16 Mayıs 2012

''Rüzgarcı PMUM'da zorlanıyor, yerli katkı için yönetmelik bekliyor''

Özgür Gürbüz-Yeşil Ekonomi / 15 Mayıs 2012

Türkiye'de ilk rüzgar santrali bundan 12 yıl önce faaliyete geçti. Avrupa'nın en büyük potansiyellerinden birine sahip Türkiye'de rüzgar kurulu gücü bugün 1800 megavatı geçti. Potansiyele bakınca Avrupa'daki diğer ülkelerin gerisinde kalındığı söylenebilir ama durumun 18 Mayıs 2005'den daha iyi olduğu da ortada. 18 Mayıs 2005, Türkiye'nin kısaca Yenilenebilir Enerji Yasası (YE) dediğimiz, yenilenebilir enerji kaynaklarına alım garantisi veren kanunla ilk kez tanıştığı tarih. Daha sonra değişikliklere uğrayan kanunun yeterliliği konusunda, özellikle güneş enerjisiyle uğraşanların hâlâ ciddi kaygıları var. Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven Yeşil Ekonomi için sektörün bugünkü durumunu, sorunlarını ve önündeki fırsatları değerlendirdi.


-Türkiye’de kurulu rüzgar santrallerinin kaç tanesi Yenilenebilir Enerji yasasından yani 7,3 sentlik alım garantisinden  yararlanıyor?


M. Serdar Ataseven
Türkiye’de kurulu gücümüz 1800 megavat. Bunların 687 megavatı yani, yaklaşık  yüzde 40’ı garanti fiyattan faydalanıyor. Geçtiğimiz yıllara kadar kimse bu sabit fiyattan yararlanmak istemiyordu. Çünkü Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi'ndeki (PMUM) fiyatlar daha kazançlıydı. Şu anda da bakarsanız aslında PMUM’da fiyat 7,3’ün üzerinde. Ama gün öncesi piyasasında yatırımcılar bir gün sonraki üretimini bir gün önceden bildirmek zorunda. Ülkemizdeki tahmin sistemleri henüz gelişmediği için, bu bildirim bazı zamanlar riskli olabiliyor. Bu nedenle yatırımcı garanti fiyata gidiyor. Başka enerji üretim sistemlerine sahip olan yatırımcılar biraz daha risk alabiliyor ve gün öncesi fiyatından yararlanıyor. Sadece rüzgar üretimi ile ilgilenen yatırımcılar ise risk almak istemediklerinden garanti fiyatı tercih ediyorlar. Avrupa’daki sistem üç saat öncesinden bildirim esasına dayanıyor. Oysa Türkiye’de, bir gün öncesinden hatta 36 saat öncesinden bildirim yapmanız gerekiyor. Bu da yatırımcıyı zor durumda bırakıyor. Çünkü rüzgar hafif yön değiştirip rüzgar türbinlerini pas geçtiğinde, 36 saat öncesinden yapılan tahminler tutmayabiliyor. Kısacası şu an enerji üretim tahminlerini sağlıklı yapamıyoruz. Kendi içinde dengelemesini yapabilen yatırımcılar PMUM’dan yararlanıyor. Yapamayanlar ise garanti fiyatı tercih ediyorlar.

-Rüzgar türbinleri için ilk yatırım maliyetleri nedir?

Avrupa'dan gelen rüzgar türbinlerinde, projeden projeye değişmekle birlikte, tüm yatırımlar (yol, inşaat, iletim hattı) dahil, yaklaşık kilovat kurulu güç başına 1100-1300 Avro arasında bir maliyet olduğunu söyleyebiliriz. Çin’den geldiğinde yaklaşık  yüzde 30 civarında indirim olabileceği tahmin ediliyor. Piyasada Çin üreticileriyle ön sözleşme imzalayan bazı firmalar var. Ama şu ana kadar hiçbir rüzgar türbininde Çin malı türbin kullanılmadı. Çinliler şimdilik Türkiye pazarında yok fakat pazara girmeye çalışıyorlar. Çünkü Türkiye karasal rüzgar pazarında en büyük ülke. TEİAŞ tarafından onaylanmış lisanslı veya lisanslanacak 11 bin megavatlık projemiz var.  2023 yılı hedefi 20 bin megavat. Bu veriler tüm Avrupa’nın ve özellikle de Çinli türbin üreticilerin iştahını kabartıyor.

-Daha önceki bir röportajınızda rüzgar türbinlerindeki çalışma kapasitesinin 3500 saat olduğundan bahsetmiştiniz. Bu da oransal olarak yüzde 40'lara denk bir kapasite faktörü demek. Bu durumda Türkiye için kilovatsaat başı üretim maliyetleri nedir?

