Medeniyetlerin buluştuğu başkent

Özgür Gürbüz-BirGün/18 Kasım 2012

Hasankeyf - Foto: O. Gurbuz
Muğla Üniversitesi'nden Doç. Dr. Adnan Çevik, Hasankeyf'in İslam tarihindeki önemini araştırdı ve bir rapor hazırladı. Doğa Derneği'nin organizasyonuyla İstanbul'daki Pera Müzesi'nde düzenlenen söyleşide hem bu rapordan kesitler görme hem de Adnan Çevik'i dinleme şansı bulduk. Bir kez daha üzerinde yaşadığım bu toprakların zenginliği karşısında hayretler içerisinde kaldım.

Son yıllarda yapılan kazılar Hasankeyf'in 12 bin yıllık bir tarihe sahip olduğunu gösteriyor. Artuklular, Eyyubiler, Akkoyunlular, Osmanlılar ve Romalılar o topraklarda yaşamış medeniyetlerden sadece birkaç tanesi. Kenti gezdikçe her uygarlığın izine rastlıyorsunuz. Roma döneminden kalan garnizon binaları ve kente giriş kapısı bunlardan birkaçı. Artuklular tarafından yapılan ve bugün sadece ayaklarını görebildiğiniz Hasankeyf Köprüsü ise adeta kentin sembolü. Bu köprünün iki orta ayak arası açıklığı 40 metre. Ortaçağın en büyük taş köprüsünden bahsediyoruz. Hasankeyf'in görkemi günlerinin köprünün yıkılmasıyla son bulduğu düşünülüyor. 100 bine varan nüfus, kalenin en üstüne kadar su götürmeyi başaran efsanevi bir su şebekesi, kentin gizeminin bir parçası gibi.

Çevik, toplantıda kentin çok fazla bilinmeyen bir özelliğine daha dikkat çekti. Ortaçağ İslam yerleşimleri arasında Hasankeyf'in önemine. Kentten birçok bilim insanı ve sanatçı çıkmış. Rezzaz El-Cezeri bunlardan biri. Sibernetik (robotik) ilmin kurucusu, büyük İslam alimi ve mühendisi Cezeri'nin mekanik hareketlerden mühendislikte faydalanmayı içeren kitabının Avrupa'nın farklı müzelerinde sergilendiğini bilmem biliyor muydunuz? Leonardo da Vinci'nin çalışmalarını etkilemiş bir bilim insanından bahsediyoruz.

“ÜLKEDEKİ TEK ÖRNEK”
Gitmeyenler için anlatmak lazım, Hasankeyf Dicle Nehri'nin tam kenarında yer alıyor. Kalenin içi ilk yerleşim merkezi; buraya 'yukarı şehir' deniyor. Bugün ilçe merkezinin olduğu yer ise 'aşağı şehir'. Karşı kıyının adı ise sur dışı anlamına gelen 'Rabat'. Hasankeyf'te oturanların çoğu Arap. Hemen hemen herkes Kürtçe ve Arapça biliyor. İlçedeki İslam eserleri, dinin mimari ve sanata etkisini açıkça gösteriyor. Örneğin aşağı şehirde kalan Koç Cami. Anadolu'daki Orta Asya tarzı tek külliye burası. Koç Cami dışındaki eserlerin çoğu Bizans etkisi altında yapıldığı için buranın önemi başka. Doç. Dr. Adnan Çevik, “İçindeki motiflerin özelliği nedeniyle mihrabı ülkemizde tek örnek” diyor.

Er-Rızk Cami, Hasankeyf - Foto: O. Gurbuz
Eyyubi Sultanı Süleyman Cami 605 yıllık. Eyyubi Sultanı Süleyman'ın mezarı orada. Minaresinin her yanında Arapça frizlerle dolu. Er-Rızk Cami'nin minaresi camiden geriye kalmış tek eser. 30 metre yükseklikte, şerefesine iki ayrı merdivenle çıkılıyor. Ulu Cami, Kızlar Cami diğer önemli İslam eserleri arasında. Kentteki türbeler de mimari tarzları ve tarihsel değerleriyle göze çarpıyor. Şeyh Şerafeddin Türbesi, Zöhre Hatun Türbesi, Hz. Verkane Türbesi, Zeynel Bey Türbesi en önemlileri. Zeynel Bey Türbesi Akkoyunlulardan kalma. Çok kötü bir restorasyona maruz kalsa da hâlâ ayakta. İran ve Azerbaycan'daki türbelere benziyor, Anadolu'da bir başka örneği yok. İmam Abdullah Zaviyesi de İslam dünyasının peygamberinin soyundan geldiğine inanılan İmam Abdullah'a ait. İnananlar için manevi değeri yüksek bir mekan. Kentte üç adet de kilise tespit edilmiş. Kültürel kimliği, mimari dokusu ve tarihi güzelliğinin yanı sıra Hasankeyf'in İslam dünyası de çok önemli bir yere sahip olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz.

YÜZDE 80'İ SULAR ALTINDA KALACAK
Bunları neden yazıyorum? Nedeni basit. Ilısu Köyü'nde yapımı devam eden baraj biterse yukarıda saydığım eserler ve daha niceleri sular altında kalacak. Binlerce insan göçe zorlanacak ve yine onlarca canlı türü yok olacak. Kimilerine göre kentin yüzde 80'i sular altında kalacak. Er-Rızk Camisi'nin minaresinin sadece bir kısmı su üstünde kalacak. Şerefesine iki ayrı merdivenle çıkılan minarenin kapısını bulmak için tüple dalmanız gerekecek. Koç Cami'ndeki, bir başka örneği bulunmayan mihrap da yine sular altında kalacak. Artuklu Hamamı'nı su basacak. Tarihi köprü su altında kalacak. Mezarlıklar, türbeler hepsi ama hepsi su altında kalacak.
 
Ilısu Barajı ana gövde inşaatı - Foto: O. Gurbuz
Tahminen, Hasankeyf sular altında kalırken bu işe onay verenler İstanbul'un Çamlıca Tepesi'nde dev bir cami açıyor olacak. İçlerinden bazıları bu büyük gün için İstanbul'a gelmişken Eyüp'teki türbeleri ziyaret edecek. Çamlıca Cami'nin açılışında besmeleyle kurdele kesilirken, peygamberin soyundan geldiğine inanılan İmam Abdullah, daha çok para kazanmak adına Hasankeyf'te besmelesiz Dicle'nin sularına bırakılacak. Ardından bir Fatiha okuyan bile olmayacak çünkü Hasankeyf'te yaşayanlar başka bir kente göç etmek için çoktan yola düşmüş olacaklar. Rabat'ta inşa edilen TOKİ'nin evlerinde kalmayı tercih edenler ise o evleri satın almak için aldıkları kredileri nasıl ödeyeceklerini düşünmekle meşgul olacaklarından, dua etmeye vakitleri kalmayacak.

Bütün bunlar Türkiye'nin en “dindar” hükümetinin iktidarında olacak. Dinsizlerin iktidarından korkan ve Müslüman vekillere oy veren halk, camilerini, türbelerini ve külliyelerini bir barajın sularına bırakıldığını anladığında iş işten geçecek, Dicle'nin suları bir Hasankeyf boyu yükselecek. Bazen, boğulacağınızı anlamak için suyun boğazınıza kadar gelmesi gerekmez. Ayaklarınıza değdiğinde anlarsınız. Hasankeyf'in ayakları artık ıslak ama su henüz boğazımıza gelmedi. Uzatın elinizi.

*** 
Medeniyetlerin Buluştuğu Başkent adını taşıyan rapor için lütfen buraya tıklayınız.

Yeşiller Partisi'nden istifa ettim


Aşağıda partiye verdiğim dilekçedeki kısa açıklamamı görebilirsiniz. 20 yıla yakın bir süredir yeşil politikayla ilgilendiğim için kamuoyuna bir açıklama yapmanın gerekli olduğunu düşündüm.

"Yeşiller Partisi’nin üzerine düşen muhalefet görevini yerine getirmekteki isteksizliği ve yetersizliği, hükümeti eleştirme konusunda yaşadığı çekinceli tavrı ana gerekçelerim olmak üzere, kurucusu ve üyesi olduğum Yeşiller Partisi’nden istifa ettiğimi bildirir, sizlere siyasi hayatınızda başarılar dilerim."

Bu vesileyle, Yeşiller Partisi ile Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nin birleşme sürecinde de yer almayacağımı vurgulamak isterim. 

