Kalkınma Planı’nın enerjisi fosil ve nükleerden

Özgür Gürbüz-BirGün / 3 Kasım 2023

12. Kalkınma Planı Resmi Gazete’de yayımlanarak resmiyet kazandı. Resmiyet ile samimiyetin farklı kavramlar olduğunu da böylece hatırlamış olduk. Planın enerji bölümünün amacı, ‘2053 net sıfır emisyon hedefini esas alarak’ diye başlıyor. Altı satırlık cümlenin devamında ise nükleer enerjiyi daha fazla kullanmak, enerji verimliliğini artırmak, yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirerek kendine yeterli olmak gibi birçok hedef yer alıyor. Peki plan bize aslında ne diyor?

509 numaralı maddede, ‘Enerji arz güvenliğinin sağlanması kapsamında çevresel etkiler azami ölçüde göz önünde bulundurularak yerli kömürün kullanımına devam edilecektir’ diyor. Altındaki yardımcı maddelerde de mevcut kömür yakıtlı santrallarda rehabilitasyon yapılarak, iyileştirmeler sağlanacağı, rezervlerin temiz kömür teknolojileriyle kullanılması için Ar-Ge çalışmalarının yapılacağı yazılı. İklimi değiştiren kömürün emisyonları unutulmuşa benziyor.

Bu köşede defalarca hükümetin 2053 net sıfır hedefinin bir slogandan ibaret olduğunu yazdık. Önce gerçekten de Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılmış bir slogandı, sonra resmi belgelerde de yer verilmeye başlandı. Başlandı ama kömür, petrol, gaz gibi fosil yakıtların kullanımı nedeniyle ortaya çıkan emisyonları sıfırlayacak ya da yutak alan dediğimiz orman varlıklarını koruyarak, artırarak çıkan emisyonu nette sıfırlayacak bir plana henüz rastlamadık. Kalkınma Planı’nda olduğu gibi bir yandan emisyonları azaltacağız deyip, öte yandan bildik yoldan devam edileceğini görüyoruz. Yoksa, kömürden önünde sonunda çıkacağını planlayan bir hükümet eski kömür santrallarını neden rehabilite etsin? Temiz kömür gibi hem teknolojik hem de ekonomik açıdan rüştünü ispatlamamış projelerle neden vakit ve para kaybetsin? Bu yüzden de tekrarlamakta fayda var. Türkiye’nin 2053 veya bir başka ileri tarihe dair net sıfır emisyon hedefi yok. Dernekler, sözde iklim mücadelesi verenler hükümetten çekindikleri için söylemekten kaçınabilir ama biz yazalım. Bu hedef, onu hayata geçirecek politikalar olmadan göstermelik bir slogandan başka bir şey değil.

Kalkınma Planı’nın nükleer enerjiye yaptığı atıf da gözden kaçmamalı. Küçük modüler nükleer reaktörleri füzyon gibi yeni teknoloji sınıfına alarak bu alanda çalışma yapılacağının söylenmesi tam bir aymazlık. Modüler reaktörler küçük nükleer reaktörler. Yeni bir teknolojiden bahsetmiyoruz. Ne nükleer atık sorununu çözebiliyor ne de pahalı nükleer enerjiyi ucuzlatıyor. Güvenlik sorununu ise artırıyor. Nükleer lobinin bu yeni pazarlama taktiğinin bir devlet politikasına dönüşmesi ilginç. Hatırlarsanız, ABD kaynaklı küçük modüler nükleer reaktör fikrini, Altılı Masa’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde de görmüştük. Nükleerde Ortaklaştılar başlıklı yazımda detayları var. O metne bu nükleer fikri kim soktuysa, 12. Kalkınma Planı’na da sokmayı başarmış.  

***

TMMOB’a bağlı Elektrik Mühendisleri Odası, 2022 yılını değerlendiren yeni bir rapor yayımladı. 2022 Yılı ElektrikEnerjisi Görünümü adlı raporu en çok Kalkınma Planı’nı hazırlayanların okumasını isterim. EMO raporunda, teknolojik gelişmeler desteklenmekle birlikte, fosil yakıt ve nükleer enerjinin yarattığı sorunların, sınırlı kaynak olmaları ve iklim üzerindeki etkileri nedeniyle teknolojiyle çözülemeyeceği açıkça yazılmış. EMO, suyun canlılar için önemine de vurgu yaparak, su kullanımında elektrik üretiminin önceliklendirilmesine karşı çıkan bir uyarıda bulunmuş. Atıl durumdaki üretim ve iletim tesislerine de dikkat çeken rapor, elektrik enerjisinin üretim ve yönetiminin kamuya verilmesini savunuyor. Türkiye’de elektrik üretme kapasitesinde fazlalık var. Dünyada da herkes enerjiyi daha verimli kullanmaya çalışıyor, bu alanda hedefler koyuyor. Kişi başına düşen elektrik tüketimini altı yılda yüzde 25 oranında artırmayı planlayan 12. Kalkınma Planı’nı görünce, EMO’nun bu çağrısı daha fazla önem taşıyor. Enerji sektörü şirketlerin kâr etme aracı oldukça, bizim daha fazla tüketmemiz istenecek. Sektörü şirketlere teslim eden AKP’nin planından da bu anlaşılıyor. Doğanın ve insanın ise daha çok tüketmeye değil, eldekileri daha verimli kullanmaya ve yavaşlamaya gereksinimi var.

Hiç yorum yok: