Nükleer yalanlar mı radyasyon mu daha tehlikeli?

Nükleer enerjiyle ilgili bir yazıya içinde radyasyon, nükleer atık, Fukuşima, Çernobil veya deprem kelimeleri geçen bir cümleyle başlasaydım, emin olun ki dünyanın hiçbir ülkesinde garip karşılanmazdı. Türkiye’de ise ülkenin nükleer enerji politikasını anlatmak için en uygun düşen kelimenin “hamaset” olduğunu düşünüyorum. Mesele nükleer olunca, “hamaset edebiyatı”nın en güzel örneklerini Türkiye’deki politikacılardan dinleyebilirsiniz. Nükleer enerji konusunda hamaset edebiyatına örnek mi istiyorsunuz? En çok tekrarlananından başlayalım: “Türkiye nükleer santral kurmazsa, elektriksiz kalır.”

Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından yayımlanan Perspectives dergisine yazdığım bu yazının tamamını okumak için lütfen buraya tıklayın.

Which is more dangerous: nuclear lies or radiation?

If I start an article about nuclear energy with a sentence including the words radiation, nuclear waste, Fukushima, Chernobyl or earthquake, rest assured that no one in the world would find it odd. However, when it comes to Turkey, the most appropriate word to define the nuclear energy policy of the state seems to me to be “heroism”. As far as nuclear energy is concerned, you can hear the best examples of “heroic literature” from the politicians in Turkey. Would you like to have an example of this form of “heroism literature” about nuclear energy? Let’s start with the most repeated line: “If Turkey does not build nuclear plants, it will remain without electricity.”

To read the rest of the article please click here.

Elektrik tasarrufu için ipuçları

Özgür Gürbüz-BirGün/14 Ekim 2012 

Elektriğe bir yılda yüzde 32,6 oranında zam yapıldı. Bir yıl önce elektriğe 50 TL ödüyorsanız bundan sonra 66 TL ödeyeceksiniz. Umarım maaşınız, geliriniz de bir o kadar, hatta bundan daha fazla artmıştır çünkü zamlanan sadece elektrik değil. Doğalgaza da yine bir yılda yüzde 53,8 oranında zam geldi. On iki ay önce 200 TL'lik doğalgaz yakarak ısınanlar bundan sonra aynı miktarda doğalgaz kullansa bile 300 liradan fazla bir para ödeyecek. Görünen o ki, dört kişilik bir evin enerji faturası kış aylarında 400 liraya yaklaşacak. Yazması kolay ama ödemesi zor.

Makina Mühendisleri Odası, mevcut hükümetin görev yaptığı son 10 yılda doğalgaza yapılan zammın yüzde 208 olduğuna dikkat çekiyor. Buna rağmen hükümetin keyfi yerinde. Doğalgaz fiyatlarının petrol fiyatlarına endeksli olması ve Türkiye'nin doğalgazda yüzde 99'lara varan oranda dışa bağımlı olması işlerini kolaylaştırıyor. Bizim elimizden bir şey gelmez, dışa bağımlıyız deyip kaytarıveriyorlar. Halbuki kazın ayağı öyle değil. Türkiye'nin enerjide dışa bağımlı olmasında tüm suç geçmiş hükümetlerin değil, bu hükümetin de meselede hatırı sayılır bir payı var. Dile kolay, 10 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için son 10 yılda ne yaptınız diye sormak lazım. Bu soruyu bir başka yazıda soralım. Durum ciddi, biz önce gelin şu enerji faturalarının yükünü azaltmak için neler yapabilir, ona bakalım.

TASARRUFLU AMPUL ŞART
Elektrik faturanızı düşürmek için iki konuya dikkat etmeniz gerekiyor. Bir tanesi aydınlatma diğeriyse evdeki elektronik eşyalar. Evdeki gereksiz lambalardan kurtulmakla işe başlayın. Spot ışıklar, halojen lambalar çok elektrik tüketir; mümkünse kullanmayın. Eğer bir yarasa gibi evin köşelerine tüneyip orada gazete-dergi okumuyorsanız, buralardaki dekoratif amaçlı aydınlatmalardan kurtulun. Ana aydınlatma lambalarınız, özellikle de uzun süre açık bırakılanlar mutlaka tasarruflu ampul (kompakt flüoresan) olmalı. İşte size hesabı: Her gün üç saat açık bırakılan bir ampul düşünün. Eğer bu ampul, iyi kalitede bir tasarruflu ampulse, Edison'un bulduğu ilk ampule benzeyen akkor (enkandesan) veya halojen ampullere göre sekiz yıl daha fazla dayanır ve çalıştığı süre boyunca aynı işi beş kat daha az enerji harcayarak yapar. 100 vatlık bir akkor ampul yerine 20 vatlık bir tasarruflu ampul aynı işi görür. LED ampuller ise daha da uzun ömürlüdür. 12 vatlık bir LED ampul, 20 vatlık tasarruflu ampule eş ışık verir ve ömrü üç kat daha fazladır. Dolayısıyla fiyatları daha pahalı gözükse de uzun vadede tasarruflu ampuller kendilerini amorti ederler.