Çin'in yeni liderleri belli oluyor


Özgür Gürbüz/14 Kasım 2012

Çin Komünist Partisi'nin 18. Ulusal Kongresi, Çin'in başkenti Pekin'de 8 Kasım 2012 tarihinde başladı. Bugün sona erecek Kongrede Çin'in yeni liderleri de belli olacak. Saat farkından dolayı belki de siz bu satırları okurken isimleri internette dolaşmaya bile başlayacak.Yeni liderlerin Çin'in mevcut yönetim biçimini veya siyasi-ekonomik politikalarını değiştireceğini düşünmek hayal olur. Çin Cumhurbaşkanı Hu Cintao'nun kongrenin açılışında, Çin'e özgü sosyalizme devam edileceği vurgusunu içeren, bir önceki dönemin özetini sunduğu rapor da bunun en belirgin göstergesiydi. Çin'e özgü sosyalizm vurgusu metnin odak noktasıydı ama bir diğer odak nokta ise ekonomiydi. Ekonomide en belirgin hedef, gayri safi yurtiçi hasılanın 2020'de, 2010'a göre iki kat artırılması. Bu da mevcut büyüme odaklı politikaların devamı anlamına geliyor. Çin'de değişim artık bir tabu değil ama yavaş ve temkinli davranılması esas. Çin'in özelliği belki de bu “sakin güç”te yatıyor. 

82 MİLYON ÜYESİ VAR
Çin Komünist Partisi (ÇKP) Ulusal Kongresi beş yılda bir toplanıyor. Ülkede tek parti yönetimi olduğu için bu seçim sadece parti üyelerini değil tüm Çin vatandaşlarını ilgilendiriyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olduğu için de tüm dünyayı. ÇKP 82 milyon 600 bin üyeye sahip. Çin'de bile 82 milyon üyeyi ağırlayacak bir kongre salonu yok, haliyle temsili demokrasi parti içinde ciddi bir rol üstleniyor. Bu işin şakası ama Çin'i anlamak ve iyi anlatmak için ülkenin büyüklüğünü hatırlatmakta her zaman fayda var. Her eyalet, özerk bölge ve benzeri yapılardan gelen delegeler Ulusal Kongre'de 82 milyon parti üyesini temsil ediyor. Bunların arasında Çin Halk Kurtuluş Ordusu üyeleri de var. Delegelerin seçimi gizli oyla yapılıyor.

ÇKP'nin bugünkü toplantısına geçmeden önce iki parti organını da bilmek gerekiyor: ÇKP Merkez Komitesi ve ÇKP Merkez Komitesi Siyasi Bürosu (Politbüro). ÇKP Merkez Komitesi şu anda 247 kişiden oluşuyor. Bu üyeler beş yılda bir gerçekleşen kongrede seçiliyor. Bu yıl da seçim olacak hem de önemli bir seçim. ÇKP Merkez Komitesi Siyasi Bürosu ise 24 üyeye sahip. Bunların dokuz tanesi, partinin en yüksek organı da sayılabilecek Çin Komünist Partisi Siyasi Bürosu'nun Yürütme Komitesi'ni oluşturuyor. Partinin Genel Sekreteri Hu Cintao. Cintao aynı zamanda Çin'in  Cumhurbaşkanı ve Merkezi Askeri Komisyonu'n başındaki kişi. Cintao 1942 doğumlu, 70 yaşında. Onun gibi 70 yaşındaki bir başka siyasetçi ise Çin Başbakanı Ven Ciabao. İkisinin de yaşı önemli çünkü 68 yaşını geçtiğinizde sizden politikayı bırakmanız isteniyor. Bu yılki Ulusal Kongre'yi daha ilginç kılan da aslında bu. Hu Cintao ve Ven Ciabao'nun yerlerine kimlerin geçeceği merakla bekleniyor. Sürpriz olmazsa partinin başına şu anda başkan yardımcılığı görevini üstlenen Şi Cinping geçecek. Başbakan Yardımcısı Li Kıçiang'ın da Ven Ciabao'nun yerini alması ve Başbakan olması bekleniyor. Bazı kaynaklar, Cintao'nun tercihinin Kıçiang'dan yana olduğunu ancak partideki tüm grupların Cinping ismi üzerinde anlaşabildiğini söylüyor. Mao Zedung zamanı olsaydı Cintao istediği ismi yerine getirebilirdi. Şimdilerde ise tek adamdan çok parti yönetimi beraber karar alıyor.

