09 Aralık 2011

Durban’da sona yaklaşırken

Özgür Gürbüz-Birgün / 9 Aralık 2011
 
Durban’da iklim görüşmelerinde bugün son gün. İki haftadır süren görüşmeler bugün noktalanacak. Dünyanın zengin ülkelerinin buraya gezegeni kurtarmaya mı yoksa batırmaya mı gelmiş oldukları belli olacak. Kanada ve ABD’nin başını çektiği, Suudi Arabistan, Rusya, Yeni Zelanda ve Japonya’nın destek verdiği grup bugüne kadar Kyoto’nun ikinci dönemine geçilmemesi için ellerinden geleni yaptı. Bildiğiniz gibi insan kaynaklı iklim değişikliğini durdurmak için elimizde yasal bağlayıcılığı olan ve 200’e yakın ülkenin üzerinde anlaştığı tek metin Kyoto Protokolü.

Protokol, 2012’ye kadar gelişmiş ülkelerin emisyonlarını 1990 rakamlarının yüzde 5,2 aşağısına çekmesini öngörüyor. Bir yıl 20 gün sonra Kyoto’nun ilk dönemi bitiyor. İkinci dönemin olup olmayacağı, daha doğrusu bu dönemde yüzde 5,2’lik azaltım hedefinin ne kadar yükseltileceği belli değil. Kanada ve ABD, Kyoto iyi değil yerine başka bir şey koyalım diyorlar ama dünyanın bu kadar zamanı yok. Bilim, küresel seragazı salımı 2050 yılında 1990’a göre yüzde 80 hatta daha üstünde azaltılmazsa felaket senaryoları gerçek olacak diyor. Şu ana kadar olanlar, gördükleriniz hiçbir şey.

Kyoto’nun azaltılmasından yana olanlar çoğunlukta ama ekonomik ve politik güçleri sınırlı. Toprakları sular altında kalacak ada devletleri bağırıyor, Bangladeş gibi milyonlarca vatandaşı sel tehlikesiyle karşı karşıya kalacak Asya’daki devletler hiddetli. Afrika kuraklık ve gıda sorununun iklim değişikliği nedeniyle daha da büyüyeceğini biliyor. İklim değişikliğini durdurmak birçoğu için ölüm kalım meselesi. Avrupa Birliği Kyoto’nun uzatılmasından yana ama sesi gür değil. Karşı duran birkaç zengin ülke aslında. Ne garip bir dünyadayız. İklim müzakerelerinin önünü tıkayanlar Libya’da, Mısır’da, Irak’ta veya Latin Amerika’da yeri gelince demokrasi nutukları atıyorlar. Yazıklar olsun demek yetmiyor, hesap sormak da gerekli.

Almanya örneği
Durban’da bir gün önce Almanya Çevre Bakanı Norbert Röttgen ülkesinin enerji ve iklim politikasını anlattı. Almanya bir endüstri ülkesi. Otomotivden, demir çelik ve kimya sektörüne kadar birçok alanda çok güçlü bir ekonomileri var. Enerji ihtiyacı çok, petrol ve doğalgaz kaynakları sınırlı, ellerinde bir tek kömür yatakları var. Biraz Türkiye’ye benziyor denebilir. Ama Almanya’nın gelecek planları bizden çok ama çok farklı. Nükleer santraller bir bir kapatılıyor, rüzgar, biyokütle, biyogaz, güneş ve jeotermalin payı giderek artıyor. Enerji verimliliği olmazsa olmaz. Bakan Röttgen, 2018’den itibaren Almanya’nın kömüre teşvik vermeyeceğini söyledi. İklim değişikliğini durdurmak için para yok diyenler gizlice fosil yakıtları sübvansiyonlarla destekliyorlar. Bu sübvansiyonlar temiz enerji projelerine harcansa dünyanın geleceği değişebilir. Almanya’nın bu adımı o yüzden önemli.

Almanya 2050 yılına gelindiğinde kişi başına düşen yıllık seragazı salımını 3 tona düşüreceğini de açıkladı. Yani ülkenin toplam seragazı salımı ciddi bir şekilde düşürülecek. Türkiye’de bu rakam şu anda 5,2 ton civarında. Almanya’da ise 10 ton. Biz arttırmaya onlar ise düşürmeye çalışıyor. Bundan 10 yıl önce Almanya elektriğinin sadece yüzde 6’sını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyordu. Bugün bu rakam yüzde 20’yi geçti.

Bütün bunları şunun için yazıyorum. Almanya gibi dünyanın en büyük ekonomilerinden bir tanesi daha düşük karbonlu, daha az seragazı salımı yapan bir ekonomik modele geçebiliyor. Almanya yapabiliyorsa ABD, Kanada veya Türkiye neden yapamasın? Bakan Röttgen bu değişimi gerçekleştirirken Almanya’nın rekabet gücünü kaybetmeyeceğini de söylüyor. Röttgen muhafazakar partiden. Almanya’da Yeşiller bundan daha fazlasının bile mümkün olduğunu söylüyor. Şimdi sormak lazım. Ey küçük dünyanın “büyük” liderleri. Barrack Obama ve diğerleri. Dünyayı kurtarmak için sizi kim engelliyor? Şirketlere hizmet etmek için mi yoksa halka hizmet etmek için mi varsınız?  

Görülüyor ki dünyayı bu düzenin politikacıları değil bu dünyanın halkları kurtaracak. O zaman, ırkçılığa karşı mücadelede Mandela ve arkadaşlarının bağırdığı gibi bağıralım. Amandla Awethu! Yani, güç halka, halkın iktidarına. Çünkü başka çözüm yok.

Hiç yorum yok: