29 Mayıs 2008

Sinop'ta Din Adamlarına "Nükleer İyidir" Eğitimi!

Sinop'a kurulması düşünülen nükleer santraller için propaganda yarışı kızıştı. Kentte ofis açan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, öğrencilerden imamlara kadar herkese nükleer enerjiyi "sevdirmeye" çalışırken nükleer karşıtları da sokakları afişlerle donatıp, alternatif toplantılar düzenliyor.

Özgür Gürbüz - Yeni Aktüel / 29 Mayıs-4 Haziran 2008

Deniz deyince akla hamsinin, nükleer denince de akla Çernobil'in geldiği yer Sinop. Kısa ama dolu dolu geçen yaz sezonuna hazırlanan Sinop'ta, en çok konuşulan konu turizm değil bu yıl. Mersin il sınırları içinde bulunan Akkuyu'yla birlikte Sinop'a da nükleer santral yapılması planlanıyor. O kadarla da kalmıyor aslında; Sinop'a araştırma reaktöründen yakıt üretim tesislerine kadar uzanan bir teknoloji merkezi kurulması hedefleniyor. Sınırları Sinop'un merkezine dokuz kilometre uzakta olan 39 milyon metrekarelik alan bu merkez için ayrılmış durumda.

Din adamlarına nükleer eğitim
Tüm bunlar nükleer santral yerine temiz enerji isteyenleri de sokağa döküyor. Kentin duvarlarına nükleer santral karşıtı afişler asılıyor, köyler dolaşılıp imzalar toplanılıyor. Kentte bilgilendirme ofisi açan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) da boş durmuyor. Öğrencileri, kamu çalışanlarını, nükleer enerji konusunda ikna etmek için bilgilendirme çalışmaları hızlandırılmış durumda. Eğitim çalışmalarının kentteki imamlara kadar uzanması ise tartışmaları başka bir noktaya taşıdı. Nükleer enerji konusunda TAEK'ten eğitim aldıkları duyulan imamlardan bazılarının, cuma vaazlarında nükleer lehine konuşacakları haberi, nükleer karşıtlarını tekrar harekete geçirdi. Sinop Nükleer Karşıtı Platform üyeleri teknik ve siyasi bir konunun camide konuşulması halinde camide söz alacaklarını Sinop Valiliği ve Müftülüğü'ne bildirdi. Bahsedilen vaaz bu yazının kaleme alındığı ana kadar gerçekleşmedi ve belki de olası bir kriz önlenmiş oldu ancak ileriki günler ne gösterir bilinmez.

Konuyla ilgili olarak görüşünü aldığımız Sinop Müftüsü A. Faruk Kuluş, "Cami, birleştirici bir yer, tartışmalı bir konuyu gündeme getirmek doğru değil" diyerek Sinop'un camilerinin bu atomik tartışmadan uzak tutulacağı sinyalini veriyor. Cuma hutbesinde nükleer enerjiden bahsedileceği söylentilerinin doğru olmadığını belirten Kuluş, "Bizim hutbelerimiz üç ay öncesinden belirleniyor. Ankara'dan onay alınıyor. Camide nükleer enerji hakkında hutbe vermemiz gibi bir şey söz konusu değil. Nükleer enerji tartışmalı bir konu ve bu konuyu camiye getirmeyiz. Nükleer enerji ve küresel ısınma gibi konular gündemimizde yok" diyor. Sinop'taki din adamlarının gündeminde nükleer enerjiyi cemaatle tartışmak yok ancak nükleer santral tartışması Sinop'un köylerine kadar ulaşmış durumda.

Sinop köyleri Avrupa'nın nükleer enerjiye yaklaşımını tartışıyor
Köylere kadar varan tartışmalardan bir tanesi basına da yansıdı. Sinema Sanatçısı Serra Yılmaz'ın da aralarında bulunduğu nükleer karşıtı bir grup, Sarıkum köylülerinin "Avrupa'da mahalle aralarında bile nükleer santral var" sözleriyle karşılaştı. Tartışma, nükleer karşıtlarının sigara içiyor olmalarına kadar vardı. Basında yer alan haberlerde köylülerin çoğunluğunun nükleerden yana tavır aldığı yazıldı. Tartışmalara bizzat karışmış olan Nükleer Karşıtı Platform'dan (NKP) Hale Oğuz yaşananları doğrularken, nükleeri destekleyen köylü kadınların birçoğunun "Çernobil Kalbi" adlı belgeseli izledikten sonra fikir değiştirdiğini ama bunların haberlerde yer almadığını söylüyor. Oğuz, "Haberlerde Greenpeace üyelerinin orada olduğundan bile bahsediliyor, oysa yanımızda sadece National Geographic Dergisi'nden bir fotoğrafçı vardı, Greenpeace'ten kimse yoktu. Haberler gerçeği yansıtmıyor" diyor.

"İkiye bölünmüşlük normal"
Bu, bol radyasyon, uranyum ve toryumlu tartışmaların kente indiği de oluyor tabii. Geçtiğimiz Cuma günü TAEK yetkilileri, kurulmak istenen Sinop Nükleer Teknoloji Merkezi hakkında bir bilgilendirme toplantısı düzenledi. Nükleer karşıtlarının bazıları sorularına doyurucu yanıt alamadığı için salonu terk ederek toplantıyı protesto etti. Toplantıda hazır bulunan Sinop Valisi Zeki Şanal, "İkiye bölünmüşlük doğal. Sadece nükleer değil başka bir konu da olsa, örneğin Ilısu Barajı gibi, isteyenler ve karşı çıkanlar olacak. Bu da gayet doğal" diyor. Halkı bilgilendirme toplantılarının devam edeceğini belirten Şanal, "Sinop'a santral kurulmasının ötesinde, bir nükleer teknoloji merkezi kurulması gündemde. Bu toplantılar bir program dahilinde yapılıyor. Kamu görevlileri, öğrenciler ağırlıklı" diye konuşuyor. Din adamlarının da toplantılara geldiğini doğrulayan Sinop Valisi, hutbe kararı olmadığını tekrarlıyor ve önce araştırma reaktörü kurulacağını sözlerine ekliyor. Vali Şanal'a göre halk, nükleer santral fikrinden çok teknoloji merkezi fikrini daha sıcak buluyor. NKP Sözcüsü Yalçın Oğuz ise bunun nedenini, insanların merkez dendiğinde bunu içinde nükleer santral olmayan bir tesis olarak algılamalarına bağlıyor. Halbuki teknoloji merkezi içerisinde hem nükleer reaktörler hem de yakıt zenginleştirme tesislerinin yapılması planlanıyor.

Sinop'ta faaliyet gösteren TAEK yetkilileri, ilk olarak Akkuyu'ya nükleer santralın yapılacağını, bu süre zarfında Sinop'ta bir araştırma tesisi, ardından yakıt üretim, destek ve AR-GE merkezi gibi diğer tesislerin kurulacağını belirtiyor. Son olarak da nükleer reaktörler inşa edilecek ve Türkiye'nin en kuzey ucuna yapılacak Sinop Nükleer Teknoloji Merkezi (SNTP) tamamlanmış olacak. Merkez için belirlenen alan, kent merkezine sadece dokuz km. uzaklıkta, en uzak nokta, İnceburun mevkiisi ise 20 km. ötede. Sinop'un nükleer santral için uygun olup olmadığına dair yapılan çalışmaların sonuç verdiğini ve uygun olduğunun anlaşıldığını belirten bir yetkili, "Türkiye'nin elektrik ihtiyacının önce yüzde 7-10, daha sonra yüzde 20'ye kadarının karşılanmasında nükleer enerji rol oynayacak. Kaynak çeşitliliği yaratıp enerji arz güvenliği sağlanacak" diyor. Nükleer karşıtı Sinoplular ise başta rüzgâr olmak üzere temiz enerji kaynaklarıyla hem kaynak çeşitliliğinin sağlanabileceğini hem de elektrik ihtiyacının karşılanacağını öne sürüyor.

"Eylemlere kadınlar hakim"
Karadeniz'in en gözde turizm merkezlerinden biri olan Sinop'ta, "nükleer merkez", "nükleer santral" ya da "nükleer enerji"den bahsetmek gerçekten zor. Nükleer dendiği anda akla ilk gelen "kanser" oluyor çünkü. Bunun nedeni de 1986 yılında meydana gelen ve dünyanın en büyük nükleer kazası olarak tarihe geçen Çernobil kazası. Bu kaza sonrasında kentteki kanser vakalarında hızlı bir artış görüldüğünü söylüyor Sinoplular. NKP sözcüsü Yalçın Oğuz, Sinop'ta ölümlerin büyük çoğunluğunun kanser yüzünden olduğuna dikkat çekiyor. "Köydeki arkadaşımın gencecik kızını birkaç yıl önce kaybetmiştik, bu yıl da oğlu öldü. 30-32 yaşında ya var ya yoktu" diyen Oğuz, "Yeğenim gırtlak kanseri, amcamın oğlu ve baldızım da ağır hasta. Belki de bu yüzden kadınlar nükleere daha çok tepkili. Eylemlere kadınlar daha çok geliyor" sözleriyle muhalefetin durumunu da özetliyor aslında. İktidar ise nükleer eğitim seminerlerine eski PTT binası, şimdiki TAEK ofisinde devam ediyor. İyi ya da kötü, tüm haberler bu eski PTT binasından gelecek...

Nükleer Caiz Mi Değil Mi?
Sinop'ta ister istemez din adamlarının da karıştığı nükleer tartışma, dünyada daha farklı boyutlarda ve yine Müslüman din adamlarının katılımıyla uzun zamandır yapılıyor aslında. Türkiye gibi yıllardır nükleer santral kurup kurmamayı tartışan Endonezya'da, Nahdlatul Uleması konuyu gündemine almış ve nükleerin caiz olmadığına karar vermişti. Endonezyalı din bilginleri, deprem kuşağında yer alan ülkelerinde nükleer santrallerde yaşanacak bir kazanın yarardan çok zarar getireceğini ve bunun da bölgedeki insan ırkının devamını tehlikeye atacağını söyleyerek nükleer santrale karşı çıkmışlardı. İşte Türkiye'den yanıtlar:

Doç. Dr. İsmaİl Karagöz Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
"Kuran'da nükleer enerji kullanımı konusunda bir şey yok"
Allah her şeyi insan için yaratmıştır. Yenen içen her şeyin helal olması esastır. Kuran'da nükleer enerjinin kullanılıp kullanılmaması konusunda bir şey geçmez ama burada insanların menfaati açısından olaya bakılır. Yapmadan önce dinen caizdir, değildir demek mümkün değil. Yaptığımızda (ya da planlama aşamasında) gerçekten çevreye zarar veriyorsa, zararı faydasından çoksa; zararlı olan bir şeyin insanlara uygun olmaması prensibinden dolayı uygun değildir denebilir. Sigara da önceleri zararı bilinmediği için yasak değildi ama şimdi zararı konusunda bir konsensüs var. "Nükleer caiz değildir yapmayın" demek doğru olmaz, buna yetkililer karar verir. Ancak zararları çoğunluktaysa (içkide olduğu gibi) din buna onay vermez. Çernobil'de olanları biliyoruz.

