Sawubona Afrika, Sala Kahle Dünya!*


Özgür Gürbüz-Birgün / 4 Aralık 2011
"Halkı ve işçileri koru"
Fotoğraflar: Özgür Gürbüz

Durban’daki İklim Değişikliği Konferansı fırtınayla başladı. Pazar akşamı ender görülen şiddetteki yağış altı kişinin canını aldı, yüzlerce evi su bastı. Bilim insanları yıllardır, iklim değişikliği durdurulmazsa aynı Durban’da olduğu gibi beklenmedik ve çok şiddetli hava olaylarının gerçekleşeceğini söylüyor. Söylüyor ama kimse kömür, petrol ve doğalgaz şirketlerine, otomotiv endüstrisine, onların destekleriyle seçim kazanan politikacılara söz geçiremiyor.

Durban’daki konferans merkezinin cam duvarlarının hemen ötesinde hâlâ kum torbaları var. Altı ölü ve konferans salonuna sızması muhtemel sel sularına rağmen politikacılar aynı. Kanada hükümeti Kyoto’nun ikinci dönemine daha ilk günden hayır diyebildi. Toplantının başında müzakereleri adeta dinamitledi. Kanada’nın derdini herkes biliyor. Varili 100 doları aşan petrol herkesi yeni kaynak bulma arayışına itti. Kanada ise aradığını katran kumlarında buldu, buradan kimyasal yöntemlerle petrol üretimi yapabiliyor. Petrol fiyatlarının artması katran kumlarını ekonomik bir seçenek haline getirdi. Katran kumları hesaba katılınca Kanada, Suudi Arabistan’dan sonra en çok petrol rezervine sahip ülke oldu. Kyoto, insanlık ve diğer canlılar Kanada hükümetinin artık pek umrunda değil.

Suudi Arabistan da müzakerelere taş koyuyor. Anlaşma olmazsa Kyoto’nun bu ay sonunda ömrü dolacak. Kyoto’nun daha büyük bağlayıcı hedeflerle devam etmesi halinde Suudiler petrol gelirlerinin azalacağını düşünüyor ve tazminat talep ediyor. Ne garip dünya değil mi? Sel baskınlarında ölenler, yaşadıkları topraklar yavaş yavaş su altında kalan Ada Devletleri yıllardır iklim değişikliğinin zararlarıyla mücadele etmek için para talep ediyor ama alamıyor. Bütün bu haklı taleplere hayır diyenler şimdi petrol gelirlerim azalacak diye sizden tazminat talep ediyor. Kirlettiği için ceza ödemeyenler, kirletmemek için para talep ediyor. Pes!

YOKSULLAR TEHLİKEDE
Konferansın ikinci günü Germanwatch adlı örgüt İklim Risk İndeksi’ni açıkladı. Bu rapor, 1991-2010 yılları arasında hava olayları sonucu en çok zarara uğrayan ülkeleri gösteriyor. İlk onda gelişmiş ya da zengin bir tek ülke yok. Düşük ya da orta gelir seviyesinde ülkeler sellerin, fırtınaların ve kuraklıkların hedefi olmuş. Bangladeş, Myanmar ve Honduras ilk üç ülke. Sadece 2010 yılındaki felaketlere bakarsak bu defa da ilk üç, Pakistan, Guatemala ve Kolombiya’dan oluşuyor. Hep söylüyorum, Kuzey-Güney ayrımını net bir biçimde görmek istiyorsanız iklim değişikliği müzakerelerini izlemeniz yeterli. 