Türkiye’deki rüzgar potansiyeli Avrupa’ya göre yüzde 25-30 oranında daha yüksek. Avrupa’da bir rüzgar türbini 2000-2500 saat çalışıyor. Türkiye’de ise 3000-3500 saat çalışıyor. 3500 saatin üzerinde çalışan santraller de var. Bunlar birincil rüzgar sahaları. İkincil rüzgar sahaları da olacak. Fiyat olarak Avrupa’ya göre daha düşük bir enerji alım fiyatımız var. Avrupa’da 9 Avro sentlere varan rüzgar fiyatları var. Ülkemizde 7,3 Avro sent. Bu fiyatın yerli katkı ile desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Rüzgar projelerinin daha rahat finanse edilebilmesi için elektrik fiyatlarını garanti alım fiyatından daha yukarı çekmek lazım.

-48 bin megavatlık ekonomik teknik potansiyelin ne kadarı hayata geçirilecek?

Belirtilen 48 bin megavatlık teknik kapasite, Yenilenebilir Enerji Müdürlüğü'nün, ülkemizdeki rüzgar enerjisi potansiyelini belirleme çalışmalarına göre verdiği rakamdır. Kıyılarımızdaki rüzgar enerjisinin de dahil olduğu teknik potansiyeldir. Türkiye’de tüm yatırımları hayata geçirdiğimizde çıkabileceğimiz maksimum potansiyeldir. Bununla birlikte rüzgar potansiyelinin var olması yeterli değil. Bunun yanısıra rüzgardan üretilen elektriğin bağlanacağı trafo merkezlerinin olması, bağlantı ve üretim şebekelerinin güçlü olması gerekir.

TEİAŞ’ın 2013 sonuna kadar verdiği 11 bin megavatlık kapasite var. 2023 yılı hedefimiz 20 bin megavat. Ayrıca ülkedeki enerji ihtiyacına ve enerji üretim tesislerinin üretimine bağlı olarak her yıl 1000 megavat kapasite arttırımı yapılacak. Bu sektör adına sevindirici bir durum. Ülkemizde sürdürülebilir bir rüzgar sektörünün olduğunun göstergesi.  Bu, hedefin altının boş olmadığının, TEİAŞ tarafından destekleneceğinin kanıtıdır. Artık rüzgar için enerji sektöründeki iyi oyunculardan biridir diyebiliriz.

-Rüzgar enerjisinin sorunları geçtiğimiz Ocak ayında Enerji Bakanlığın’da yapılan bir toplantıda dile getirilmişti. O zamandan bu yana sorunlarla ilgili olumlu gelişmeler var mı?

17 Ocak’ta yaptığımız toplantıda dört ana konu üzerinde sorunlarımızı toplamıştık. Enerji Bakanlığın’dan yönetmelik değişikliği ile yerli katkı payının uygulanabilirliğinin sağlanmasını istemiştik. Enerji Bakanlığı'ndaki çalışmalar sürüyor, henüz yayımlanmadı. Yayımlandığında uygulanabilir bir yönetmeliğin çıkacağını umuyoruz. Parçalar yurtdışından getirilse bile, Türkiye’de montajı yapıldığında, yerli sayılması ve teşvik kapsamına alınması sektörün hızla gelişmesine büyük katkı sağlayacak ve yerli katkı payı uygulaması sadece kağıt üstünde kalmayıp, hayata geçmiş olacak. Yan sanayimizin gelişmesinden sonra yüzde 100 yerli olsun diyebiliriz. Bu şekilde yapılacak bir düzenlemenin sektörün önünü açacağını ve yerli kullanımına yönlendireceğini düşünüyoruz. Böylece yan sanayi de kısa sürede gelişecektir. İkinci sorun ise yerli teşvikten faydalanma süresinin 2015 yılı ile sınırlandırılmış olmasıydı. 2012 yılının ortasına geliyoruz. Yabancı bir yatırımcının Türkiye’de yatırım kararı alıp, üretime başlaması ve uygulamaya geçmesi arasındaki süre 2015’ten daha uzun sürüyor. Bu nedenle bu sürenin 2020 yılına kadar uzatılması gerektiğini ilettik. 2023 yılına kadar uzatılsa daha da uygun olur. Çalışmalar var ama sonuca ulaşmış değiliz. Enerji komisyonundan sonucu bekliyoruz. Ayrıca radarla ilgili EPDK’dan bir talebimiz olmuştu. Henüz somut bir adım yok. Yatırımların yapılması için bu tür sorunların bir an önce çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz. TEİAŞ’tan havza planlaması yapılmasını talep etmiştik. TEİAŞ’tan somut bir adım geldi. 2013 yılına kadar açıkladığı kapasiteden sonra, gerekli havza planlaması çalışmalarının yapılarak, ülkemizdeki gelişmeye paralel, her yıl 1000 megavatlık kapasite ayıracaklarını açıkladılar. Sektör açısından sevindirici bir durum. 

Bu söyleşi 15 Mayıs 2012 tarihinde Yeşil Ekonomi haber portalında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok: