Rafineri sektörüne 680 milyar dolarlık yatırım lazım

Özgür Gürbüz - referans Gazetesi / 30 Aralık 2005

Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) Baş Ekonomisti ve Ekonomik Analizler Bölüm Başkanı Dr. Fatih Birol son 20-25 yıldır ihmal edilen rafineri sektörünün, gelecek 25 yıl içerisinde 680 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye'nin, stratejik konumu nedeniyle rafineri konusuna ilgi göstermesi gerektiğini vurgulayan Birol, gelecekte Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da petrol ve gaz üretiminin artmasını öngördüklerini söyledi. Günün koşullarına göre hazırladıkları senaryo çerçevesinde 2030 yılında bölgeden günde 39 milyon varil petrol, yılda da 434 milyar metreküp doğalgaz ihracatı olacağını söyleyen Birol, özellikle ulaştırma sektöründe petrolün yakın gelecekte de rakipsiz olacağına değindi. "Hidrojen enerjisi 2030-2040'larda düşünülebilecek bir çözüm" yorumunu yaptı.

Birol, dün Petrol Sanayi Derneği'nin (PETDER) konuğu olarak yaptığı konuşmada Türkiye özelinde nükleer enerji ve Kyoto konuları üzerinde de durdu ve nükleer enerjinin finansman konusunun ciddi bir şekilde tartışılması, nükleer atıkların ne yapılacağı konusunda işin başından çok saydam olunması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin Hazar petrollerine odaklandığına dikkat çeken Birol, "Hazar gerçekten önemli bir bölge ama Ortadoğu'yu ikame edemez" dedi. Birol, Türkiye'nin Irak'ın petrol ve gaz rezervlerine ciddi bir şekilde bakması gerektiğini ifade etti. Türkiye'nin Kyoto'yu imzalamadan önce iki kere düşünmesi gerektiğini söyleyen Birol, enerjinin verimli kullanılmasının da önemli bir sorun olduğunu ve Türkiye'de aynı bardağı üretmek için Avrupa'ya oranla iki kat daha fazla enerji harcandığına dikkat çekti. UEA'nın araştırmalarına göre hükümetlerin bugünkü politikalara bağlı kalması halinde küresel enerji ihtiyacı 2030 yılında bugüne oranla yüzde 50 artacak.

Elektrikte mali uzlaştırma meskenleri etkilemeyecek

Elektrik piyasasındaki mali uzlaştırma yapılanmasındaki değişiklik meskenlere yansımayacak. Özel üretim şirketler ise taahhüt etikleri üretimi yapmazlarsa fiyat artışından etkilenecekler.

Özgür Gürbüz - Analiz / 28 Aralık 2005

Elektrik Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK), Şubat 2006'dan itibaren elektrik piyasasındaki mali uzlaştırma dilimlerinde değişikliğe gidiyor. Elektrikte, gündüz, puant ve gece olarak adlandırılan üç ayrı dilimde ayrı fiyatlandırma yapılıyor. Gündüz 06.00-17.00, puant 17.00-22.00 ve gece dilimi 22.00-06.00 saatlerini kapsıyor. Yeni düzenlemeden sonra puant dilimi 24.00'e kadar uzatılacak ve gece dilimi de sabah 8'de son bulacak. İlk bakışta, daha ucuz elektrik için çamaşırlarını gece 10'dan sonra yıkayan ve gece tarifesi sayesinde daha az ödeyen son tüketicinin fazla para ödeyeceği düşünülse de EPDK bunun doğru olmadığını söylüyor. Çünkü bu yeni düzenlemeler, Piyasa Mali Uzlaştırma Merkezi'ne (PMUM) kayıtlı olan üretim, otoprodüktör ve otoprodüktör grubu ve ikili anlaşmalar yoluyla enerji temin eden serbest tüketicileri kapsıyor.