Durban’da binlerce canlının hayatı üzerinde yapılan pazarlıklar işte bu kapsamda gerçekleşiyor. İnsan hayatının yanında petrol ve kömür gelirlerinin bir anlamı yok. Görüşmeleri tıkayan ülkeler bir elin parmakları kadar; Kanada, ABD, Japonya… Kyoto’nun devam etmesini isteyenler ise Avrupa Birliği (AB), G-77 ve Çin grubu, Ada Ülkeleri, Afrika ülkeleri, yerli halklar; neredeyse gezegenin tamamı. Ama sonuç yok. Çoğunluğun azınlığı yönettiği demokrasi rejimini dillerinden düşürmeyenler, çoğunluğun insani taleplerine kulaklarını tıkıyor. Durban’da, iklim zirvesinde kapitalizmin korkunç yüzüne bir kez daha tanıklık ediyoruz. Dünyadaki politik sistemin ise tek kelimeyle rezilliğine…

HÂLÂ UMUT VAR
Yine de umut var. Nelson Mandela’nın dediği gibi, “Gerçekleşene kadar her şey hep imkansız görünür”. Toplantının sonucu bence üç ihtimalli. Birinci ve en iyi olasılık Kyoto’ya devam edilmesi. Şimdilik zor görünse de bu seçenek hala masada. İkincisi, Durban’dan yeni bir anlaşmayla dönülmesi. AB, yeni anlaşma veya Kyoto’nun ikinci dönemi için içeriğin en geç 2015’e kadar tamamlanmasını istiyor. Zaten 2017’ye kadar bağlayıcı ve yeterli hedefleri olan küresel bir anlaşma sağlanmazsa hapı yuttuk. Dünyanın ortalama 2 derecelik artış kaçınılmaz hale geliyor. Öngörülemeyen iklim olaylarına ‘yeşil ışık’ yakılmış oluyor. Üçüncü ve en zayıf sonuç ise gelişmiş ülkelere yapılacak yardımların netleştirilmesi. Bu, Afrika ve Asya’daki birçok ülkeyi memnun edecek ama felaketleri önlemeye yetmeyecek. Çünkü sorunun kaynağı zengin ülkeler. Oradaki üretim süreci temelden değişmeli. Türkiye’de bu grupta. Salı günü bakanların gelmesiyle üst düzey görüşmeler başlayacak. Dananın kuyruğu asıl gelecek hafta kopacak. Daha yazacak çok şey var anlayacağınız.

Durban’daki zirvenin ilk haftası böyle geçti. Merhaba Afrika dedik ama bir yandan da güle güle dünya der gibiyiz.

*Eski bir Zulu yerleşimi olan Durban’da yerel dilde merhaba (Sawubona) ve güle güle (Sala Kahle) kelimeleri.

Günün Fosili ödülü Türkiye'nin!

Durban, Güney Afrika - Güney Afrika’nın Durban kentinde süren Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda Günün Fosili ödülünü Cumartesi akşamı (3/12/2011) Türkiye aldı. 700’den fazla üyeye sahip İklim Eylem Ağı (CAN) adlı grup tarafından organize edilen “Günün Fosili” ödülü, iklim müzakerelerinde sonucu olumsuz etkileyecek politikalar ortaya koyan ülkelere veriliyor. 1999 yılından bu yana verilen ödülü Türkiye ilk kez bu yıl kazandı(!) ve podyuma çıktı.

CAN Uluslararası tarafından yapılan açıklamada Türkiye’nin ödüle layık görülmesinin nedeni, seragazı emisyonlarını indirmek için hedef belirlemeden, Kyoto Protokolü’nün mekanizmalarından faydalanarak teknolojik ve finansal destek almaya çalışması olarak gösterildi. Basın açıklamasında şu satırlara yer verildi: “Türkiye seragazı emisyonlarını 1990’dan bu yana yüzde 98 oranında arttırdı ve bugüne kadar bu eğilimi tersine çevirecek bir hedef veya taahhüt almamayı da başardı.  Türkiye, finansal kaynaklarını daha fazla kömür santrali, iki nükleer santral ve karayolu yapımına harcıyor. 15 bin kilometre uzunluğunda yeni duble yol ve İstanbul’a yapılması planlanan 3. köprü örnekler arasında”.