Prof. Dr. Süleyman AteŞ Eski Diyanet İşleri Başkanı "Endonezya deprem bölgesi"
Prensip itibariyle, Kuran'da bir yasak olmadığı sürece kimse bir yasak getiremez. Kuran'ın genel bir prensibi var; bir şeyin zararı yararından daha fazlaysa o haram kabul edilir. Nükleerin tabii zararları var ama yararları yüzde 90. Müslüman olmayan ülkeler nükleer silah yapıyor, onlara mahkûm mu olacağız? O nedenle bu karara katılmıyorum ama zararları da var, onlar da en aza indirilebilir. Nükleer silah konusunu dışarıda bırakıp değerlendirme yaparsak, Endonezya deprem bölgesi. Deprem anında o fabrika yıkılırsa her tarafa radyasyon yayılacak. Oranın şartları gereği ulema bu kararı almış olabilir. Bizde de deprem riski var ama olmayan bölgeler de vardır. O teknoloji yarardan çok zarar getirirse uygun değildir.

Prof. İsmaİl Karacam İlahiyatçı -Yazar "Riski faydasından büyükse işe başlanmaz"
Genel anlamda, dinde bir kaide vardır. Zararlı olan bir şey, gerek şahsa gerek topluma olsun, yasaklanır; İslam'a aykırıdır. Zarar gerek Müslümanlar'a gerek Müslüman olmayanlara olsun kabul edilemez, reddedilir. Yapacağınız işin riski faydasından büyükse işe başlanmaz.

***

Kim Yapıyor? Kim Kapatıyor?
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na göre dünyada 439 reaktör (santral değil, çünkü bir santralde birçok reaktör olabiliyor) var. Bunların toplam kurulu gücü 371 GW ve 34 yeni reaktör daha yapılıyor. Bu 34 reaktörün altışar adedini Rusya, Hindistan ve Çin; üçünü Güney Kore; ikişer adedini Ukrayna, Tayvan ve Bulgaristan; birer adedini de Arjantin, Fransa, İran, Japonya, Pakistan, Finlandiya ve ABD inşa ediyor. Yalnız, biraz dikkatli bakınca Arjantin'de 1981 yılında inşaatına başlanan Attucha-2 reaktörünün 27 yıldır bu listede yer aldığı görülüyor. Birkaç tane daha böyle örnek bulmak, deneme amaçlı küçük reaktörlere listede rastlamak mümkün. Fransa, Japonya, Rusya ve Kore nükleerde ısrarcı olan lokomotif ülkeler olarak nitelenebilir. Kapatan ülkelerin başında Obrigheim ve Stade reaktörlerini kapatan ve 2020'ye kadar tüm santrallarini kapatacak olan Almanya geliyor. Avusturya inşaatı bitmiş tek reaktörü Zwentendorf'u hiç çalıştırmadan kapatmış. İtalya, Çernobil'den sonra ülkedeki dört reaktörü, İsveç ise iki reaktörünü kapattı. İspanya'da hükümet tüm santralleri kapatma kararı aldı ve 2006'da Zorita'nın fişi çekildi. Belçika, santrallerini 40 yaşına geldiğinde kapatacak. 2025'ten sonra Belçika'da nükleer santral kalmayacak. Norveç, Yeni Zelanda, Avustralya, İrlanda gibi gelişmiş ülkeler ise hiç nükleer santral kurmadı.

Planlanan Sinop Nükleer Teknoloji Merkezi
Türkiye'de İstanbul ve Ankara'da nükleer araştırma tesisleri bulunuyor. Sinop'ta ve Mersin'de ise nükleer güç santrallarının inşası söz konusu. Sinop'ta ayrıca, büyük çaplı bir araştırma reaktörü ile yakıt teknolojileri üzerine çalışacak tesislerin kurulması da planlanıyor.

18 Mayıs 2008

Çarşamba'yı termik alsın mı?

Çarşamba Ovası'na yapılması planlanan mobil santrallere Samsunlular tepki gösteriyorlar. Ovada termik santral kurulacaksa, bunun kendilerine duyurulmasını istiyorlar.