EPDK, düzenlemenin TEİAŞ'ın istekleri doğrultusunda, 22-24 saatleri arasındaki tüketimin 06-08 saatleri arasındakine oranla daha çok olmasından kaynaklandığını söylüyor. EPDK tarafından yapılan yazılı açıklamada fazla tüketim olduğu zaman dilimindeki enerjinin ucuz, az tüketimin bulunduğu dilimin ise pahalı dilim olması olması sistem işletmeciliği esaslarına ve ekonomik kurallara aykırı olduğu belirtiliyor. EPDK, "elektrik enerjilerini dağıtım şirketlerinden(TEDAŞ gibi) alan mesken ve diğer tüzel kişiler için herhangi bir değişiklik söz konusu değildir" diyor. Uygulamadan etkilenme olasılığı bulunanlar ise enerjilerini özel sektör üretim şirketlerinden satın alan serbest tüketiciler olarak tanımlanıyor. Bu tüketicilerin de, tedarikçileri kendilerinin tükettiği elektrik enerjisi kadar üretim yaparlarsa bu yeni düzenlemeden etkilenmeyecekleri düşünülüyor. Yine düzenleme sonrası oluşacak dengesizlik fiyatlarının ortalama değerinin, düzenleme öncesiyle aynı derecede kalacak şekilde ayarlanmasıyla kamu kuruluşlarının gelirlerinde de bir artış olmaması umuluyor. Kısaca, bu değişikliğin en çok etkileyeceği kesim özel sektör üretim şirketleri.

Bu yeni düzenlemenin ardında yatan neden için enerji piyasasında iki görüş öne çıkıyor. Birinci görüş, gerçekten de tüketimin gece 10'dan sonra artmış olabileceğini, bu düzenlemenin teknik anlamda yerinde bir düzenleme olarak kabul edilebileceğini söylüyor. İkinci konuşulan konu ise, bu düzenlemeye doğalgaz fiyatlarındaki artışın yol açtığı. Doğalgaz çevirim santrallerinde, fiyattaki artışlar yüzünden zorlanan bazı üreticiler, maliyetleri karşılayamadıkları için, gece 10-12 arasında kilovatsaati 10-12 yeni kuruşları bulan üretim maliyetlerine katlanmak yerine kendilerini cezaya bırakarak elektriği 6,5 yeni kuruştan TETAŞ'tan almayı tercih ettiler. Bu da kamunun ucuz tarife diliminde artan elektrik talebini karşılamak için yeni santralleri devreye sokmasına neden oldu. Sonuçta, artan talebin birim üretim maliyeti yüksek olan santrallerin çalışmasıyla karşılanması bu sefer de kamu kuruluşlarının üzerindeki yükü arttırdı. Çözüm, uzlaştırma dönemlerinde değişikliğe gitmekte bulundu. Nihai çözümün, elektrik üretiminin yüzde 42'sini sağlayan doğalgazdaki fiyat artışının, tüketicilere yansıtılması olduğu öne sürülüyor.

Rüzgar enerjisinin önündeki engeller yavaş yavaş kalkıyor

Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili yasanın hayata geçmesinden sonra lisans başvurularında patlama yaşanmıştı. EPDK'nın lisanslara getirdiği sınırlama gevşetiliyor.

Özgür Gürbüz-Referans Gazetesi / 25 Aralık 2005

Bundan birkaç ay öncesine kadar rüzgar santrali kurmak için yapılan 4000 megavatlık (MW) başvuruların sadece bin 350'sine lisans verilmişti. Enerji piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) Başkanı Yusuf Günay, bunun nedenini, Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) plancılarının 1500 MW'lık bir yükü tolere edebileceklerini söylemeleri olarak açıklamıştı. Günay, yılbaşına kadar ülkenin kaldırabileceği rüzgar yükünün ne kadar olduğunu TEİAŞ'tan hesaplamalarını istediklerini de bildirmişti. TEİAŞ'ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın talep tahminlerine göre yaptığı çalışmada 2013'e kadar 3000 MW'lık bir rüzgar gücünün önü açılmış gözüküyor. TEİAŞ Genel Müdür Yardımcısı Halil Alış, 2007-2020 yıllarında rüzgar enerjisi için her yıl 125 MW'lık yeni kurulu güç öngördüklerini, ama bu rakamların değişebileceğini, rüzgarın payında artış olursa diğer kaynaklarda yapılacak indirimle, yine aynı hedefe ulaşılabileceğini söyledi. Türkiye'nin UCTE'ye (Elektrik İletimi Koordinasyon Birliği) bağlanmak için çalışmalar yürüttüğünü ve 14 ay sonra alınacak sonuçların, sistemin ne kadarlık bir rüzgar gücü kaldıracağı konusunda fikir vereceğini söyleyen Alış, "UCTE içinde de puant saatin yüzde 5'i oranında bir rüzgar gücü düşünülmüş, ama o da çok belli değil" dedi. EPDK'nin yeni lisanslar için TEİAŞ'la görüştüğü, TEİAŞ'ın da buna çok soğuk bakmadığı kulislerde konuşuluyor. Yatırımcı ve bürokratlar, lisans verilen projelerin hayata geçmesi halinde, herşeyin daha da netleşeceği noktasında hemfikirler.

