Yenilenebilir Enerji Kanunu kime takıldı?

Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda değişiklikler yapılması için Enerji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy tarafından verilen teklif apar topar geri çekildi. Kulislerde, 2004 yılında ilk kez gündeme gelen Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun bir yıl gecikmesine neden olan Ali Babacan’ın bu değişiklik teklifini de engellediği konuşuluyor. Aksoy ise kızgınlığını, “Hayret ediyorum” diyerek dile getiriyor.

Özgür Gürbüz / 19 Haziran 2009*

Yaklaşık 6 aydır üzerinde çalışılan ve 18 Haziran 2009 tarihinde TBMM’nin gündeminde 3. sırada yer alan Yenilenebilir Enerji kaynaklarıyla ilgili kanun aniden geri çekildi. TBMM, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Kütahya Milletvekili Soner Aksoy tarafından bizzat hazırlanan kanun teklifi, rüzgar, güneş, jeotermal ve biyokütle gibi enerji kaynaklarına uzun dönemli alım garantileri getiriyordu. Kulislerde, kanun teklifinin bizzat Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan tarafından engellendiği konuşuluyor. Teklifte bazı enerji kaynaklarına yüksek fiyat verildiği için Babacan’ın itiraz ettiği ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile konuşarak kanunun Meclis gündemine gelmesini engellediği söyleniyor. 2004 yılında ilk kez Türkiye’nin gündemine gelen Yenilenebilir Enerji ile ilgili kanuna da, o dönem Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Ali Babacan itiraz etmiş, kanun yaklaşık 1 yıl gecikmeyle daha zayıf olarak çıkmıştı. Babacan’ın işadamlarıyla yaptığı bir konuşmada kendilerine, “Amerika'da Shell ve BP gibi şirketlerin ve Amerikan Enerji Ajansı'nın başkanları ile görüştüm; yenilenebilir enerji gereksizdir, dediler” sözleri de uzun süre konuşulmuştu.

"Hayret ediyorum"
2005 yılında yasalaşan kanunla ilgili değişiklik önerisi veren Enerji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy, kanunun neden geri çekildiğini bilmediğini ancak hayretler içerisinde olduğunu söylüyor. Aksoy, “Hayret ediyorum. Hiçbir bilgim yok. Neden geri çekildiğini bilmiyorum. ABD’de, Çin’de herkes yenilenebilir enerjinin peşinde koşuyor” açıklamasını yapıyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarına verilen alım garantilerinin yüksek olmadığını söyleyen Aksoy, aylardır üzerinde çalıştıklarını, fizibilite çalışmalarını bizzat kendisinin de içerisinde bulunduğu bir grup tarafından yapıldığını belirtiyor. Değişiklik teklifine, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yanısıra muhalefet partilerinin de sıcak baktığı biliniyordu. Bazı eleştirileri olmakla birlikte, CHP ve MHP milletvekillerinin de Genel Kurul’da kanun değişikliğine evet oyu vermeye hazırlandıkları biliniyordu.

***
Değişiklik neler getiriyordu?
Söz konusu değişiklik tasarısı yasalaşsaydı, güneş, rüzgar, biyokütle ve jeotermal gibi yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına 10 ila 20 yıl arasında alım garantisi getirecekti. 2005 yılında kanunlaşan metinde fazla destek göremeyen güneş, biyokütle, dalga, jeotermal ve denizde kurulacak rüzgar santrallerinin bu değişiklikten en çok yararlanacak kaynaklar olması bekleniyordu. Değişiklik teklifinde, güneş panellerinden üretilecek elektrik için ilk 10 yıl boyunca kilovatsaat başına 25 avro cent, ikinci 10 yılda da 20 avro cent ödenmesi planlanıyordu.
Verilen alım garantileri ve süreleri şöyle:

Enerji Türü - İlk 10 yıl için alım garantisi / İkinci 10 yıl için (Avro cent/kWs) Hidroelektrik 7 -
Karada rüzgar 8 -
Denizde rüzgar 12 -
Jeotermal 9 -
Güneş (fotovoltaik) 25 20
Güneş (yoğunlaştırılmış) 20 18
Biyokütle (çöp gazı dahil) 14 8
Dalga, akıntı, gel-git 16 -

*Bu haber 19 Haziran'da kaleme alındı, yayımlanmayınca e-gunluge 22 Haziran'da eklendi.

“İsrail’de kuşlar, radarla tespit ediliyor”

Diyarbakır’a inmek istediği sırada kanadına çarpan bir kuş sonucu kumanda sistemi arızalanan ve ancak dördüncü denemesinde piste inebilen uçak, havaalanlarında kuşlara karşı ne gibi önlemler alındığı sorusunu da gündeme getirdi.

Özgür Gürbüz- Gazete Habertürk / 22 Haziran 2009

İstanbul’dan Diyarbakır’a giden Onur Air Havayolları’na ait Boeing 737-400 tipi uçağı, 14 Haziran akşamı kanadına kuş çarpması sonucu tehlike atlatmış ve piste dördüncü denemesinde inebilmişti. Yaşanan kaza, kuşlarla ilgili güvenlik tedbirlerinin yeterli olup olmadığı sorusunu akıllara getirdi. Kuş Araştırmaları Derneği (KAD) Tür Koruma ve İzleme Programı Sorumlusu İlker Özbahar, birçok kuşa ev sahipliği yapan Anadolu’da benzer bir olayın tekrar görülebileceğine değiniyor ve göç yolları üzerinde kalan havaalanlarında özel radarların kullanılması gerektiğini söylüyor. Ülkenin tamamı ana kuş göç yolları üzerinde yer alan İsrail’de kullanılan radarların beraber uçan 10-11 kuşu bile algılayabildiğini söyleyen Özbahar, İstanbul ve Hatay için özellikle bu radarların kullanılmasını öneriyor.

Hatay Riskli
Dernek olarak Hatay Havaalanı yapılırken çok uğraştıklarını, 10 yıllık süreç içerisinde halkla da karşı karşıya kaldıklarını belirten Özbahar, “İstanbul ve Artvin üzerinden gelen iki ana kuş göç yolu Hatay’da birleşiyor. Havaalanı bu güzergahta kurulu. Motorlarla kuşlar karşı karşıya” diyor. Özbahar, havaalanlarından kuşları kaçırmak için kullanılan ses, yırtcı kuş barındırma gibi yöntemlerinde işe yaramadığına dikkat çekiyor.

Askeri uçuşlara Flamingo ayarı
Kuşlar üzerine araştırmaları olan bir başka dernek olan Doğa Derneği’nin Tür Sorumlusu Ferdi Akarsu da, Hatay başta olmak üzere İstanbul Atatürk, Isparta verotanın biraz dışında kalsa da Adana havaalanlarını riskli görüyor. Özellikle göç dönemlerinde düzenli kuş gözlemi yapılması gerektiğini belirten Akarsu, gerekirse uçuş saatlerinin bu döenmlerde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söylüyor. Çiğli Askeri Üssü’nde yapılan çalışmalarda, flamingoların hassas oldukları üreme dönemlerinde askeri uçuşların bölgeden kaydırıldığını belirten Akarsu, “Bu konuda ulusal bir politika geliştirilmeli. Deprem gibi olduktan sonra değil, olmadan harekete geçilmeli” diyor. Kuşların, 10 bin yıldır aynı rotayı kullanarak göç ettiği düşünülürse, uzmanların uçak seferleri ve rotalarıyla ilgili önerilerine kulak asmakta fayda var.

Çevre Oskar’ı Bangladeş’li avukatın oldu

Çevre Oskar’ı Bangladeş’li avukatın oldu Bangladeş’te, sağlıksız koşullar ve denetimden yoksun yapılan gemi sökümüne karşı mücadele eden Avukat Rizwana Hasan, “Çevre Oskarı” olarak da adlandırılan Goldman Çevre Ödülü’ne layık görüldü.

Özgür Gürbüz

Dünyadaki eski gemilerin yarısı Bangladeş’te sökülüyor. Aralarında 14 yaşında işçilerin de olduğu tam 20 bin kişi her gün asbestosdan arseniğe kadar birçok toksik maddeyle karşı karşıya kalıyor. Çoğunun ne bu iş için uygun kıyafetleri ne de bir sağlık güvencesi var. 24 yaşında hukuk alanındaki yüksek lisansını bitirir bitirmez Bangladeş Çevreci Avukatlar Birliği’ne (BELA) kaydolan Rizwana Hasan, kısa sürede çevre sorunları denince akla gelen ilk isim oldu. Rizwana Hasan şimdi 40 yaşında ve ülke çapında 6 ofisi ve 60 çalışanı olan BELA’nın bir numaralı yöneticisi.