BUZDOLABINA DİKKAT
Elektrik tasarrufu için ikinci önemli konu ise evdeki beyaz eşyalar. Bunların içinde faturaları kabartan en önemli aktör buzdolabıdır. Evdeki elektrik tüketiminin yüzde 30'undan buzdolabı sorumludur. Buzdolabı alırken enerjiyi verimli kullananından almak için bütçenizi zorlamaktan kaçınmayın. Geri dönüşü kısa sürede gerçekleşir. Buzdolaplarının içi sürekli soğuk olmak zorundadır. O nedenle radyatör, fırın yakınına veya güneş alan bir yere buzdolabı koymak adeta deliliktir. İyi bir buzdolabı, doğru kullanım (kapağını uzun süre açık tutmamak, tıka basa doldurmamak gibi) ve doğru yer seçimi elektrik faturalarınızı rahatlatabilir.  Türkiye'de buzdolabından sonra en çok elektrik tüketen ev eşyasının sırasıyla fırın, televizyon ve çamaşır makinası olduğu tahmin ediliyor. Bu sıralama haliyle evden eve değişebilir. Çamaşır ve bulaşık makinalarını yeterince doldurmak, çamaşırları 40 derece gibi makul ısılarda yıkamak ciddi tasarruflara neden olabilir. Yeni elektrikli alet alırken hem az enerji tüketenlerini hem de ihtiyacınıza uygun olanlarını tercih edin. Evinizin tavanını süpürmeyecekseniz, tavana yapışacak derecede emiş gücüne sahip bir süpürgeye ihtiyacınız yok. Plazma yerine LED televizyonları tercih etmenizi de öneririm.

DONLARINIZI ÜTÜLEMEYİN
Ütü gibi anlamsız bir aleti de hayatınızdan çıkarmanızı öneririm. Hele de çarşaf, iç çamaşırı ve çoraplarını ütüleyen biriyseniz. İnsanların özel hayatlarına karışmak istemem ama ütülü çarşaf dediğiniz şey üzerine yattığınız anda kırışır. İç çamaşırın veya çorabın ütülüsünü ayırt edebilecek kadar “hassas” gözleriniz varsa, o gözlerinizi başka alanlarda daha hayırlı işler için kullanmanızı önemle tavsiye ederim. Ütü için harcadığınız zamana yazık, hayat ütülenecek kadar uzun değil. 

Evdeki tüm elektrikli aletleri “doğru kapatmayı” da ihmal etmeyin. Mümkünse açma-kapama düğmeli çoklu priz kullanın ve tek dokunuşta tüm cihazlarınıza (modem, televizyon, uydu alıcı gibi) elektrik akışını kesin. Geceleri rahat uyuyun. Bu cihazları uzaktan kumandayla kapatırsanız, bekleme konumunda elektrik tüketimine davetiye çıkarmış olursunuz. Enerji tasarrufunun ana kuralı aslında “uzaktan kumanda” meselesine karşı çıkmak. Poponuzu koltuklarınızdan kaldırıp, lüzumsuz ampulleri, açık ev aletlerini kapatmanız lazım.

Doğalgaz faturalarını azaltmak için yapabileceklerinizi de yer darlığı nedeniyle bir başka yazıya bırakalım. Sadece şu noktayı unutmayın. Kendinize bir termometre alın ve ev içi sıcaklığı 20 dereceye ayarlayın. Kış diye bir şey var, evde tişört ile değil uzun kollularla gezin. Oda sıcaklığını bir derece düşürmek doğalgaz faturanızı yüzde 6 oranında azaltabilir. Gece yatarken de oda sıcaklığını düşürmeyi unutmayın. Yaşam tarzınızı değiştirmeden faturaları azaltmak mümkün değil. Haksız mıyım Samet?

Çanakkale’yi bekleyen tehlike

Bir ons altın elde ederken 70-80 ton maden atığı ortaya çıkarılıyor. Daha da kötüsü, madenlerden çıkarılan altının yüzde 80’inden fazlası süs eşyası olarak kullanılıyor
 
Özgür Gürbüz-BirGün/ 7 Ekim 2012

Bergama Altın Madeni
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, Türkiye’deki 28 potansiyel altın/gümüş yatağının dört tanesi Çanakkale ve civarında bulunuyor. Kaz Dağları temiz havasının, yemyeşil doğasının yanı sıra ne yazık ki bu altın yataklarına da ev sahipliği yapıyor. Altın madencileri pusuda. 10’dan fazla firma 40’a yakın noktada altın çıkarmak için yarışıyor. Altın arıyor demiyorum, o evreyi geçtiler. Sondajlar tamamlandı, işletme aşamasındalar. Hükümet çevreyi doğayı umursamıyor, madenciler ne isterse yapıyorlar. Yönetmelikler ve yasalar uygun şekilde değişiyor. Ağacın, temiz havanın altından daha değerli olduğunu anlamamışlar. Dedelerinin nasihatlerini unutmuş, torunlarının geleceğini ise umursamıyorlar. Varsa yoksa altın, para, mal ve mülk.
 
