'Dünyamıza virüs bulaştı sorumlusu da biziz'

16 yıl önce çevreyle ilgili bir film çekmek için Türkiye'ye gelen, ancak o sırada Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu evine dönemeyip buraya yerleşen besteci-piyanist Anjelika Akbar, "Küresel ısınmaya karşı bir seferberlik ilan edilmesi gerek," diyor..


Özgür Gürbüz - Sabah Cumartesi / 14 Temmuz 2007

Artık hepimiz çevreciyiz! Yemeklerimizi düdüklüde yapıyor, kendimizi duşta, bulaşıkları ise makinede yıkıyoruz... Tüm bunlar küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için, ama onu durdurmak için başka şeyler yapmak lazım. Sanatçı Anjelika Akbar, muslukları onarmanın önemli olduğunu ama sorunu çözemeyeceğini söylüyor. "Gerekirse yaşam tarzımızı kökten değiştirmeliyiz," diyen Akbar, gezegenimiz olmazsa yaşamın da olmayacağını söylüyor ve devletlere büyük görev düştüğünün altını çiziyor. Akbar'ın Türkiye macerası Terminal filmini anımsatıyor aslında. 16 yıl önce eski eşiyle, çevreyle ilgili bir film çekmek için Türkiye'ye geldiklerinde, oğlu Yürek'e sekiz aylık hamileymiş. Sovyetler Birliği'nden gelen dağılma haberi ellerini kollarını bağlamış. Annesi "Nerdeyseniz orada kalın," diyormuş. Onlar da kalmışlar. Age of Maitreya (Gelecekteki Buda) belgeselinin müziklerini hiç tamamlayamasa da yeni hayatının bestelerini yapmaya Türkiye'de devam etmiş. Konserlerinde çevre konusu ön planda. Besteleri çevreyle ilgili. İlk albümü Su, en sonuncusu ise Bir Yudum Su. Suya olan ilgisi Aral Gölü'nün kurumasına tanıklık etmesinden çok masal sevgisine dayanıyor. 'Eğer suya iyi kalpli insan dokunursa bu su ölüyü diriltebilir, hastalıkları anında iyileştirir. Suya bakan ya da dokunan insan kötü kalpli ise sağlıklı insanı bile hasta eder ya da öldürür' diyen Canlı Su Zehirli Su adlı masal kendisinin ilham kaynağı olmuş.


- Neden bu konularla ilgilenmeye başladınız?
- Doğayı çok seviyordum. Kazakistsan'da mevsimler çok güzel yaşanıyordu. Karların yavaş yavaş erimesi, sarı ve kırmızılarıyla sonbahar. Her şey çok netti ve daha 3-4 yaşındayken bu bana çok keyifli geldi. Sonra televizyonda Aral Gölü'nün kurumasını gördüm ve ben bunu kalbimde hissetmeye başladım. Sovyetler'in tüm uzay çalışmalarını yaptığı yer Baykanur, Kazakistan'daydı. Önemli bir yerdi ama çevre felaketleri de yaşandı. Yeşil yağmurlar yağdı.


- Kapitalizmle ilgili sert eleştirileriniz var.
- Bu kapitalizmle ilgili bir şey değil. Kapitalizm olmasa, hiçbir sistem olmasa çok güzel olur ama benim için önemli olan insanların tercihi. Her konserde bu yüzden küresel ısınma ve çevre üzerine konuşuyorum. Küresel adlı bir beste yaptım. Sponsor bulabilirsek büyük bir konser düşünüyoruz. Konserlerde eğer bir kişi bile duygulanıyorsa bu benim için en büyük değer.


-Çevreyle ilgili sorunları felsefe ve mistisizmle birleştiriyor gibisiniz...
- Biz aslında biriz. Ne yaparsak diğer canlılar bundan etkileniyor. Ben müzik yapıyorsam dünyaya müzikle katkıda bulunmalıyım diye düşündüm. Birçok meslek insanın fiziksel ihtiyaçlarını karşılıyor. İnsan ruh demek, sadece fiziksel beden değil. Ben de ne yaparsam yapayım bu açıdan bakıyorum. Ahlaki bozulma başladığından bu yana dengeler de bozulmaya başladı. İnsan doğada kral olduğunu sanıyor. Binlerce yıldır akan bir nehrin akışını değiştirmek, bir kan damarımızı başka bir yöne çevirmek gibi bir şey. Kelebek etkisiyle tüm ekosistem etkileniyor. Bilgisayara virüs girmesi gibi bir şey. Dünyamıza virüs bulaştı.


- Küresel ısınmayı durdurmak için ne yapmalı?
- Çok net tespitler yapıldı ve sorumlusu biziz. Bundan sonra dünyada ne küresel ısınmayı hızlandırıyorsa o konuda acilen bir çözüm üretmek lazım. Düzenimizi kökten değiştirmemiz gerekiyorsa onu da yaparak. Gezegenimiz olmazsa yaşayacak bir yerimiz yok. Biliyorum ki dünyada birçok bilim adamı küresel ısınmanın gerçekliğine karşı teori üretmek için satın alınıyor. Gözlerimizi kapatıp tatlı hayatımızı sürdürme zamanı değil. Seferberlik zamanı.


- Bireysel tedbirlerle mi ekolojik krizin önüne geçeceğiz?
- Devletlerin çözüm bulması gerek. Bütün muslukları tamir edebiliriz ama yanıbaşımızdaki fabrikaları kim durduracak.


Ayrıca...

Dayak korkunç bir şey
- Biz çok şikâyet ederiz, sizin yok mu şikâyet ettiğiniz bir konu?
- Kadınların tek başına hareket edememeleri beni şaşkına çeviriyor. Hiç beklemediğiniz ailelerden öyle şeyler çıkıyor. Bir kadın başka bir kadın arkadaşıyla akşam yemeğine çıkamıyor. İkinci şey de okullarda ve ailelerde dayak. Ne zaman gazetelerde müdür öğrenciyi dövdü, çocuk komaya girdi haberleri okusam ağlıyorum; dayanamıyorum. Bu korkunç bir şey ve bu yüzyılda çok ayıp...


Ölüp geri geldi
- Bir de klinik ölüm vakanız var.
- 18 yaşındayken yaşadım. Bir süre bütün fonksiyonlar duruyor ve ölüm tesbit ediliyor. Sonra geriye dönülüyor. Binlerce vaka var. İlginç olan insanların gördükleri şeylerin aşağı yukarı aynı olması. İnanılmaz bir ışık ve ışıktan tünel. Bazı insanlar kendilerine yardım eden varlıklar görüyor. Kesinlikle çok mutlusunuz.

Osmaniye'ye Ali Sami Yen kadar rüzgâr gülü

Zorlu, Osmaniye'de Türkiye'nin en büyük rüzgar enerjisi santralini kurmaya hazırlanıyor..

Özgür Gürbüz - Sabah / 14 Temmuz 2007

Avrupa'nın en iyi ikinci rüzgâr enerjisi potansiyeline sahip olduğu belirtilen Türkiye'de rüzgar enerjisi yatırımları hızla artıyor. İlk rüzgâr santralini 1998 yılında Çeşme'de kuran Türkiye, Zorlu Enerji'nin General Energy firması ile kuracağı devasa santralle kapasitesini ikiye katlamaya hazırlanıyor. Daha önce Pakistan'da rüzgâr enerjisi yatırımı yapan Zorlu Enerji halihazırda 133 Megawatt'a (MW) ulaşan kurulu gücü ikiye katlayacak projeyi Osmaniye'nin Bahçe İlçesi'nde hayat geçirecek. Toplam 135 MW gücünde olacak santralde her bir türbinin pervane çapı 100 metre. Ali Sami Yen Stadı'nın uzunluğunun 103 metre olduğu düşünüldüğünde her bir pervane elektrik üretmek için dönmeye başladığında bir stad kadar alanı tarayacak. Rüzgar güllerinin yerden yüksekliği ise 85 metre olacak. Santral hayata geçerse yaklaşık olarak 300 binden fazla kişinin elektrik ihtiyacını karşılaması bekleniyor. Zorlu Enerji Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürü Salim Arslanalp, Osmaniye'nin Bahçe ilçesinde kurulacak rüzgâr santralinin 2009 yılı sonuna kadar bölgede 245 MW kurulu güce ulaşmayı hedeflediklerini söylüyor.

Türkiye çevre bilgisinde dibe vurdu.

Avrupa Çevre Ajansı'nın her yıl hazırladığı çevre veri raporuna yine ilgisiz kalan Türkiye kendisinden istenen toprak kalitesi, su kalitesi gibi sekiz alanın sadece üçünde veri verince listenin dibine yerleşti.

Özgür Gürbüz - Sabah / 11 Temmuz 2007 *

Avrupa Çevre Ajansı’na üye 32 ülkenin bilgi bankası Eionet’in hazırladığı son çevre ilerleme raporunda Türkiye yine sonuncu oldu. Ajansa üye ülkelerin çevreyle ilgili verilerini tam ve düzenli olarak sağlamasını teşvik amacıyla hazırlanan rapor, ülkelerin çevre konularındaki başarısını değil, bilgisini ölçüyor. Yeraltı suları, nehirlerin kalitesi, ozon ve seragazı verileri gibi 12 ayrı kalemde bilgi istenen ve verilen bilgilerin kalitesine göre puanlama yapılan sistemde Türkiye geçen seneki yerini koruyarak 32 ülke içinde yine sonuncu oldu. Birinciliği paylaşan Letonya ve Avusturya her konuda tam rapor vererek 100 üzerinden 100 alırken, Türkiye 12 alanının dördünden çeşitli nedenlerle muaf oldu. Geriye kalan sekiz alanın sadece üçünde veri ileten Türkiye, bu verilerin de tam olmaması nedeniyle 100 üzerinden sadece 17 puan alabildi. Böylece geçen yıl almış olduğu 19 puanın da aşağısına düşen Türkiye sonunculuğunu korumuş oldu.

Türkiye’nin doğal çevresiyle ilgili yeterli veriye sahip olmamasın yanı sıra bazı teknik aksaklıklar da puan kaybettirtti. Örneğin bilgi verilen denizler konusundaki veriler zamanında ajansa teslim edildi ancak istenen formatta olmadığı için tam not alamadı. En iyi notun alındığı aylık ozon verilerinde ise Nisan ve Mayıs ayları dışında veri verilmeyince puan kaybı kaçınılmaz oldu.

*burada haber detaylandırılmıştır


Türkiye'nin seragazları hız kesmedi

Özgür Gürbüz / 8 Temmuz 2007

Küresel ısınmaya yol açan seragazları artışında geçtiğimiz yıl başı çeken Türkiye, bu yıl da hız kesmedi. 1990-2004 arasında seregazı salımında yüzde 72,6 artış gerçekleştiren Türkiye, 2005 sonunda bu rakamı yüzde 84'e çıkardı. 1990 yılından bu yana toplam seragazı artışı da böylece 296 milyon tondan 312,4 milyon tona çıktı. İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması gereği ilk kez geçen yıl verilen seragazı envanteri Türkiye'nin en hızlı artış yapan ülke olduğunu ortaya çıkarmış ve tehlike çanlarını çalmıştı. Yeni veriler, Türkiye'nin durumunun değişmediği sinyalini veriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan veriler, Türkiye'nin seragazları içerisindeki aslan payının yüzde 77 ile enerji sektöründe olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin atmosfere saldığı karbondioksit emisyonlarının geri kalanı ise katı atık bertarafı, endüstriyel proses gibi kalemlerden kaynaklanıyor. Türkiye'nin 1990-2005 yılları arasındaki seragazı artışında en hızlı silahşörlerin başında ise çevrim ve enerji sektörü var. Bu sektörde son 15 yılda meydana gelen artış yüzde 160'ı buluyor. Bilindiği gibi Türkiye elektriğinin büyük bir bölümünü doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtlarla çalışan termik santrallerden elde ediyor. Termik santraller bu yüksek artışın arkasındaki en önemli etken. Aynı dönemde imalat sanayinde meydana gelen artış yüzde 79, yine bir başka fosil yakıt olan petrole bağımlı ulaştırmada ise bu oran yüzde 56.

AB'ye girişte Kyoto engeli
Tüm bu yüksek artış hızları hem Türkiye'nin küresel ısınma içerisindeki payını arttırıyor hem de özellikle Avrupa Birliği sürecinde karşısına çıkacak olan Kyoto Protokolü'ne taraf olmasını zorlaştırıyor. Türkiye henüz Kyoto konusunda net bir tavır belirlemiş olmasa da 2004-2005 yılları arasındaki yüzde 12 puanlık artış tehlike sinyalleri veriyor. Bu bir yıllık artış, protokole taraf olmuş birçok ülkenin 2012'nin sonuna kadar yapması gereken indirim oranlarının bile çok üstünde. Örneğin Japonya 2012 sonunda 1990 yılındaki emisyonlarını sadece yüzde 5 azaltmakla yükümlü. Protokole taraf olmadığı için eleştirilen Amerika'da taraf olursa yüzde 5 indirim zorunluluğu alacak.

Türkiye'nin Kyoto için müzakerelere oturulması halinde elindeki en büyük kozu kişi başına düşen emisyon miktarı olacak. Bu rakam toplam emisyonun nüfusa bölünmesiyle bulunuyor. Amerika'da 20 tona yaklaşan bu rakam, Türkiye'de nüfusun 70 milyon olduğu varsayılırsa 4,5 tona yaklaşıyor. İlk aşamada protokole taraf olmasına rağmen yükümlülük almayan Çin'de ise 3 tonla bizden daha aşağıda. Dünya ortalaması 4, üyesi olmaya çalıştığımız AB'nin en gelişmiş 15 ülkesinde ise 8,7 ton. Türkiye bu hızla seragazı salımını arttırırsa, üyeliğe kabul edileceği yıllarda AB ortalamasını yakalayacak ve pazarlık için bu kozunu da yitirmiş olacak. Bütün bu verilere rağmen biz masumuz diyip koltuklarında rahat rahat otıracaklarını sanan politikacılara duyurulur.