Özgür Gürbüz - Global Enerji / Mayıs 2008

Termik santraller ve çevre sorunları denince hemen akla Türkiye'nin batısı gelir. Yatağan, Gökova ve Soma gibi santrallere karşı verilen mücadelelerin yılları var. Yıllar geçtikçe çevre bilincinin tüm ülkede artması, itiraz noktalarını batıdan doğuya kaydırmaya başladı. Kahramanmaraş'ta Afşin-Elbistan'a ve Silopi'de mobil santrale karşı yükselen itirazlar bunun en iyi göstergesi. Samsun ise bu karşı hareketin kuzey temsilcisi olma yolunda ilerliyor.

Samsun'da çalıştırılan mobil santraller 2002 yılından bu yana Karadeniz kentinde birçok şeyi değiştirmişe benziyor. Çarşamba Ovası'na, bu iki mobil santralin yanına yapılması düşünülen ve sayıları beşi bulan termik santraller Samsunluları bayağı kızdırmışa benziyor. Samsun Çevre Birlikteliği adı altında bir araya gelen sivil toplum örgütleri santrallerin yapılmasına itiraz ediyorlar. Çarşamba bölgesinin Türkiye'nin sayılı tarım alanlarından biri olduğunu, DSİ'nin hâlâ bölgede sulama yatırımları yaptığını hatırlatan Çevre Birlikteliği Sözcüsü Metin Telatar soruyor: "Çarşamba Ovası tarım bölgesi ise tarıma dayalı sanayi teşvik edilmeli. Sanayi bölgesi olarak ilan edilecekse bu karar derhal yöre halkına duyurulmalı. Bu karara göre termik santrallerde çalışmak isteyenler tercihini yapmalıdır. Geriye kalan yöre halkı, artık tarım arazileri para etmeyeceğinden, buraları kül depolama alanı olarak kiraya verebilir." Samsun EMO Başkanı Suat Yılmaz'ın bir makalesi gözüme ilişti. Samsun ilinde, 50 metre yükseklikte ve 6.5-7 m/s rüzgâr hızına sahip alanların büyüklüğü 900 km2'ye denk düşüyor. Yılmaz'ın verdiği bilgilere göre, 4 bin 500 MW'lik bir potansiyel söz konusu. Rüzgâr hızı 7-7.5 m/s olan yerlere bakılınca da bir 722 MW da oradan geliyor. Tüm bu rakamları ve dünyayı sarsan gıda krizini düşününce Çarşamba Ovası'nı ne sel ne de termik; yel alsın demek geliyor içimden. Kuşları sevdiğimden dilim varmıyor bilinen atasözünü söylemeye ama bir taşla iki kuş misali; hem gıda hem enerji.

Dünyada kaç nükleer reaktör yapılıyor?
Çernobil'in 22'inci yıldönümü olan 26 Nisan tarihinde birçok ilde protesto gösterileri yapıldı. Nükleer karşıtları neden karşı olduklarını ve yerine ne istediklerini anlatmaya çalıştılar. Enerji Bakanı Hilmi Güler ve bazı bürokratlar da nükleer karşıtlarının tezlerini çürütmeye çalıştılar. EPDK Başkanı Hasan Köktaş'ın açıklamaları dikkatimi çekti. Köktaş, dünyada enerji sorununun çözümü için 100'ün üzerinde nükleer santral (reaktör herhalde) yapıldığını söylemiş. Yanlış anımsamıyorsam Hilmi Güler de sadece ABD'de 30 reaktör inşa edildiğini söylemişti. Merak edip, Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın güncel verilerini kontrol ettim; orada 35 rakamı çıktı karşıma. İçlerinde malum 1981'den beri bitmeyen Arjantin'deki AttuchaII reaktörü de var. ABD'de ise inşa halinde olan tek reaktörse, yapımına yıllar önce başlanıp enerji talebi düşünce yarım bırakılmış Watts BarII. Planlanan, tahmin edilen ve daha çok da nükleer enerji firmaları tarafından bilerek abartılan rakamlarla nükleer karşıtlarını ikna etmek bana çok mantıklı bir çözüm gibi gelmiyor açıkçası.


