Su boşa akmaz!

Geçtiğimiz hafta sonu kurulan "Türkiye Su Meclisi"nin açıklamasını ilginize sunuyorum.

Türkiye’de uygulanan su politikalarının mağdur ettiği insanlar 16-17 Ocak 2010’da Rize İkizdere’de düzenledikleri ilk genel kurul toplantısında Türkiye Su Meclisi’ni kurdu. Türkiye’nin 81 ilinden gelen katılımcılarla gerçekleştirilen Türkiye Su Meclisi’nin Genel Kurulu’nda Yürütme Kurulu Üyeliği’ne Artvin’den Bedrettin Kalın, Muğla’dan Berna Babaoğlu Ulutaş, Çanakkale’den Güneşin Oya Aydemir, İstanbul’dan Güven Eken, Antalya’dan Hediye Gündüz, Rize’den Kadem Ekşi, İstanbul’dan Ümit Gürses, Konya’dan Pervin Çoban ve Zonguldak’tan Yakup Okumuşoğlu seçildi.

Suyla ilgili yanlış uygulamaları engelleyerek suyun akılcı kullanımını sağlamak amacı ile çalışacak Türkiye Su Meclisi, bilimsellik ve gerçeklikten uzak “su boşa akar” düşüncesine karşın doğada tek damla suyun bir boşa akmadığı gerçeğinin savunucusu olacak.

Türkiye’nin dört bir yanında yürütülen mücadeleleri ulusal ve uluslar arası ölçeğe taşıyacak olan Türkiye Su Meclisi, yeni bir su çerçeve yasasının hazırlanması, Elektrik Piyasası Kanunu’nda tadilat yapılması, DSİ Teşkilat ve Vazifeleri Kanunu’nun değiştirilmesi ve suyun ekolojik etki ve katkısını esas alan entegre havza planlaması yapılmadan uygulamaya sokulmuş tüm projelerin durdurulması için çalışacak.

Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu adına açıklama yapan Güven Eken, “Şu anda şirketler yaşamın kaynağı, can damarı olan dere ve nehirlerimize hiçbir planlama yapmadan ve kural tanımadan dilediği gibi inşaat yapıyor. Bunun adı kelimenin tam anlamıyla dere soykırımdır. Türkiye Su Meclisi bu soykırımın ve suyun doğadaki döngüsünü parçalayan her türlü müdahalenin önüne geçmek için kuruldu” dedi.

Genel Kurul sonucunda bir manifesto açıklayan Türkiye Su Meclisi’nin manifestosunda şu görüşlere yer verildi:
  • Doğa kendi başına vardır ve insan doğanın sadece bir parçasıdır.
  • Doğa bir nesne değildir. Kendi kadim kuralları doğrultusunda, değerli bir işleyişe sahiptir.
  • Doğa ticari bir mal haline getirilemez.
  • Su yalnızca doğaya aittir ve onun ayrılmaz bir parçasıdır.
  • Su bulunduğu havzaya aittir. Doğal bir varlıktır, kaynak değildir.
  • Su kendini ancak akarak var edebilir ve doğada tek bir damla su bile boşa akmaz. -Suyun özelleştirilmesi ve suya efendi atanması kabul edilemez.
  • Sürdürülebilir kalkınma, koruma, kullanma dengesi gibi ilkeler doğanın sömürülmesi için gerekçe gösterilemez.
  • Yaşamın yegane kaynağı olan doğanın “Çevre” diye tanımlanarak hayatın dışına çıkarılması kabul edilemez.
SU BOŞA AKMAZ!

Türkiye Su Meclisi kuruluyor

Türkiye'nin dört bir yanından yapılmakta olan baraj projelerine, suyun özelleştirilmesine ve yanlış yönetilmesine tepkiler yağıyor. Hasankaeyf ve Munzur'da büyük ve seri baraj projeleri, Karadeniz'in hemen her yerinde inşaatı süren irili ufaklı HES'ler (Hidro elektrik santral) ekolojik dengeyi, doğa turizmini ve kültürel çevreyi tehdit ediyor.

Özgür Gürbüz / 15 Ocak 2009

HES sorunun yerel değil ülkenin enerji politikalarıyla birebir bağlantılı olduğunu gören sivil toplum kuruluşları ve duyarlı bireyler, kökten bir çözüm ve güçlerini birleşitrmek için 16-17 Ocak tarihleri arasında Rize İkizdere'de bir "Su Meclisi"inin kurulmasını için biraraya geliyor. İlk genel kurul toplantısı, Türkiye'nin su politikalarından dertli olan herkese açık. Toplantı çağrısı yapan Geçici Yürütme Kurulu*, Türkiye Su Meclisi’nin çalışmalarını yürütürken gözeteceği ilkeleri ise şöyle belirledi:

  • Suyun döngüsünün bozulmasına neden olan tüm yanlış faaliyetler, insanlık için bir tehdittir.
  • Su, doğanın kendisine aittir, ticari amaçla alınıp satılamaz, mülkiyete konu edilemez, bulunduğu alandan başka bir yere taşınamaz, fiziksel karakteri, doğal yatağı değiştirilemez.
  • Suyun yönetiminde çevresel, ekonomik, kültürel ve sosyal sürdürülebilirlik dikkate alınmalıdır.
  • Suyun yönetimi, yaşamları doğrudan su döngüsüne bağlı olan insanların da temsil edildiği, kanunla yetkilendirilmiş ulusal bir komisyon ile sağlanır.
Türkiye Su Meclisi’nin 16-17 Ocak 2010 tarihleri arasında Rize İkizdere’de gerçekleşecek ilk Genel Kurul Toplantısı, su için mücadele eden herkesin katkısına açık. Katılım için başvurular www.turkiyesumeclisi.net adresinden yapılabiliyor.

*Geçici Yürütme Kurulu, yalnızca meclisin kuruluş çağrısını yapmak üzere bir araya gelmiştir ve aşağıdaki kişi ve kurumlardan oluşmaktadır: Av. Yakup Okumuşoğlu, Doğa Derneği, Doğal ve Kültürel Çevre İçin Yaşam Girişimi, İkizdere Derneği, Macahel Vakfı, TEMA Vakfı

Sermayeden yana "Taraf"ız...

Malumunuz, Taraf Gazetesi deyince hep akıllarda bir soru işareti oluşuyor. Kimin nesi ya da daha doğrusu kimin sesi diye. Aslında gazetenin haberlerine bakınca en azından net bir çizgi beliriveriyor. Sermayeye dokunmayan, dokunamayan bir gazete Taraf Gazetesi.

Tek duruş bu değil tabi, hükümete olan yakınlığı, çevre sorunlarına kayıtsızlığı gibi birçok başka unsur da Taraf'ın siyasi çizgisini belirginleştirmek için eklenecek ögeler arasında. Örneğin Kuzey Irak'tan hava görüntüsü ele geçirebilien, ordudan belge sızdırılan gazete, 20 metre ötesindeki dev Moda Oteli ile ilgili bir tek haber yapamadı şu ana kadar. Taşyapı'nın inşaatını yaptığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin izin verdiği otelden bahsediyoruz. Taraf'ın manşetine Tekel işçileri çıkamaz ama TÜSİAD çıkar.

Bu sermaye sevgisini ortaya çıkaran son bir örnek de Taraf Gazetesi eski editörü İbrahim Günel'den geldi. İşte, maaşı ödenmediği için itiraz eden bir gazetecinin, kendi ağzından Jaguarlı, Range Rover'lı hikayesi...

***

Daha önce 1997 yılında belimden disk kayması (bel fıtığı) ameliyatı olmuştum. Ameliyat sonunda müdahale edilen bölgede bazı dokularda yapışma olmuştu ve iki kez tekrarlamıştı. Ekim sonu kasım başı ağrılarım ayağıma ulaşınca yeniden ameliyat olduğum İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroşururji (Beyin ve Sinir Cerrahisi) Bölümü’ne başvurdum. Benden MR çektirmem istendi ve ayrıca 10 günlük iş görmezlik raporu aldım. MR için de 22 Kasım 2009 tarihine randevu aldım.

Daha sonra evde istirahat ederken iki yıldır çalıştığım Taraf Gazetesi"nin avukatı Yelda Bilal aradı ve bana sağlık raporumun eline ulaştığını, işten ayrılmak için mi rapor aldığımı sordu. Ben de kısaca sağlık durumumu kendisine aktardım. Ayrıca, rahatsızlığım dolayısıyla oturamadığımı da söyledim. Kendisine MR çektirdiğimi ve 1 Aralık’ta sonucunu alabileceğimi söyledim. 1 Aralık’ta MR sonucunu ve yeni on günlük sağlık raporumu alıp akşam saat 18.00’de gazeteye uğradım. Gazeteye raporumu teslim ettiğim sırada Av Yelda Bilal, beni tekrar cep telefonumdan aradı ve işyerinde olduğumu öğrenince görüşmek istediğini söyledi.

Taraf’ın bulunduğu ve gazetenin patronlarının sahibi olduğu Alkım Kitapevi’nin Kadıköy’deki binasının giriş katındaki Kahve Dünyası’nda buluştuk. Av Yelda Bilal, bana yöneticilerim Ahmet Altanile Yasemin Çongar’ın benimle çalışmak istemediğini aktardı ve “Keşke ikinci raporu almasaydınız” dedi. Ben de MR sonucunu yeni aldığımı, Cerrahpaşa Nöroşirurji’de bana bakan profesörün 7 Aralık 2009’tarihine kadar fakülte dışında olduğunu ve ancak müdahale konusunda o zaman karar verileceğini, raporu yasal zorunluluk gereği almam gerektiğini anımsattım.

Av Yelda Bilal’e o konuşmamızda ayrıca, Mart 2009, Temmuz 2009, Ağustos 2009 aylarından ödenmediğim maaşlarım olduğunu, ayrıca 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Yasa gereği iki yıllık kıdem tazminatım olduğunu, ihbar tazminatı ödemeleri gerektiğini, ayrıca iki yıldır gazetede hiç yıllık izin kullanmadığımı ve 10 yıllık meslek kıdemimi aştığım için yıllık altışar haftadan 12 haftalık izin paralarımı ödemeleri gerektiğini, bir de eylül ayından bu yana aynı yasaya aykırı olarak yönetimin maaşlarımızda kesintiye gittiği için bu farkları da istediğimi, yine yönetimim benden yasalara aykırı olarak Asgari Geçim İndirimi olan aylık 49 TL’lik ödemeleri 11 aydır yapmadığını, bunları da ödemeleri gerektiğini anımsattım. Ayrıca, kendisine hasta halimle davalarla uğraşmak istemediğimi de belirttim.

Bu istemlerim üzerine Av Yelda Bilal, bunları hesaplattıracağını, hasta halimi de göz önünde bulundurarak bir seferde ödemek için yönetimle görüşeceğini ve beni tekrar arayacağını söyledi. Daha sonra ise aramadı.

Bu süreçte ben alacaklarımı hesaplattım ve ikinci raporumun bitimine yakın kendisini aradım. Bana alacaklarımı hesaplattırmadığını söyledi. Ben de kendisine, benim hesaplattırdığımı ve kendisine mail ile gönderebileceğimi söyledim. Ardından da elektronik posta ile gönderdim.