Rüzgar Enerjisi Santralları Yatırımcıları Dernegi (RESYAD)Salahattin Baysal, "125 MW'lık rüzgar enerjisi yeterli değil ama bu konuda bir büyük savaş yapılması taraftarı da değiliz. Öncelikle lisans verilen projeler içinde gerçekleşmeler olmalı. TEİAŞ'a Trakya'da ve Çeşme'de aynı anda rüzgarın kesilmeyeceğini ya da şiddetli rüzgar yüzünden türbinlerin durmasının Çanakkale'den İskenderun'a kadar aynı anda olmayacağını göstermeliyiz" diyor. Baysal, EPDK'nin bakanlıkça hazırlanan projeksiyonu dikkate alarak lisans vermesi gerektiğini belirterek, "Sistemde bir değişiklik olmadığı takdirde 2020'e kadar 3000 megavat rüzgar enerjisinin sisteme bağlanabileceği belirlendi" dedi. Baysal, "Bir ülkenin enerjisinin ne kadarının yerli ne kadarının yabancı, ne kadarının rüzgar ne kadarının hidroelektrik olacağı bir politik iradenin kararıdır; siyasi bir tercihtir. Ben yenilenebilir enerji kaynaklarının uzun dönemde en ucuz kaynaklar olduğu ve dışa bağımlı olmadığı için tercih edileceğini düşünüyorum. Uzun dönemde ne nükleer ne doğalgaz bizden daha ucuz, diğer kaynakların çevresel/sosyal maliyetlerini eklemesek bile" yorumunu yapıyor.

Çevre için kamu 50, özel sektör 18 milyar euroluk yatırım yapması gerekli

Avrupa Birliği (AB) müzakere süreci içinde yer alan 35 başlık içinde Türkiye'yi en çok zorlayacak konulardan biri, yıllardır 'çiçek-böcek' işleri diye ihmal edilen çevre konusu. Çevre ve Orman Bakanlığı'na göre, Türkiye'de kamu ve özel sektör çevre için toplam 68 milyar euroyu bulan yatırım yapmalı.

Özgür Gürbüz - Referans Gazetesi - Analiz / 18 Aralık 2005

Müzakere sürecinin başlamasıyla Türkiye yeni bir sürece girdi. Avrupa Birliği'ne (AB) uyumlaştırılması gereken mevzuatımızın içinde 300 AB direktifine sahip çevre mevzuatı, müktesebatın büyük bir bölümünü oluşturuyor. Çevre ve Orman Bakanlığı verilerine göre, şu ana kadar yüzde 40'ı uyarlanmış durumda. Direktiflerin sanayi ile ilgili olanlarının ise şimdiye kadar beşte birinden daha azı uyarlanmış. En çok ilerlemenin kaydedildiği konu başlığı olan atıklarda bu oran, yarının üzerine çıkıyor. Müktesebatın uyumlaştırılmasının 2010 yılına kadar bitirilmesi hedefleniyor.

Asıl sorun sadece yeni yönetmelik ve kanunlarla AB standartlarını yakalamak olsaydı Türkiye'nin işi çok da zor olmayabilirdi. Müktesebatın değişmesiyle beraber, sanayici ve yatırımcıların uymak ve uygulamak zorunda kalacakları birçok yeni yasa ve yönetmelik, işletmelerin büyük miktarlarda yatırım yapmalarını gerektirecek. Yeni atık su arıtma tesislerinden, hava kalitesinin korunmasına, tehlikeli atıkların berterafından, iklim değişikliğine kadar pek çok konuda yapılacak yatırımların mali değeri Çevre Bakanlığı tarafından 68 milyar euro olarak hesaplanmış. Kamu sektörü 50 milyar euro, özel sektör ise 18 milyar euroyu gözden çıkarmak zorunda. Kamu sektörü için harcanması gereken 50 milyar euronun 35 milyarı içme suyu ve atıksu, 13 milyarı katı atıklar ve 2 milyarı da hava kirliliğiyle ilgili konulara ayrılacak. Özel sektörün en büyük kalemi ise 14 milyar euroyla entegre kirlilik önleme ve kontrol. Endüstriyel atık sular için 1.7 milyar, çiftlikler için 1 ve hava kirliliği için 800 milyon euroluk bir miktar da özel sektörün cebinden çıkacak.

AB standartına 2023'te ulaşabiliriz
Bakanlık bu projeksiyonu yaparken 2014 yılında Türkiye'nin topluluğa üye olacağını öngörmüş ve 2013'e kadar Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin standartlarına ulaşmak için 35 milyar euroya gerek duyulduğunu hesaplamış. Türkiye'nin Avrupa'nın gelişmiş ülkelerindeki çevre standartlarına ise 2023 yılında ulaşacaklarını hesaplayan Çevre Bakanlığı, 2013-2023 yılları arasında bir 35 milyar euroya daha ihtiyaç olduğunu söylüyor. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, ilk 35 miyarın 5-6 milyarının AB hibe ve fonlarından sağlanacağını, geri kalan 30 milyar euroluk rakamın ise özel sektör, yerel yönetimler ve merkezi hükümet arasında eşit olarak paylaşılması gerektiğine dikkat çekmişti. İşin mali yükü de bürokrasisi kadar büyük olunca, Türkiye bu uyumlaştırma sürecini elinden geldiğince uzun vadeye yaymaya çalışacak.

Yatırımların hayata geçirilmesi için gerekli kaynakların yaratılması en önemli konulardan biri. Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar yardımcısı Hasan Zuhuri Sarıkaya, GSMH'dan ayrılacak binde 7'lik bir kaynağın hibe ve kredilerle birlikte sorunun üstesinden geleceğini söylüyor. Yıllara göre bakıldığında 2006 yılında kamu sektörünün yatırım ihtiyacı 1 milyar 250 milyon euro civarında. Bunun büyük bir bölümünün bütçeden karşılanması planlanırken, kredi ve hibeler toplam rakamın 3'te 1'ine denk geliyor. Üyeliğin gerçekleşmesi umulan 2014'ten sonra ise kamu sektörü yatırım ihtiyacı yılda 3 milyar eurolara buluyor. 2015'te hibelerin 1 milyarı geçmesi beklenirken kredilerin payının da 500 milyon euroyu geçmesi bekleniyor.

Belediyelerin durumu kritik
Kamu kuruluşları içinde belediyelerin durumu oldukça kritik. Hasan Sarıkaya, orta ve küçük ölçekli yerleşme yerlerinde belediyelerin gelirleri giderlerinden az, burada bir sorun var diyor ama sorunun kurumsal düzenlemelerle halledilebileceğini de ekliyor. Sarıkaya, "Türkiye'nin AB Çevre Ajansı'na üyelik aidatı olarak 3 milyon euro ödüyor. Ajans'tan Türkiye'ye gelen para ise 300-400 bin dolar" diyerek finasmanın ülke içinde yaratılmasının önemine değiniyor. Belediyelerin sorunları hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Geliştirme Daire Başkanı Mahmut Sümer, çöplerin yüzde 15'inin ambalaj atığı olduğunu ve toplanamayan çöplerin yarattığı maliyetin ürünlere yansıtılması gerektiğini söylüyor. Atık sorunun en başta bir atık envanterinin olmamasından kaynaklandığını söyleyen Sümer, sanayi atıkları için büyük bir tesisin olmamasını ve çöplerin içindeki ağır metallerin en büyük sorun olduğunu söylüyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Doç Dr. Erdem Görgün ise gereken 70 milyar euroluk rakamın ülke içi kaynaklardan sağlanması gerektiğini söyleyerek, geçmişte atık su arıtma projeleri gibi birçok projeye yabancı firmalar tarafından yüksek fiyatlar verildiğine dikkat çekiyor.

İSO Başkanı Tanıl Küçük
Batılı sanayiciler kazar zarar vermedik
İstanbul Sanayi Odası (İSO), çevre konusunda çok hassas bir kuruluş, Çevre Bakanlığı'ndan önce Çevre Şubesi'ni kurmuş daha sonra Çevre ihtisas Kurulu'nu kurmuş. Tüm bunlar bizim çevre konusunda ne kadar duyarlı olduğumuzun bir göstergesi. Çevre konusunda bahsedilen rakamlar çok izafi. Çevre Bakanı Osman Pepe, bu rakamın 35 milyar euro olduğunu, bunun yüzde 10-15'inin AB, kalanın da kamu ve özel sektör tarafından karşılanacağını söyledi. Müzakere sürecini doğru anlamamız lazım. Bu bir mazeret değil ama Türk sanayici bir batılı kadar çevreye zarar vermedi. Çevreden o kadar büyük boyutta rant elde etmedi. Bu rantı yaratmamış bir sanayiden, çevreyi korumak adına, gelişmiş ülkelerdeki sanayinin karlılık gücüne eriştiğini kabul ediyorsunuz ve bu kaynağı yaratmasını istiyorsunuz. Bu gerçekçi değil ama biz bunu yapacağız. Bunu yaparken sorunumuzu iyi anlatmak, geçiş sürecini uzun vadeye yaymak gerek. Yapmamak anlamında değil, gücünüze uygun hareket etmek anlamında. Dış kaynağı da daha fazla artırmak zorundayız. Büyük şirketlerimizin dışında, bilhassa KOBİ'lerimizin çevre konusunda AB'ye hazır olduğunu söylemek pek gerçekçi olmaz.

