02 Ekim 2009

Metro vardı da biz mi binmedik?

Özgür Gürbüz / 2 Ekim 2009

İstanbul’a yapılması önerilen üçüncü köprü üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son demeci, tartışmalara noktayı koydu. Köprünün gerekliliği için uydurulan argümanlar bitmişe ve gerekçeler halkı inandıramamışa benziyor. Öyle olmalı, yoksa Başbakan tartışmayı mahalle kavgasına çevirecek bir üsluba sığınmazdı diye düşünüyorum. Anımsayacağınız gibi Erdoğan, “"Birinci köprüye de karşı çıktılar. Sonra utanmadan sıkılmadan seyahat ettiler. İkinci köprüye de karşı çıktılar, utanmadan onun üstünden de geçtiler. Şimdi üçüncü köprüye karşı çıkıyorlar” demişti.

27 Mart 1994 seçimlerinden sonra Sayın Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. O tarihte İstanbul’un iki yakasını birleştiren iki köprü de faaliyetteydi. İstanbul’un iki yakasını kara taşıtlarına mahkum olmadan geçmek için tek şansınız, bir iki semtte iskelesi olan şehir hatları vapurlarıydı. Ne köprülerin üstünden ne de boğazın altından demiryoluyla karşıya geçmek mümkün değildi. Erdoğan 4 yıl görevde kaldı ve iki yakayı birbirine bağlayacak hiçbir girişimde bulunmadı. Bunu, daha çok utanmamızı istediği için yaptığını o günlerde tahmin edememiştim.

Erdoğan görevi partilisi Ali Müfit Gürtuna’ya bıraktı, kendisi İstanbul milletvekilliğine terfi etti hatta daha sonra parti kurup Başbakan oldu. Geride bıraktığı İstanbul ise otomobilden tramvay ya da metroya terfi edemedi. İki yakası biraraya gelemeyen İstanbullu, karşıdan karşıya geçmek için yine karayolunu tercih etti. İstanbul’a tüp geçit yapamayanlar, köprü yaparken bir şeridini raylı taşımaya ayırmayı aklının ucundan geçirmeyenler utanmadı ama İstanbullular utandı. Yerin dibine batmaktı hayalleri ama yerin dibinden giden adına “metro” denilen toplu taşımayı sevmeyen karayolu sevdalıları yapmayı unuttukları için İstanbullu sadece utanmakla yetindi.

2004 yılının Nisan ayında Başbakan Erdoğan’ın partilisi Kadir Topbaş İstanbul’da yönetimi devraldı. İkinci köprü İstanbul’un nüfusunu da derdini de ikiye katladı. Yollar araçla, petrol ve otomobil lobilerinin cepleri de dolarla doldu. İstanbullu utanmaya devam etti. Utana sıkıla ve sıkışa sıkışa iki köprüden geçti. Geçemediği de oldu. Kar yağdı, köprü tıkandı. Kaza oldu köprü tıkandı. Karayollarında canlar heba oldu ama utanan hep İstanbullulardı. Ne de olsa içlerinden bazıları, “Bu dev kentin iki yakasını köprülerle değil metrolarla birleştirmeniz lazım” gibi ipe sapa gelmez sözler söylüyordu. Hem de utanmadan!

1985 yılında ilk fizibilite etüdü yapılan, boğazı birbirine demiryoluyla bağlayacak projeye ise 2004 yılında başlandı. Kimse bu gecikmeden dolayı utanmadı. Kimse, daha Marmaray adı verilen bu ilk tünel bitmeden yanına kara taşıtlarının geçeceği bir başka tünel projesini önererek yine otomobil ve benzin lobilerinin gönlünü alacak teklif yapmaktan dolayı da utanmadı. Ama biz çaresizlik içerisinde, metro yapmayan belediyenin bize “ulaşım” diye sunduğu iki köprüden evimize ve işimize gidip gelirken hep utandık.

İstanbul’da metro vardı da biz mi binmedik?
Olmayan metroya binmediğimiz için hepimiz utanç içinde olmalıyız.

Hepimiz ama bir kişi hariç!

1 yorum:

TURİZM VE EĞİTİM dedi ki...

http://milli-tarih.blogspot.com/2009/10/istanbula-nihayet-metro-geliyor.html

Sevgili Özgür ,bu çoook uzun ve hazin bir hikaye imiş :))