Meraklısına…

Nükleer enerjinin ekonomik durumu
Orijinal adı "The Economics of Nuclear Power" olan bu detaylı çalışma Greenpeace tarafından konusunda uzman kişilere hazırlatılmış. Türkçe'ye bir özeti çevrilmiş ama İngilizce bilenler internetten ücretsiz indirebilirler. Sadece nükleer enerjinin güncel örneklerle ilişkilendirilmiş maliyetleri değil yenilenebilir enerjiyle de ilgili dünyada gerçekleştirilmiş örnekler üzerinden sunulan rakamlar var.

Rüzgâr kurulu gücü 250 MW'ye ulaştı
Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) geçtiğimiz ay içerisinde rüzgâr enerjisiyle ilgili sektör raporu hazırladı. Kurulu güç 9 Nisan 2008 itibariyle 250 MW'ye ulaşmış durumda. 174 MW'lik çiftliklerse inşa halinde ve 560 MW'lik türbin anlaşmaları da imzalanmış durumda. İlgililer web sayfasından bu kısa ama faydalı raporu indirebilir. www.ruzgarenerjisibirligi.org.tr

16 Mayıs 2008

Şükrü Balcı'nın oğlu güvenlikçiyi öldürdü

Galatasaray’ın şampiyonluğunu kutlamaya gittiği diskoya alınmayan Ertuğrul Balcı terör estirdi.

Özgür Gürbüz - Necla Görgeç
Sabah / 16 Mayıs 2007

İstanbul'un ünlü emniyet müdürü Şükrü Balcı'nın oğlu Ertuğrul Balcı, bar girişinde tartıştığı güvenlik görevlisini silahla vurdu. Balcı tutuklanırken, 26 yaşındaki Necmi Akın hayatını kaybetti.

İstanbul'un eski emniyet müdürlerinden Şükrü Balcı'nın oğlu Ertuğrul Balcı (48), Galatasaray'ın şampiyon olduğu gün gittiği diskonun güvenlik görevlisini silahıyla vurarak öldürdü. Galatasaray'ın şampiyonluğunu çok miktarda alkol alarak evinde kutlayan Balcı, daha sonra Gayrettepe'deki Discorium adlı eğlence yerine geldi. Balcı'nın alkollü ve silahlı olduğunu gören güvenlik görevlileri kendisini içeri almadı. Sinirlenen ve tartışmaya başlayan Balcı, sakinleştirilmeye çalışıldı ve kendisine sigara ikram edildi. Sakinleştiği ve içeri girmekten vazgeçtiği sanılan Balcı, uzaklaşır gibi yaptı ancak 2-3 adım sonra geri dönerek silahıyla üç el ateş etti. Kurşunlardan biri koruma görevlisi Necmi Akın'ın başını sıyırırken bir diğeri karnına ve üçüncüsü ise omuzundan sekerek başına saplandı. Zanlı Ertuğrul Balcı olay yerinde silahıyla yakalandı ve 12 Mayıs günü tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi'ne konuldu. Zanlının gözaltına alındığında 1.90 promil alkollü çıktığı ve kullandığı silahın ruhsatsız olduğu belirlendi. Akın'ın önceki gün beyin ölümü gerçekleşti. Gencin ailesi de aynı gün oğullarının organlarını bağışladı. İstanbul Armutlu'da yaşayan Akın'ın cenazesinin bugün defnedilmesi bekleniyor.

12 Mart ve 12 Eylül'ün kritik adamı
12 Mart döneminde Siyasi Şube Müdürlüğü yapan Şükrü Balcı, 1978'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine getirilmiş ve 12 Eylül döneminde bu görevde kalmıştı. 1993'te ABD'de ölen Balcı hakkında azınlıklardan haraç aldığı ve teşkilat içinde rüşveti yaygınlaştırdığı iddiaları bulunuyordu.