11 Kasım 2012

Papalagi ve Taksim Meydanı

Bugün Taksim'de gördüklerimiz, yarık insanlarının toprak insanlarına açtığı savaşın sadece bir cephesidir.

Özgür Gürbüz-BirGün/11 Kasım 2012

Papalagi tıpkı bir midye gibi, sert bir kabuğun içinde oturur. Bir çıyan gibi, taşların arasında lavların çatlaklarında yaşar. Sağı, solu, altı, üstü hep taşlarla örtülüdür. Barınağı dikine duran taş bir sandığı andırır, çok sayıda gözü olan delik deşik bir sandığı...

...Papalagi, yaşamını işte bu kutular arasında geçirir. Günün hangi saatinde olduğuna göre ya o kutuda ya bu kutudadır. Çocukları burada, topraktan yukarıda -genellikle yetişkin bir palmiye ağacından bile yüksekte- taşların arasında büyür...


...Bu taş kutular, omuz omuza duran insanlar gibi birçoğu bir arada durur, aralarında ne bir ağaç ne de bir çalılık vardır onları ayıran. Ve her birinde bütün bir Samao köyünü dolduracak kadar çok insan yaşar. Bir taş atımı uzaklıkta yine omuz omuza vermiş duran çok sayıda taş kutu daha vardır. Bunlarda da insanlar yaşar. Bu iki sıranın arasında Papalagi'nin “cadde” dediği bir yarık vardır. Sert taşlarla kaplı bu yarık, çoğu kez bir ırmak kadar uzundur. Boş bir yer bulmak için saatlerce koşmak gerekebilir...

Papalagi Samaoca'da 'beyaz adamlar' demek. Samao kültürüne yabancı bir şeyi tanımlamakta da kullanılıyor. Yukarıdaki alıntılar Erich Scheurmann'ın Papalagi adlı kitabından alındı. Kitap Ayrıntı Yayınları tarafından yıllar önce Türkçe'ye “Göğü Delen Adam” adıyla çevrildi. Samao takımadalarında yaşayan Tuiavii adlı bir kabile şefinin Avrupa'yı gezdikten sonra 'beyaz adamlar' yani 'Papalagi' hakkında tuttuğu notlardan oluşuyor. Bugünlerde Tuiavii'nin gerçekten var olup olmadığı tartışılsa da kitap beyaz adam için bir hayat bilgisi niteliğinde. İstanbul'daki Taksim Meydanı'nın deşilmesi ve gezi parkındaki ağaçların sökülmesi projesinin hayata geçirildiği ilk gün, aklıma Tuiavii'nin beyaz adamı tarif ettiği bu kitap geldi. Aynı şekilde, TOKİ denince de hep papalaginin inşa ettiği o “taş sandıkları” düşünmüşümdür. 

GEZİ PARKI YOK OLUYOR
Taksim'den Elmadağ'a uzanan sert taşlarla kaplı o yarık, Cumhuriyet Caddesi, tam da Tuiavii'nin tarifini yaptığı caddeye benzemiyor mu? Boş bir yer bulmak için saatlerce koşmanız gerekebilir. Tek kurtuluşunuz olan caddedeki ağaçlar ise şimdi birer birer sökülüyor. Mecidiyeköy'den Taksim'e, yanyana iki ağacın birbirine bakışabildiği tek yer Gezi Parkı'dır. Bugün oraya yapılmak istenen mini alışveriş merkezi insanların adına İstanbul denen bu koca tımarhanede korkamadan sarılabilecekleri, yanında durabilecekleri, altında oturabilecekleri ve hatta korkmadan sırlarını açabilecekleri tek canlıyı, ağaçları yok edecek. Bu yalnızlar kentinin tek dostları öldürülecek. Taksim projesine karşı çıkmak için bir başka nedene ihtiyacınız yok. Sadece o parka bakmanız bu projenin ne kadar yanlış olduğunu anlamaya yeter. 

Avrupa'ya geldiğinde Tuiavii'nin anlamakta zorlandığı ilk şeylerden biri beyaz adamın neden kendini bu havasız, doğadan uzak taştan sandıkların içine soktuğu olmuş. Ona göre Papalagi'nin kent adını verdiği yer, ömründe hiçbir ağaç, ırmak ve gökyüzünü görmemiş, Büyük Ruh'la yüzyüze gelmemiş insanların yaşadığı yer. Tuiavii, bu kentlerde yaşayan insanlara “yarık insanları”, köylerdekilere ise “toprak insanları” diyor. Şef'e göre yarık insanları kendilerini toprak insanlarından daha üstün görüyorlar. Çünkü yaptıkları iş meyve toplamaktan daha önemli. Yedikleri her şeyin topraktan geldiğini düşünmezler, nasıl elde edeceklerini de bilmezler. Toprak insanlarının ise yarık insanlarına yiyecek sağlamaktan canları çıkar ama neden diğerlerinin bu kadar yorulmadıklarını anlamazlar. Tuiavii der ki, “Papalagi her şeyi olduğu gibi kabul eder”. Aynı Taksim'de olduğu gibi. Yarık insanları, yarığına bile sahip çıkamayacak kadar hayatta yoktur aslında. Güçlerinin ve ne istediklerinin bile farkında değil artık İstanbullu Papalagi. 

“TANRISI PARADIR”
Bence Taksim'i yerle bir edenler Tuiavii'nin yarık insanları çünkü onlar taştan ve asfalttan açtıkları yollarda ayakları toprağa değmeden gitmeyi seviyorlar. Tuaivii'nin de dediği gibi onlar, adına “para” dedikleri yuvarlak metal ve ağır kâğıtları seviyorlar. Yine Şef Tuaivii'nin dediği gibi: “Bir Avrupalı'ya sevginin tanrısından söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kâğıt uzatacak olursan, o an gözleri parlar ve dudakları arasından salyalar akar. Onun sevgisi paradır, tanrısı paradır”. İşte, Taksim Meydanı böyle salya sümük bir durumda bu günlerde.

Çarşamba akşamı yaklaşık bir saat, sağanak yağmur altında Gezi Parkı'ndaydım. Kapana kısılmış, oradan oraya dolaşan insanları izledim. Yüzüm iş makinalarına sırtım ağaçlara dönüktü. O makinalar yok mu, ah o makinalar. Papalagi makinalarıyla yarattıklarının sevgiden yoksun olduğunu anlamaz. Tuaivii şöyle sorar: ...Eğer makine ben elimi bile sürmeden yenisini yapacaksa, ben tanoamı* şimdi sevdiğim gibi sevebilir miyim? Papalagi hiçbir şeyi sevmez, makina her şeyin aynısından bir daha yapabilirken nasıl sevsin ki? 

Şef Tuaivii buradan çok uzaklarda. Müsadenizle son soruyu ben sorayım. Ey yarık insanları, sayıları milyonları bulan İstanbul'daki Papalagi, o dozerleriniz, kazma kürekleriniz ve sevgiden yoksun yüreklerinizle, bize Gezi Parkı'ndaki ağaçlardan bir tane ama bir tane yapabilir misiniz? Madem yapamıyorsunuz, yok etme kudretini kendinizde nasıl buluyorsunuz?
 ---

 * Ulusal içkilerinin yapımında kullanılan tahtadan bir tabak.

Taksim için mücadele devam ediyor. Bilgi için Taksim için Nöbetteyiz! Adlı facebook sayfasına bakabilirsiniz.

1 yorum:

Demet ÖZGÖL dedi ki...

adamların zaten doğru yaptığı ne var ki hep altından birşey çıkıyor bitsin artık bu düzen vatanımı daha fazla birilerine peşgeş çekmesinler...