak ev ve şehirlerde yaşayan Samsun'daki bebekler için yapmalıyız. Onları bu yöneticilerin kurtarmayacağı açık. Tersine, onları küresel ısınmadan habersiz yöneticilerden kurtarmak için bugün klimanızı yarın da termik santralleri durdurmamız gerekiyor. Bu sıcaklar bizim kalbimizi durdurmadan.