Türkiye’nin günün fosili seçilmesinin nedenleri arasında Kyoto Protokolü’nün finansal ve teknoloji mekanizmalarından faydalanmak için başvuruda bulunurken, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda bir hedef belirlememesi ve Kopenhag Uzlaşması’nın ardından bir taahhütte bulunmaması gösteriliyor. Ödül töreninde yapılan konuşmada, Türkiye’nin bu tavrıyla ileri gelişmekte olan ülkeler için kötü bir örnek teşkil ettiği belirtildi ve esprili bir dille, ekonomik büyüme konusunda rakamlardan bahsetmeyi seven Türkiye’nin, seragazı emisyonları konusunda ise halının altına saklanmayı tercih ettiği söylendi.

Avrupa’nın en iyi rüzgâr, güneş ve jeotermal enerji potansiyellerinden birine sahip Türkiye’nin bu enerji kaynaklarına daha fazla ilgi gösterebileceği ve enerji verimliliği konusunda daha aktif olabileceği öne sürülüyor. Türkiye’nin EK-1 ülkeleri arasındaki özel durumunun, daha fazla talepte bulunup iklim için daha az çaba harcaması için bir özür teşkil edemeyeceğini belirten CAN, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni iklim değişikliğini önlemek için yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine daha fazla yatırım yapmaya ve nükleer santral projelerinden vazgeçmeye çağırıyor.

Durban’daki müzakereler hakkında daha fazla bilgi almak için:

Önder Algedik: +27 840 98 1878  --- Özgür Gürbüz: +27 844 79 1312

Durban Postası’nı takip etmek için:

CAN International Günün Fosili Ödülü için: 

Kyoto bitti yaşasın iklim krizi!

Durban'a gelmeden önce Birgün'de yayımlanan yazımı biraz geç de olsa ilginize sunuyorum:

Özgür Gürbüz-Birgün / 26 Kasım 2011

Yarından itibaren dünyada iklim değişikliği tartışmaları hız kazanacak. Güney Afrika’nın Durban kentinde iki hafta boyunca insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkileri ve bu felaketin nasıl durdurulabileceği konuşulacak. Bu yılki iklim zirvesi 28 Kasım’da başlıyor 10 Aralık’ta bitiyor. Tehlike şu: Toplantıya katılan 200 civarındaki devletin temsilcileri anlaşamazsa, bu Kyoto Protokolü’nün de sonu olacak. Müzakereleri Durban’da izleyip, Birgün’den ve bu köşeden gelişmeleri sizlere duyurmaya çalışacağım.

Kyoto’nun ilk dönemi 2012’de bitiyor ancak ikinci dönem için ülkelerin yeni ve daha büyük hedefler üzerinde anlaşmaları gerekiyor. Var mı böyle bir olasılık? Açıkçası var ama düşük bir olasılık. Japonya, ABD ve Kanada gibi ülkeler Kyoto’nun ikinci dönemine katılmayacaklarına dair açıklamalar yapıyorlar. Avrupa Birliği iklim değişikliğini önleme konusunda ciddi hedefleri olan ve bu konuda ısrar eden tek blok gibi. Buna rağmen ekonomik kriz yüzünden diğer ülkeleri ikna etme şansları yok denecek kadar az. Politik ve ekonomik güçleri ciddi darbe aldı. Bu da küresel ısınma konusunda bir şey yapmak istemeyen ülkelerin işini daha da kolaylaştırıyor. Dünyadaki seragazı emisyonlarının büyük bir bölümünü ABD ve Çin üretiyor. Çin, Kuzey ülkelerinden daha olumlu bir tavır sergiliyor ama Hindistan, Brezilya ve diğer gelişmekte olan ülkeler gibi seragazlarını azaltma konusunda bir şartları var. Gelişmiş ülkeler harekete geçmezse biz de geçmeyiz diyorlar. Durban’daki pazarlıklar, kabaca ifade etmek gerekirse bu çerçevede sürecek. Kyoto’nun yerine bir şey konmaz veya ikinci döneme geçilmezse gezegen iklim değişikliğine karşı savunmasız kalacak. Bir iklim krizi yaşanacak.

İklim değişikliğinin aritmetiğinde anahtar kelime 2 derece. Dünyanın ortalama sıcaklığındaki artış 1 derecelere yaklaşıyor. Yani, ortalama değerden neredeyse 1 derece daha sıcak bir gezegende yaşıyoruz. Bu artış 2 dereceyi geçerse geri dönülmesi zor bir sürece girilecek. Hava olaylarının, örneğin sellerin sayısı ve şiddeti artacak. Ya da tam tersi! Kurak geçen günler çoğalacak, kuraklığın şiddeti birçok canlının dayanamayacağı boyutlarda gerçekleşecek. Kyoto Protokolü, gelişmiş ülkelerin seragazı emisyonlarını 1990 seviyesinin yüzde 5,2 altına çekilmesini öngörüyor. Hâlbuki, 2 derecenin altında kalmak için 2050’ye gelindiğinde bu azatlım hedefinin yüzde 80’lere ulaşması gerekli. Anlayacağınız Kyoto’nun ilk dönemi sadece ısınma hareketiydi. 193 ülke buna imza attı ama iş sahaya çıkıp asıl maça başlamaya gelince herkes yan çizmeye başladı.

Durban’daki bir başka müzakere konusu ise gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere gidecek maddi yardımlarla ilgili. Öyle ya, sorumlu onlar, hesabı da onlar ödemeli. 2009 yılında Kopenhag’da yapılan iklim zirvesinde varsıl ülkelerden yoksul ülkelere her yıl 100 milyar dolarlık bir yardım yapılması kararlaştırılmıştı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler başta enerji, ulaşım ve sanayi gibi konularda daha karbonsuz bir ekonomi kurmaları için ihtiyaçları olan paranın bir bölümüne kavuşacaklardı. Durban’da bu konu netleştirse zirveden en azından bir teselliyle dönmek mümkün olabilir.

Türkiye’nin durumu da ilginç. Kyoto’ya taraf olan 193 ülkeden biriyiz ama bağlayıcı bir hedefimiz yok. Anlaşmaya garip bir şekilde gelişmiş ülke olarak katıldık ama sonra hatamızı anlayıp özel konumunu anlatmak için yıllarca çaba harcadık. Çabalar meyvesini Marakeş’teki toplantıda verdi ve yükümlülük alan gelişmiş ülkeler gurubunun dışında farklı bir konuma kavuştuk. O yüzden de Protokol’e taraf olmamamıza rağmen hedef almadık. Hedef olmayınca da eski tas eski hamam, yola devam ettik. Termik santraller, otobanlar…  Bazı sözde iklim uzmanları bu durumu anlamadı. Gazetelere Türkiye Kyoto’yu imzalarsa termik santral yapamaz gibi demeçler verdi. Halbuki yoktu böyle bir şey.

Kyoto devam etse bile Türkiye’nin alacağı hedef müzakerelere tabi olacak. Hükümet de iklim konusunda yaşanan mevcut krizden memnun. Devler masaya oturmamışken kim Türkiye’yle ilgilenir? Türkiye, OECD ülkeleri arasında seragazı emisyonlarını en çok arttıran ülke. 1990’a göre yüzde 97’lik bir artış söz konusu ama ortada küresel bir anlaşma olmayınca bu rakamların bir anlamı da kalmıyor. İşin özeti bu. Durban’daki müzakerelerden haberler, Türkiye’deki başarısız iklim kampanyaları, efsaneleşen karbon borsaları gibi konular ise daha sonra.

Durban Postası - Sayı: 01

Durban Postası'nın zirvenin başlamasından sonra yayımlanan ilk sayısı çıktı. Bu sayıda;

Müzakerelerdeki son durumu
Ülkelerin pozisyonlarını
Günün Fosili ödülünün yeni sahibini ve
Kanada'nın görüşmeleri tıkayan hamlesinin arkasındaki nedenleri okuyabilirsiniz.

Bültenin tamamına erişmek için:

http://www.tr.boell.org/downloads/Durban_Postasi_Sayi01.pdf