Zehirli Gemiler Sınırdışı
Hasan’a Asya bölgesinde Goldman Çevre Ödülü’nün kazandıran mücadelesi ise dünyadaki eski gemilerin yaklaşık üçte birinin söküldüğü Bangladeş’te, tehlikeli gemi sökümüne karşı sürdürdüğü uzun soluklu mücadele oldu. Hasan, gemi söküm işinde çalışan işçilerin koşullarının ve tersanelerden kaynaklı çevre sorunlarının önlenmesi için 2003 yılında hukuki bir mücadele başlattı. Bangladeş’e Uluslararası Basel Konvansiyonu’nda belirtildiği üzere, asbestos gibi toksik atıklarından arındırıldığını belirten sertifikası olmayan gemilerin girişinin yasaklanmasını istedi. 2006 Ocak ayında, bu kriterlere uymayan, “SS Norway” ve “Alfaship” adlı gemilerin girişinin engellenmesini istedi. Çevre Bakanlığı bu talebi kabul etti ve Rizwana Hasan önemli bir başarıya imza attı. Mart 2009’da ise Bangladeş Yüksek Mahkemesi, Rizwana’nın şikayetlerini dikkate alarak 36 gemi sökümü tersanesini koşullar iyileştirilmezse kapatacağı mesajını verdi. Bu karar, Bangladeş’in tarihinde tersanelerde çalışan işçiler lehine alınmış en ciddi karar olarak yorumlanıyor.

Sahilde Söküme Yasak İsteniyor
Uluslararası Gemi Sökümü STK Platformu sözcüsü Erdem Vardar, platformun yönetim kurulunda bulunan Hasan'ın çalışmalarının ödüllendirilmesinin, gemilerin çevreye duyarlı ve insan sağlığını gözetir şekilde sökülmesi için yaptığımız çalışmalarda kendilerine güç katacağını söylüyor. Vardar, “Rizwana Hasan, Bangladeş'te gemilerin sahillerde parçalanmasını ve ülkeye temizlenmeden girişini yasaklatmayı başardı. Dünyadaki gemilerin neredeyse tamamının sahillerde ilkel şekilde parçalanması ve bu şekilde çevrenin en tehlikeli maddelerle kirletilmesi ve işçilerin yok pahasına ölmesi kabul edilemez bir durum” diyor. Platform, “Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden Mayıs ayında, Hong Kong'ta yapacağı toplantıda tüm dünyada gemilerin sahillerde parçalanmasını yasaklamasını umuyor.

***
Sökülen gemi sayısında artış var 2009'un ilk üç ayında dünyada 272 gemi söküme yollandı. 2007 yılının tümünde bu rakam sadece 288’di. Ekonomik kriz nedeniyle azalan ticaret hacmi, eski gemilerin boş bekletilmek yerine sökülmeye gönderilmesine neden oluyor.
***
2009'da gemilerin yüzde 51'i Hindistan'da, yüzde 29'u Bangladeş'te söküldü. Bu ülkeleri sırasıyla Pakistan, Çin ve yüzde 2’yle Türkiye izledi.
***
Bangladeş'te sadece 2009 yılında 7 işçi, iş kazalarında yaşamını yitirdi. Bu ölümler Bangladeş'te de, Tuzla tersanelerindeki ölümlere duyulan kamuoyu tepkisine benzer bir tepkiyle karşılanıyor.

2009 Goldman Çevre Ödülleri’ni kazana diğer çevreciler
Marc Ona Essangui – Gabon Kongo yağmur ormanlarında orman katliamlarını engellediği ve madenlere karşı mücadele ettiği için. Olga Speranskaya – Rusya Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde kalan toksik atıkları bulma ve yoketme konusundaki çabalarından ötürü. Yuyun Ismawati – Endenozya Fakir kent halkına sürdürülebilir atık yönetimini çözümleri ürettiği için. Maria Gunnoe – Amerika Appalachia’daki yüzey madenlerine karşı verdiği mücadele nedeniyle. Wanze Eduards ve Hugo Jabini – Surinam Yerli kabilelerin geleneksel topraklarını koruma haklarını kazanmaları için çalıştılar.