Ertesi gün Av Yelda Bilal, beni aradı “Bunların anacak yarısını ödeyebiliriz. İsterseniz dava açın ama iki yıl sürer” dedi. Ben de kendisine yasal haklarımı hatırlattım ve sonuna kadar gideceğimi, gerekli şikâyetleri yapacağımı söyledim. Bana “Bizi tehdit mi ediyorsunuz?” demesi üzerine , “Bir hukukçu olarak böyle konuşamazsınız. Ben size yasal haklarımı sonuna kadar kullanacağımı söylüyorum” dedim. Ayrıca, “Beni hasta iken işten çıkartıyorsunuz, bunun ağır tazminatı vardır” diye anımsattım. Av Yelda Bilal bana işyerinin parasının olmadığını söyledi. Ben de kendisine “Bunu beni işe alırken düşünecektiniz. Ayrıca, parası olmayan gazetenin sahibi Başar Arslan nasıl oluyor da her gün işe 500 bin TL’lik Jaguar marka arabasıyla geliyor? Parası olmayan ve gazetenin hissedarı Ahmet Altan nasıl oluyor da her gün 250-300 bin TL’lik 4X4 Range Rover arabasıyla geliyor? Parası olmayan patron, nasıl oluyor da 3 milyon TL’ye matbaa kuruyor” dedim.

Bunun üzerine beni tekrar aradı ve Başar Arslan ile konuştuğunu tedavimi ettirip işe devam etmem gerektiğini söyledi. Ben de kendisine resmi raporum olduğunu herkese ödenmesine karşın Aralık maşamın banka hesabıma yatırılmadığını hatırlattım. Bana patron ile konuşacağını, halledeceğini söyledi. Daha sonra üçüncü raporumu da aldım ve 28 Aralık’ta da fizik tedavi için ’dan randevu aldım. Bu arada aralık maaşım banka hesabıma yatırılmadı. Birkaç kez Av Yelda Bilal’i aradım ve maaşımın yatırılmadığını söyledim. Her defasında bana patrona aktardığını ve ödeneceğini söyledi.

Yelda Bilal’i 14 Aralık tarihinde tekrar arayarak maaş durumumu hatırlattım. Yine patronu arayacağını, halledeceğini söylemesine karşın, bir hafta boyunca hesabıma hiç para yatırılmadı. Ben de 21 Aralık 2009 tarihinde noterden “haklı fesih”ihtarnamesini çekerek tüm alacaklarımı ve haklarımı istedim. 23 Aralık Çarşamba günü beni tekrar arayarak neden böyle bir şey yaptığımı sordu. Ben de kendisine beni hasta durumda beş parasız bırakan tedavimi yaptıramayacağım bir işyerine güvenmediğimi söyledim. Kendisi bana patrona maaş durumum aktardığını ve bir haftadır yurtdışında olduğunu söyledi. Ben de kendisine “Sizin yurtdışında olmanız beni ilgilendirmez. Ben size en son 10 gün önce telefon açarak maaşımın yatırılması gerektiğini. Yatırmamanın yasadışı olduğunu anımsattım” dedim.

Bunun üzerine beni tekrar aradı ve ilk başta istediğim tüm haklarımı ödeyeceklerini ama yarısını peşin yarısını da birkaç aylık çek verebileceklerini söyledi. Ben de kendisine avukatımla görüşüp arayacağımı söyledim. Daha sonra noterden haklı fesih ve alacaklarımın ödenme ihbarnamesinin 22 Aralık’ta ellerine ulaştığını öğrendim ve Av Yelda Bilal’i aradım. Kendisine ihtarnamede iki günlük ödeme süresi tanıdığımı anımsatarak hesaplattırdığım alacaklarımın yarısının en geç 25 Aralık Cuma gününe kadar yatırılmasını, geriye kalan yarısının da en geç 25 Ocak 2010 tarihli şirket çeki olmasını, müşteri çeki kabul etmediğimi ve çeki tahsil edene kadar da hiçbir şeye imza atmayacağımı söyledim. Ayrıca, gazeteden bana aylardır ödenmeyen alacaklarımın 5953 sayılı yasanın 14. maddesine göre günlük yüzde 5 faiz işlediğini anımsatarak, bunları istemediğimi de söyledim. Bunu dava yoluyla alabileceğimi kendisine anımsattım. Beni ertesi gün arayacağını söyledi.

