Enerjide güneşin önemi

Özgür Gürbüz-BirGün / 29 Temmuz 2026

26 Temmuz 2026, elektrik üretim grafiği
Türkiye’nin elektrik talebinin en yüksek olduğu an 28 Temmuz 2025, saat 14.45’ti. O andaki elektrik talebini karşılamak için 60 bin megavatlık elektrik santralına ihtiyaç duyuldu. Türkiye’nin mevcut elektrik santrallarının kurulu gücü ise 126 bin. Elektrik talebinin iki katından fazla kurulu gücümüz olduğu ortada ama iş bu kadar basit değil.

Elektrik üreten santralların 42 bin megavatı rüzgar ve güneş santralı. Bu santrallar düğmesine bastıldığında elektrik üreten santrallar değil ama nükleer ve termik santral sevdalılarının anlattığı gibi “kafasına göre çalışan” santrallar da değiller. Güneşin ne zaman doğduğu ve battığı, rüzgarın ne zaman eseceği ve duracağı minimal hata paylarıyla biliniyor. Benzer bir değişkenliğe sahip hidroelektrik santralların kurulu gücü de 32 bin megavat civarında. Hidroelektrik ve yenilenebilir enerjiyi toplayınca kurulu gücün yarısından fazlası düğmesine bastığınızda her zaman çalışamayabilecek santrallardan oluşuyor. Nükleer ve termik santralları savunanlar da bu saptamaya güvenerek, “baz yük” dedikleri bu iki tip santralın payının artırılmasını savunuyor.

İlk bakışta haklı gibi görünseler de değişen dünya onları zorluyor. Öncelikle şunu bilmeliyiz. Türkiye’nin elektrik talebinin arttığı günler yaz ayları ve öğle saatleri. Nedeni de büyük ölçüde klima kullanımının artması. Burada Türkiye’nin giderek artan güneş kurulu gücü inanılmaz önemli bir rol üstlenerek hayat kurtarıyor. Çünkü uzun yaz günlerinde güneş enerjisi üretimi de artıyor ve Türkiye’nin elektrik üretiminde asıl oyuncu haline geliyor.

İnanmayabilirsiniz, üç gün öncesinden rakamlar vererek ispatlayalım. 27 Temmuz 2026 günü güneş santralları sabah saat 6.30 itibarıyla elektrik üretmeye başladı ve öğle saatlerinde, örneğin saat 13.00’da 50 bin megavatlık elektrik üretiminin 21 bin megavatını karşıladı. Barajlarla beraber bu iki kaynak elektrik üretiminin beşte üçünü oluşturdu. Güneş santrallarının en son elektrik ürettiği saat ise 19.30’du. Bu bahar ve yaz aylarında hemen hemen her gün böyle, güneş artık asıl oyuncu ve artan kapasitesiyle çok daha büyük paylara sahip olacak. Güneşin elektrik talebinin yüksek olduğu saatlerde devreye girmesi Türkiye’yi büyük bir yükten kurtarıyor. Güneş enerjisi olmasaydı, talebi karşılamak için öğle saatlerinde 20 bin megavata yakın ek santral gerekecekti ki bu da 20 büyük termik santrala eş.

Kömür ve gazla çalışan termik santrallara en çok akşam saatlerinde ihtiyaç oluyor, o saatlerde bile 25 bin megavatlık kapasite çalışıyor çünkü gündüz bekletilen hidroelektrikle, düğmesine basınca çalışma özelliği olan biyokütle ile jeotermal gibi farklı yenilenebilir enerji kaynakları da devreye alınıyor. Rüzgar ise zaten gece de elektrik üretimi yapabiliyor.

Türkiye’nin mevcut koşullarda ihtiyacı, öğle saatlerinde özellikle güneşten üretilen fazla elektriği depolayabilmek ve akşam ve gece saatlerinde şebekeye vermek. Bunu yapmanın birçok yolu var ama düşük maliyet nedeniyle öne çıkan yöntem büyük bataryalardan oluşan elektrik depolama sistemleri. Türkiye’nin toplam 33 bin megavatı bulan depolama sistemlerine ön lisans verdiğini hatırlatalım. Bataryalar 24 saatlik kapasitelere sahip değiller ama 12 saatlik güneşsiz geçen zamanda önemli bir rol oynayabilirler. 8-12 saat arası elektrik verebilecek batarya teknolojisi de mevcut ama Türkiye’de RES ve GES yatırımlarında zorunlu tutulan süre o santralin üretiminin bir saatine eşit. Bunun ivedilikle değişmesi gerektiğini de yeri gelmişken söyleyelim.