Bu isimlerin yerine başka birinin seçilmesi halinde ÇKP'nin seçimlerinin şimdikinden daha çok konuşulacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle bir sürprizin nedenlerini bulmak Çinliler için bile kolay olmaz. Zira, parti meselelerinin kamuoyunda çokça tartışıldığını söylemek zor. Yeni liderlerin ülkede radikal bir değişiklik yapması beklenmiyor. Cinping iş başına gelirse yasal sınır olan iki dönem boyunca iktidarda kalabilir. 1953 doğumlu olduğu için yaş sınırından dolayı görevi erken bırakması söz konusu değil. Şi Cinping 1975 ile 1979 tarihleri arasında Tsinghua Üniversitesi'nde Kimya Mühendisliği bölümünde eğitim gördü. 1998'den 2002'ya kadar ise Tsinghua Üniversitesi Kültürel ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nin Marksizm Teorisi ve Siyaset Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. O dönemde, Fuciyan Eyaleti'nde belediye başkanıydı. Cinping'in bir kızı var ve ABD'de Harvard'da okuyor. Eşi ise ünlü bir halk şarkıcısı, Peng Liyuan. O da alanında iyi eğitim almış biri, geleneksel etnik müzik üzerine yüksek lisans yapmış. Cinping'i, eğer seçilirse, en çok yolsuzluk meselesi zorlayacağa benziyor. Küresel ekonomik kriz sırasında ekonomiyi ayakta tutmak, kentleşen Çin toplumunda kırsalla kent arasındaki gelir farkını kapatmak diğer zor işler. Dış politika ise zaten gergin. İlk uçak gemisinin denize indirilmesi, Japonya ile yaşanan sorunlar, Kuzey Kore ve Suriye gibi Çin'in etkin olduğu diğer sorunlar da cabası. Yeni liderler, Mart ayındaki parti kongresinde açıklanacak ve 2013 yılında görevi devralacak. Şi Cinping ve Li Kıçiang'ın bu sorunlarla yüzleşmeden önce hazırlık yapmak için fazla zamanı yok.

Papalagi ve Taksim Meydanı

Bugün Taksim'de gördüklerimiz, yarık insanlarının toprak insanlarına açtığı savaşın sadece bir cephesidir.

Özgür Gürbüz-BirGün/11 Kasım 2012

Papalagi tıpkı bir midye gibi, sert bir kabuğun içinde oturur. Bir çıyan gibi, taşların arasında lavların çatlaklarında yaşar. Sağı, solu, altı, üstü hep taşlarla örtülüdür. Barınağı dikine duran taş bir sandığı andırır, çok sayıda gözü olan delik deşik bir sandığı...

...Papalagi, yaşamını işte bu kutular arasında geçirir. Günün hangi saatinde olduğuna göre ya o kutuda ya bu kutudadır. Çocukları burada, topraktan yukarıda -genellikle yetişkin bir palmiye ağacından bile yüksekte- taşların arasında büyür...


...Bu taş kutular, omuz omuza duran insanlar gibi birçoğu bir arada durur, aralarında ne bir ağaç ne de bir çalılık vardır onları ayıran. Ve her birinde bütün bir Samao köyünü dolduracak kadar çok insan yaşar. Bir taş atımı uzaklıkta yine omuz omuza vermiş duran çok sayıda taş kutu daha vardır. Bunlarda da insanlar yaşar. Bu iki sıranın arasında Papalagi'nin “cadde” dediği bir yarık vardır. Sert taşlarla kaplı bu yarık, çoğu kez bir ırmak kadar uzundur. Boş bir yer bulmak için saatlerce koşmak gerekebilir...

Papalagi Samaoca'da 'beyaz adamlar' demek. Samao kültürüne yabancı bir şeyi tanımlamakta da kullanılıyor. Yukarıdaki alıntılar Erich Scheurmann'ın Papalagi adlı kitabından alındı. Kitap Ayrıntı Yayınları tarafından yıllar önce Türkçe'ye “Göğü Delen Adam” adıyla çevrildi. Samao takımadalarında yaşayan Tuiavii adlı bir kabile şefinin Avrupa'yı gezdikten sonra 'beyaz adamlar' yani 'Papalagi' hakkında tuttuğu notlardan oluşuyor. Bugünlerde Tuiavii'nin gerçekten var olup olmadığı tartışılsa da kitap beyaz adam için bir hayat bilgisi niteliğinde. İstanbul'daki Taksim Meydanı'nın deşilmesi ve gezi parkındaki ağaçların sökülmesi projesinin hayata geçirildiği ilk gün, aklıma Tuiavii'nin beyaz adamı tarif ettiği bu kitap geldi. Aynı şekilde, TOKİ denince de hep papalaginin inşa ettiği o “taş sandıkları” düşünmüşümdür. 