Çanakkale Çevre Platformu yıllardır var gücüyle “altıncı filo” dedikleri bu şirketlere karşı mücadele ediyor. Diyorlar ki, “Yaklaşık 1 gram altın için 3 ton suyumuz kirletilecek. Yöremizdeki su kaynakları ancak bize ve sulamaya yetiyor. Altıncı şirketlere verilecek bir damla suyumuz yok!” Hükümet ise önceliğim para diyor ama işin orası da şüpheli. Çanakkaleli çevrecilere göre bu işten devletin cebine giren devede kulak: “Üretilecek altın ve gümüşün tamamı zenginleştirilmiş cevher olarak yurtdışına çıkarılacak. Üretimin miktarının tespitinde madencinin beyanını esas alınıyor. Alıcı, satıcı aynı şirket. Ocakbaşı satış fiyatının sadece yüzde 4’ü devlet hakkı olarak veriliyor. Altıncılar onsunu 314 dolara mal ediyor daha sonra Türkiye bu altını onsu 1600 dolarlardan ithal ediyor” diyorlar. Kesilecek ağaçlar, madencilik faaliyetleri sonucu ortaya çıkacak ağır metaller de cabası.
 
HEPİMİZE İŞ DÜŞÜYOR
Çanakkale’yi geç tanıdım ama hemen aşık oldum. Türkiye’nin en güzel illerinden biri. İli güzelleştiren de sadece doğası değil insanları. Bu insanlara kulak vermek, onlarla dayanışmak boynumuzun borcu. Sanmayın ki onlar bu mücadeleyi kendileri için veriyor. Türkiye’nin geleceği Kaz Dağları’nda, Çanakkale’de, Munzur’da. Oradaki ağaçlar yoksa burada temiz hava yok. Orada dereler beyaz akmazsa burada domates, biber, zeytin, peynir yok. Çevre Platformu direniyor ama Çanakkale’de birçok kurum ya sinmiş ya da sindirilmiş. Halbuki hepsi aynı anda ses çıkarsa karşılarında kimse duramaz. Sadece Çanakkale’ye değil elbet, hepimize iş düşüyor.
 
Çanakkale’de sadece altın yok. Türkiye’nin bilinen en önemli bakır, kurşun ve çinko yatakları da bu bölgede. O yüzden nereye gitseniz bir başka maden haberi çıkıyor karşınıza. Değerli metal madenciliği doğanın ve dolayısıyla insanın en büyük düşmanlarından. Madencilik faaliyetleri dünyadaki enerji tüketiminin yüzde 7 ila 10’undan sorumlu. Buna karşın küresel istihdama katkısı yüzde 1’den az. ABD’de arsenik emisyonlarının yüzde 96’sı madencilik kaynaklı. Kütahya’daki maden kazasını hepimiz gördük. Atık havuzlarının barajı çökmez diyorlardı; çöktü.  Siyanür kullanıldığında tehlike daha da büyüyor.
 
Peki, çözüm ne? Kullandığımız eşyaların birçoğunun hammaddesi madenlerden geliyor. Telefonlarda, bilgisayarlarda, bindiğimiz taşıtlarda bu madenler kullanılıyor. Hepsinden vazgeçmek olası mı? İnsan her şeye muktedirdir demişler ama 7 milyara yakın insanı aynı anda ikna etmek kolay değil. O halde madencilik faaliyetlerinin sürdürülebilir olması, daha maliyetli olsa bile çevreye en az zarar verecek tekniklerin uygulanması şart. Bu madenlerin günlük hayatta kullanıldığı alanlar incelenmeli, ek vergi ve mali yükümlülüklerle yeni cevherlerin çıkarımı yerine yeniden kullanım ve geri dönüşüm desteklenmeli. Madencilik faaliyetlerinin özellikle Latin Amerika ve Afrika’da yerli halkların yaşadığı bölgelerde yapıldığı düşünülürse, özel şirketlerin değil devletin daha önemli rol oynaması ve gelirlerin o bölgedeki fakir insanlar için kullanılması sağlanmalı.
 
İş Kaz Dağları ve altına gelince durum daha farklı tabi. Ekolojik açıdan bu kadar önemli bir bölgenin, ciddi miktarlara varan kaliteli tarımsal üretimin riske atılması kabul edilemez. Temiz gıda ve temiz hava bu yüzyılın en değerli hazineleri. Altın yanlarında beş para etmez. Özellikle de altın. Bir ons altın elde ederken 70-80 ton maden atığı ortaya çıkarılıyor. Daha da kötüsü, madenlerden çıkarılan altının yüzde 80’inden fazlası süs eşyası olarak kullanılıyor. Görüldüğü gibi yaşamsal öneme sahip bir ihtiyaçtan bahsetmiyoruz. Çıkarılan altının bir bölümü de yatırımcılar tarafından satın alınıyor. Cebinizde ne kadar para olduğunun bir önemi yok. Kaz Dağları, Bergama, Kışladağ veya Efemçukuru. Hiçbiri bir süs eşyası için feda edilemez. Su, pamuk veya zeytin altından daha değerli. Moğollar’ın dediği gibi, “Ölüler altın takmaz”. Ölmek istemiyorsanız siz de takmayın.