Yeşim Tekstil, Kalite ve Sosyal Uygunluk Müdürü Yasemin Başar
Hazır giyim sektörü fazla sorun yaşamaz
Tekstil sektörü içinde "hazır giyim" ve "örme" konusunda üretim yapanlar, AB sürecinde çok büyük sorun yaşamazlar. Özellikle hem atık suyun hem de hava kirliliğine neden olan kimyasalların kullanıldığı boyahaneleri olan işletmeler, ilgili izinleri almadıkları takdirde sorun yaşarlar. Sosyal uygunluk, iş sağlığı, iş güvenlik konusunda bir takım taahhütler isteniyor ve denetlemeler yapılıyor. Bu standartların sağlanırsa karşınıza çıkabilecek tarife dışı engellerle karşılaşmazsınız. Bu standartlara sahip olmanız ihracatınızı artırmaktan öte sizin ihracat yapmanıza olanak sağlar, bu belgeleriniz yoksa zaten sipariş alamazsınız. Yeşim Tekstil'in iş sağlığı, iş güvenliği, çevre ve iş kanunumuz AB'ye tamamen uyumlu hale getirildi. Atık su deşarj ve emisyon izinlerimiz var. Bu iki izne sahip olmak zaten AB'ye uyumlu çalıştığınızı ispatlıyor demektir. Müşterilerimizden biri Nike ve Nike arıtma tesisi olmayan bir işletmeyle çalışmaz.

Yatırım senaryosu
* 2006 yılında kamu sektörünün yatırım ihtiyacı 1 milyar 250 milyon euro civarında.
* Üyeliğin gerçekleşmesi umulan 2014'ten sonra kamu sektörü yatırım ihtiyacı yılda 3 milyar euro.
* 2006-2009 yılları arasında kamu sektörü, su, hava ve atık konularında 7 milyar euroluk yatırıma ihtiyaç duyuyor. Aynı dönemde özel sektörün ihtiyacı 5 milyar euro civarında olacak.
* 2015-2019 arasında kamuda 16, özel sektörde yatırımlar 5 milyar euroyu bulacak. Kamu sektöründe suyla ilgili konularda yapılacak yatırımın bedeli 11 milyar euro.
* 2020-2024 arasında 17 milyar euro daha harcanacak.
* 2025-2029 arasında ise AB standartlarına ulaşılacağı tahmin edildiğinden toplam yatırım miktarı 1 milyar euronun altında kalacak.

Ülkelere göre çevre yatırımları
Ülke / Yatırım maliyeti(milyon euro) / Nüfus (onbin kişi)
Bulgaristan / 8,61 / 7,5
Çek Cum. / 6,600-9,400 / 10,2
Estonya / 4,406 / 1,3
Macaristan / 4,118-10,000 / 10
Latviya / 1,480-2,360 / 2,3
Litvanya / 1,6 / 3,6
Polonya / 22,100-42,800 / 38,6
Romanya / 22 / 22,3
Slovakya / 4,809 / 5,4
Slovenya / 2,43 / 2
Türkiye / 65,000-68,000 / 69,7

Müktesebettaki konular
Dikey
* Hava ve su kirliliğine karşı alınan önlemler
* Atık Yönetimi
* Endüstriyel Kirlilik ve risk yönetimi
* Doğanın korunması
* Kimyasal maddeler ve genetik olarak yapısı değiştirilmiş organizmalar
* Çevresel gürültü yönetimi
* Nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma
Yatay
* Aarhus Konvansiyonu
* Çevre Konusundaki Bilgilere Ulaşım Direktifi
* Raporlama Direktifi
* LIFE Tüzüğü
* Avrupa Çevre Ajansı