GEZİ PARKI YOK OLUYOR
Taksim'den Elmadağ'a uzanan sert taşlarla kaplı o yarık, Cumhuriyet Caddesi, tam da Tuiavii'nin tarifini yaptığı caddeye benzemiyor mu? Boş bir yer bulmak için saatlerce koşmanız gerekebilir. Tek kurtuluşunuz olan caddedeki ağaçlar ise şimdi birer birer sökülüyor. Mecidiyeköy'den Taksim'e, yanyana iki ağacın birbirine bakışabildiği tek yer Gezi Parkı'dır. Bugün oraya yapılmak istenen mini alışveriş merkezi insanların adına İstanbul denen bu koca tımarhanede korkamadan sarılabilecekleri, yanında durabilecekleri, altında oturabilecekleri ve hatta korkmadan sırlarını açabilecekleri tek canlıyı, ağaçları yok edecek. Bu yalnızlar kentinin tek dostları öldürülecek. Taksim projesine karşı çıkmak için bir başka nedene ihtiyacınız yok. Sadece o parka bakmanız bu projenin ne kadar yanlış olduğunu anlamaya yeter. 

Avrupa'ya geldiğinde Tuiavii'nin anlamakta zorlandığı ilk şeylerden biri beyaz adamın neden kendini bu havasız, doğadan uzak taştan sandıkların içine soktuğu olmuş. Ona göre Papalagi'nin kent adını verdiği yer, ömründe hiçbir ağaç, ırmak ve gökyüzünü görmemiş, Büyük Ruh'la yüzyüze gelmemiş insanların yaşadığı yer. Tuiavii, bu kentlerde yaşayan insanlara “yarık insanları”, köylerdekilere ise “toprak insanları” diyor. Şef'e göre yarık insanları kendilerini toprak insanlarından daha üstün görüyorlar. Çünkü yaptıkları iş meyve toplamaktan daha önemli. Yedikleri her şeyin topraktan geldiğini düşünmezler, nasıl elde edeceklerini de bilmezler. Toprak insanlarının ise yarık insanlarına yiyecek sağlamaktan canları çıkar ama neden diğerlerinin bu kadar yorulmadıklarını anlamazlar. Tuiavii der ki, “Papalagi her şeyi olduğu gibi kabul eder”. Aynı Taksim'de olduğu gibi. Yarık insanları, yarığına bile sahip çıkamayacak kadar hayatta yoktur aslında. Güçlerinin ve ne istediklerinin bile farkında değil artık İstanbullu Papalagi. 

“TANRISI PARADIR”
Bence Taksim'i yerle bir edenler Tuiavii'nin yarık insanları çünkü onlar taştan ve asfalttan açtıkları yollarda ayakları toprağa değmeden gitmeyi seviyorlar. Tuaivii'nin de dediği gibi onlar, adına “para” dedikleri yuvarlak metal ve ağır kâğıtları seviyorlar. Yine Şef Tuaivii'nin dediği gibi: “Bir Avrupalı'ya sevginin tanrısından söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kâğıt uzatacak olursan, o an gözleri parlar ve dudakları arasından salyalar akar. Onun sevgisi paradır, tanrısı paradır”. İşte, Taksim Meydanı böyle salya sümük bir durumda bu günlerde.

Çarşamba akşamı yaklaşık bir saat, sağanak yağmur altında Gezi Parkı'ndaydım. Kapana kısılmış, oradan oraya dolaşan insanları izledim. Yüzüm iş makinalarına sırtım ağaçlara dönüktü. O makinalar yok mu, ah o makinalar. Papalagi makinalarıyla yarattıklarının sevgiden yoksun olduğunu anlamaz. Tuaivii şöyle sorar: ...Eğer makine ben elimi bile sürmeden yenisini yapacaksa, ben tanoamı* şimdi sevdiğim gibi sevebilir miyim? Papalagi hiçbir şeyi sevmez, makina her şeyin aynısından bir daha yapabilirken nasıl sevsin ki? 

Şef Tuaivii buradan çok uzaklarda. Müsadenizle son soruyu ben sorayım. Ey yarık insanları, sayıları milyonları bulan İstanbul'daki Papalagi, o dozerleriniz, kazma kürekleriniz ve sevgiden yoksun yüreklerinizle, bize Gezi Parkı'ndaki ağaçlardan bir tane ama bir tane yapabilir misiniz? Madem yapamıyorsunuz, yok etme kudretini kendinizde nasıl buluyorsunuz?
 ---

 * Ulusal içkilerinin yapımında kullanılan tahtadan bir tabak.

Taksim için mücadele devam ediyor. Bilgi için Taksim için Nöbetteyiz! Adlı facebook sayfasına bakabilirsiniz.