Elektrik depolama kapasitesi büyüdükçe akşam saatlerinde termik ve nükleer santrallara olan ihtiyacın azalacağı ortada. Kömürsüz bir Türkiye ufukta göründü bile. 26 Temmuz örneğinden devam edelim. Gece saatlerinde 15 bin megavatlık katkı yapan kömür santrallarının yenilenebilir ve batarya kapasitesi artışı ama daha da önemlisi iyi bir enerji yönetimiyle kısa vadede devreden çıkarılmasının önünde bir engel olmadığını söyleyebiliriz. Biyokütle santralları gündüz değil gece elektrik üretebilir. Öğle saatlerinde barajlar durdurulup, güneşle ikame edilebilir. Sadece bu bile bize 6-7 bin megavatlık bir hidro gücün akşama bırakılmasını sağlayabilir. Zaten barajlı hidroelektrik santralları güneş santrallarıyla eşleştirilse, batarya ihtiyacı da azalır.

Enerjinin verimli kullanılmasıyla tasarruf artırılabilir, akıllı binalar ve kentlerle klima ihtiyacı azalır ve gece boyunca boş yere yanan ışıklandırmalar kapatılabilir. Bunlar gibi onlarca çözüm enerji yönetimiyle ilgili ve ne yazık ki hükümetin planlama ve yönetim eksiği nedeniyle hayata geçirilmiyor. Özetle, güneş, rüzgar bize yeter diyenler haklı çıkıyor. Kısa sürede bunu rakamlar da söyleyecek ama bizi kömür ve nükleerciler yönetiyor.

Bedava bilet verseler arabanızdan vazgeçer misiniz?

Özgür Gürbüz-BirGün / 23 Temmuz 2026

“Otomobilinizden vazgeçerseniz size ülkedeki tüm ulaşım araçlarını bir yıl boyunca ücretsiz kullanmanızı sağlayacak bir kart verelim” deselerdi, ne yanıt verirdiniz? Almanya’nın Frankfurt kenti, sakinlerine 2024’ten beri bu soruyu soruyor. İlk yıl 560 Frankfurtlu bu teklife olumlu yanıt vermişti, ikinci yıl bu sayı artarak 750’ye ulaştı.

Teklif basit. Arabanızı aileniz dışında birine satar ya da hurdaya çıkarırsanız, size tüm Almanya’da geçerli “Almanya bileti”ni (Deutschlandticket) bedava veriyorlar. Almanya bileti ülkedeki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı sağlıyor. Şehiriçi otobüsler, metro ve tramvayın yanı sıra şehirlerarası trenler de hizmetinizde. Almanya biletinin yıllık maliyeti 756 avro. Yapmanız gereken tek şey otomobilinizden vazgeçtiğini ispatlamak ve bir yıl boyunca yeni bir otomobil almamak.

Teklifi kabul edenlerin çoğu tek başına yaşayanlar veya iki kişilik, özellikle de gelir seviyesi düşük aileler. Yüzde 52’si kadın, yüzde 21’i ise 56 ila 65 yaş grubu arasında. Belediyenin bu projesinin kullananların yarısından fazlası çalışanlar, yaklaşık üçte biri ise emekli. Otomobil sahipliliğinin maliyeti ve ekonomik zorlukların belirleyici olduğu kesin.

Eski otomobillerini hurdaya çıkarıyorlardır diye düşünmeyin, ilk yılki 560 başvuru sahibinin sadece 11’inin arabası hurdaya ayrılmış. Programın asıl başarısının ise şu veriler olduğu düşünülüyor. Bu destek programının başlamasından önce kullanıcıların yüzde 26’sı otomobili ana ulaşım aracı olarak kullanırken, programa katıldıktan sonra bu oran yüzde 7’ye düşüyor. Daha da ilginci, bir yıllık bedava biletin süresi bittikten sonra da toplu taşıma katılımcıların yüzde 58’i için ana ulaşım aracı olmaya devam ediyor. Aynı kişilerin arabalarıyla vedalaşmadan önceki oranı yüzde 40’mış. Tren ve otobüsü sık kullananların sayısı da yüzde 6’dan yüzde 28’e yükselmiş. Ayrıca bisiklet kullanımı ve yürüyüş sayısı da artmış. Bisiklete taytla mı binmişler, aralarında vali var mı; o konularda veri yok.

Özetlersek, otomobil çoğu zaman bir zorunluluk değil bir bağımlılık. Statü simgesi ve tüketim kültürünün bir göstergesi olmaya devam ediyor ama ulaşım araçları arasında çevreye ve iklime en çok zarar verenlerden biri olduğu kesin. Toplu taşıma ve bisiklet ise otomobilin panzehri.

Ülkede siyasette her gün bir başka deprem yaşanırken, demokratik rejim yok edilmeye çalışılırken bunları neden anlattım? Başka bir dünyada yaşamıyorum elbette. Hapse atılan, makamından edilen seçilmiş yöneticilerle oy verme hakkımız bile gasp edilirken bizi isyanın kıyısından döndüren şeyler çoğu zaman kapitalizmin bizi uyuşturmak için kullandığı otomobil gibi metalar oluyor.

19 Mart Darbesi diye tanımlanan, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten sonraki boykot çağrılarını hatırlayın. Boykotun birçok alanda işe yaradığını biliyoruz ancak CHP’nin boykot listesinde yer alan otomobillerin satış rakamları boykottan etkilenmişe benzemiyor. Örneğin boykot listesinde yer alan Doğuş Grubu’na ait üç aracın satışları 2025’te bir önceki yıla göre arttı. Bu otomobillerin hepsini iktidara ve demokrasi karşıtı müdahalelere destek verenler almadığına göre, boykot çağrısı iş otomobile gelince etkisiz kalmışa benziyor. Otomobil tutkusu kapitalizmin insanları metalara nasıl tutsak ettiğini gösteren önemli bir örnek. Boykot ise içinde bulunduğumuz dünyada otokratik rejimlere karşı mücadelede kullanılan, etkili bir yöntem. O yüzden de kendimizi kapitalizmin en etkin uyuşturucularından kurtulma konusunda hazırlamamız gerek. “Cumhuriyet mi yoksa sevdiğim otomobil mi” sorusunu henüz sormadıysak bile, bir gün kendimize sormak zorunda kalabiliriz.

Kamunun toplu ulaşımı destekleyen politikaları hayata geçirmesi, otomobilsiz hayatı teşvik etmesi, kapitalizmin insanları tutsak alan, bağımlılık yaratan metalarına karşı direnç yarattığı, bizi güçlendirdiği için çok değerli. O yüzden de Almanya örneğini bu sıcak gündeme rağmen sizle paylaşmak istedim. Özgürlükten vazgeçilmez ama her şeyden vazgeçilir.

Teşviklerle nükleere göz kırpıyorlar

AKP’li vekillerin torba kanun teklifine son anda ekledikleri üç maddeyle nükleer santral projelerine yeni teşvikler verildi. Kapusuzoğlu’na göre, santrallar tamamlandığında ilave vergi teşvikleri getirilmesi de çok güçlü bir olasılık.

Özgür Gürbüz-BirGün / 16 Temmuz 2026

Foto: Akkuyu Nükleer
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen 2/3764 esas numaralı kanun teklifi, Türkiye’de yapımı süren Rusya’ya ait Akkuyu Nükleer Santralı’na ve yapılması planlanan diğer santral projelerine teşvik yağdırdı. Genel Kurul’a gönderilecek torba kanun teklifine eklenen üç ayrı maddeyle, nükleer santral projelerine kurumlar vergisi, KDV ve damga vergisi üzerinden teşvikler verildi. Böylece, Akkuyu’da yapımı süren ancak finansal sorunlar yaşayan santrala yeni kolaylıklar sağlanırken, Sinop ve Kıyıköy nükleer santral projeleri için Kanada, ABD, Güney Kore ve Çin’in de aralarında olduğu farklı ülkelerle yürütülen pazarlıklarda, yabancı şirketlere daha cazip koşullar sunulmuş oldu.

Teklifin 10. maddesinde nükleer enerji şirketlerine KDV üzerinden yeni teşvikler veriliyor. Yine ön lisans ve/veya lisans sahibi şirketlere, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşaat işleri nedeniyle yüklendiği KDV’nin altı aylık dönemler itibariyle izleyen bir yıl içinde kendilerine iadesinin önü açılıyor. Yatırım teşvik belgesi kapsamındaki makine ve teçhizat teslimleri KDV’den muaf tutuluyor ve söz konusu makine ve teçhizat için yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen KDV’nin talep edilmesi halinde işlemi yapan satıcıya iadesine yeşil ışık yakılıyor. Burada sağlanan avantajı Vergi uzmanı Tuncay Kapusuzoğlu, “Normalde yatırım teşvik belgesi kapsamında KDV istisnasından yararlanacak makine ve teçhizatlar tüm özellikleriyle ayrıntılı olarak belirlenip istisna uygulanırken, burada nükleer santral kapsamındaki tüm makine ve teçhizatlara istisna getirilmiş. Kapsam çok geniş tutulmuş” diye özetliyor. Kapusuzoğlu, nükleer santrallara uygulanan bu teşviğin diğer enerji santrallarına uygulanmadığına da dikkat çekerek, “Bu üretim maliyeti açısından ciddi sorun yaratıyor. Vergilendirme ilkeleri açısından da teorik sorun var. Diğer enerji firmalarıyla nükleer enerji firmaları arasında farklılık oluşmuştur” açıklamasını yapıyor.

Kanun teklifinin 19. maddesinde, nükleer santral kurmak için ön lisans ya da lisans almış şirketlere örtülü sermaye üzerinden önemli bir vergi avantajı sunuluyor. Nükleer enerji şirketlerine faaliyet konularıyla ilgili borçlanmalarında örtülü sermaye sınırı genişletiliyor. Alınan borçların ilişkili banka ve finans kuruluşlarından temininde halen uygulanmakta olan, borcun yüzde 50’si (kuralı) değil yüzde 25’i örtülü sermaye limit hesabına dahil edilerek şirketlerin daha fazla borçlanmasının önü açılıyor. Kapusuzoğlu şöyle özetliyor: “Örtülü sermaye kapsamına giren borçlanmalarda öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler kurum kazancının tespitinde indirim olarak kabul edilmemektedir. Nükleer enerji santrallerinde örtülü sermaye hesabında uygulanacak marj genişletilince gider yazılmayacak tutar riski de azalıyor”. Kanun teklifinde, Cumhurbaşkanı’na 2045 sonuna kadar uygulanacak bu düzenlemeyi beş yıl uzatma hakkı da veriliyor.

Kanun teklifi ile getirilen son değişiklik ise damga vergisi istisnası. Bu değişiklikle, nükleer santrallerle ilgili tüm mal ve hizmetlerle, taşeronlar da dahil her türlü işlem istisna kapsamına alınıyor. Nükleer santral dışındaki enerji santralleri için ise Damga Vergisi Kanunu’nun ekindeki 2 nolu tablonun 43. fıkrasında yatırım teşvik belgesi kapsamındaki sözleşmeler damga vergisinden istisna tutuluyor.

Tuncay Kapusuzoğlu, yapılan bu düzenlemelerle diğer enerji üretim seçenekleri ile nükleer enerji arasında bir tercih yapıldığını belirterek, “nükleer enerji iktidarın favori enerji kaynağı olmuş ve vergi açısından gereken tüm düzenlemeler bu doğrultuda yapılmış” yorumunu yapıyor. Kapusuzoğlu’na göre, nükleer santrallar tamamlandığında kazanç için de ilave vergi teşvikleri getirilmesi çok güçlü bir olasılık.