Atık yağları denize döken mavi bayraklı oteller var

2001 yılından bu yana atık yağları toplayarak biyodizel üreten Mustafa Ezici, Meclis’te bekleyen yenilenebilir enerjiyle ilgili yasa kabul edilirse atık yağlardan elektrik üretmeye de hazırlanıyor. Biyodizelcilerin en büyük sorunu ise denetim yetersizliği yüzünden atık yağları toplayamamak.

Özgür Gürbüz-Gazete Habertürk / 19 Haziran 2009

Türkiye’de yılda 1,5 milyon ton bitkisel yağ tüketiliyor. Her yıl 350 bin ton atık yağ çıkıyor. Yasal düzenlemelere rağmen 350 bin ton atığın sadece 6 bin 300 tonu geri toplanabiliyor. Geri kalan 340 bin tonun üzerindeki kullanılmış yağlar, lavabolardan kanalizasyona ve dolayısıyla denize dökülüyor. Türkiye çapında dokuz firma, atık yağları toplamak için bakanlıktan lisans almış ve yatırım yapmış durumda ancak çevre bilincinin zayıf olması ve denetim eksikliği yatırımcıları kara kara düşündürüyor. Sektörün öncülerinden Ezici Biyodizel’in Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ezici, 14 milyon TL’lik yatırım yaptığını ancak 60 araç ve 90 kişiden oluşan filoya rağmen ayda toplayabildikleri atık miktarının 350 tonda kaldığından yakınıyor. Ayda 5 bin ton atık toplayabilecek kapasiteye sahip olduklarını söyleyen Ezici, “Denizler kirlendiğinde milyonlar harcasanız da temizleyemezsiniz. Antalya’da mavi bayraklı oteller gece atık yağları denize bırakıyor. Sadece İstanbul’da bizle anlaşması olan 6 bin 600 işletme var ama 1800’ünden yağ toplayamıyoruz. Yasal düzenleme var ama denetimler yetersiz kalıyor” diyor.

250 yataklı otelden 50 kilogram yağ
Antalya’da 250 yataklı iki otelin birinden haftada 1 ton diğerinden 50 kilogram atık yağ topladıklarını anlatan Ezici, aradaki farkın denize gittiğine ve bunun da büyük çevre sorunları yarattığına dikkat çekiyor. Atık yağ toplayan firmalar, topladıkları yağ için ücret almıyor ancak denetim olmayınca herkes yağları lavaboya dökmeyi tercih ediyor. Mustafa Ezici, “Türkiye’de 17,5 milyon hane var. Buralardaki yağlar da toplanmıyor. Halbuki, 444 28 45 numaralı “Alo Atık” hattını kurduk. Özellikle İstanbul’da evinde 5 litre atık yağ biriktirenlerin kapısına kadar gelip alıyoruz ama bu rakam günde 10 evi geçmiyor” diye yakınıyor.

Atık yağdan elektrik
TBMM’de gündemde olan Yenilenebilir Enerji Kanunu geçerse atık yağları yakarak elektrik elde edecek bir tesis de kurmaya hazırlanan Ezici, 3,8 megavat kurulu gücündeki santral sayesinde 20 bin kişinin elektriğini karşılamayı, çıkan buharla da Dilovası Organize Sanayi’deki işyerlerinin ısıtmasını sağlamayı planlıyor. Tüm bu planların gerçekleşmesi, denetimlerin arttırılmasına ve insanların çevre için evlerinde kullandıkları yağları bir şişede toplamasına bağlı.

***
Yıllara göre Türkiye’de toplanan atık yağ miktarı (Ton)

YIL Miktar
2005 1858
2006 1700
2007 2852
2008 6300

Çevre için biraz fedakarlık yapın!
Evinizde kullandığınız yağları herhangi bir şişede toplamanız ve 5 litre olunca “Alo Atık” hattı, 444 28 45’i aramanız yeterli.