Av Yelda Bilal, beni 24 Aralık Perşembe günü arayarak, Başar Arslan’ın alacaklarımı hesaplattırdığını ve benim hesaplarımla onların arasında 2 bin TL fark olduğunu söyledi. Ben de kendisine “Ben pazarlık yapmıyorum. Ayrıca hesabıma güveniyorum. Bunun pazarlığını yapmıyorum. Size son sözümü söyledim. Yarın hesabımda para görmezsem, gereğini yaparım” dedim.

25 Aralık 2009 tarihinde banka hesabımda hiçbir hareket görmeyince de avukatıma talimat vererek gazeteye dava açtım.

‘Çevreci Bonus’ Ilısu Barajı'nın finansörü mü olacak?

Tarihi Hasankeyf kentini sular altında bırakacak Ilısu Barajı’na yabancı bankaların kredi vermekten vazgeçmesi üzerine gözler yerli finansman kaynaklarına çevrildi. Çevreciler, baraj projesine kredi verecek bankalar arasında adları geçen Akbank ve Garanti Bankası’ndan 2 aydır yanıt bekliyor.

Özgür Gürbüz / 5 Aralık 2009

Yapımı yıllardır tartışmalara neden olan ve iki kez yabancı finans kuruluşlarının mali destekten vazgeçerek yarıda bıraktığı Ilısu Barajı projesi bu defa da yerli finansman krizi yaşıyor. Yabancı yatırım bankalarının, öne sürdükleri çevresel ve kültürel şartların sağlanmadığı gerekçesiyle projeden çekilmesinin ardından kredi için yerli bankalara yönelinmişti. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu yaptığı açıklamada eksik finansmanın Türkiye’deki büyük bankalardan karşılanacağını belirtmiş ve hükümet ile bankaların anlaşma için Ocak ayı içerisinde masaya oturacaklarını söylemişti.

Ilısu Barajı’nın tarihi Hasankeyf’in kültürel dokusuna ve Dicle Vadisi’ndeki ekolojik değerlere zarar vereceğini söyleyen Doğa Derneği, kredinin aralarında Akbank ve Garanti Bankası’nın da bulunduğu yerli bankalardan temin edilmeye çalışıldığını söylüyor. 13 Kasım tarihinde her iki bankanın genel müdürüne mektup yazan ve iddiaların doğru olup olmadığını soran Doğa Derneği yetkilileri aradan geçen iki aylık süreye rağmen hiç bir yanıt alamadıklarını söylüyor. Dernek Başkanı Güven Eken, “Hasankeyf ve Dicle Vadisi, UNESCO dünya mirası kıstastlarının onda dokuzuna uyan dünyadaki tek doğa ve kültür mirası. Çevre koruma projelerine desteği ile tanınan Garanti Bankası ile Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne (Global Compact) imza atan Akbank’ın bu dünya mirasını yok edecek olan Ilısu Baraj Projesini desteklemelerinin hiçbir nedeni olamaz. Doğa Derneği, her iki bankadan da kamuoyunda büyük bir hassasiyet yaratmış olan Ilısu Baraj Projesi konusunda rahatlatıcı birer açıklama beklemektedir” diyor. Eken, Yeşil Atlas gibi Garanti Bankası’nın desteklediği pek çok çalışmada Ilısu ve diğer baraj projelerinin doğaya verdiği zararların belgelendiğini; Akbank’ın imzalamış olduğu “Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi”nin çevreyle ilgili maddelerinin bankanın Ilısu Barajı gibi bir projenin içinde bulunmasına olanak tanımadığını da ekliyor.

Ilısu Barajı, 2002 yılında özellikle İngiliz hükümeti üzerindeki tepkiler sonucu “Balfour Beatty” adlı firma ile Avrupalı ortaklarının çekilmesi sonucu askıya alınmış, son olarak da Temmuz 2009’da Almanya, İsviçre ve Avusturyalı bankalar kredi vermekten vazgeçmişti. Çevre Bakanlığı 30 yıllık geçmişi olan GAP projesi dahilindeki barajı tamamlamak isterken çevreciler ise Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmesi için UNESCO’ya başvurulmasını talep ediyor.