01 Haziran 2010

Kendi okulunu kendin koru

Özgür Gürbüz-BirGün Gazetesi / 30 Mayıs 2010

Yazıyı BirGün'den okumak için tıklayınız.

Çin’de Mart ayıyla birlikte başlayan ve okulları hedef alan saldırılar, sorunun çözümü için yeni fikirleri de beraberinde getiriyor. Pekin Belediyesi Kamu Güvenliği Bürosu, çocukların can güvenliğini sağlamak için yeni bir kampanya başlattı. Okul ve ana okullarında 15 çocuğun ölümüyle sonuçlanan saldırıları önlemek için ülke çapında emniyet güçleri ciddi tedbirler aldı. Okul ve yuvaların kapılarında nöbet tutan polisleri görmek artık hiç şaşırtıcı değil. Önlemlerin artttırılmasıyla birlikte saldırılar da kesildi ancak bu defa da başka bir sorun ortaya çıktı. Her okul ve yuvanın kapısına bir polis koymaya kalktığınızda mevcut görevli sayısı talebi karşılamaya yetmiyor. Pekin’de bir mahale karakolundan sorumlu polis müdürü, “Her okula bir polis gönderirsek elimizde diğer sorunlarla ilgilenecek kimse kalmaz” diyerek durumu güzelce özetliyor. Polis müdürünün bulunduğu bölgede 24 memur görev yapıyor, 18 adetse okul var.

Veliler gönüllü fedailik yapacak
Pekin Belediyesi Kamu Güvenliği Bürosu’nun uygulamaya geçirilen yeni fikri, velilerin ellerini taşın altına koymasını amaçlıyor. Başlatılan kampanya her ne kadar ‘velilerin ortak okul koruma programı’ olarak tanıtılsa da, sloganın tutması açısından, “Kendi okulunu kendin koru” şeklinde tercüme edilmesinde fayda var diye düşünüyorum. Fikir oldukça basit, okulda çocukları okuyan veliler sırayla çocuklarının okulunda nöbet tutacak. Velilere öğretmenler de eşlik edecek, böylece her okulun birkaç tane gönüllü fedaisi olacak.
Bir okulda okuyan çocukların yüzler hatta binlerce velisi olduğu düşünülürse yılda birkaç gün gönüllü olarak bu işi yapmak yetecek, yani velilerin günler ve aylarca okullarda nöbet tutması gerekmeyecek. Polisler de okul civarlarında devriye gezmeye devam edecek. Veliler bıçaklı saldırganların karşısına öyle cıscıbıldak da çıkmayacak. Kollarında görevli olduğunu belirten kırmızı bir kol bandı ve ellerinde bir sopa olacak. Profesyonel koruma görevlileri ise cop ve biber gazı taşıyacak. Tırmıkla donatılanları da var. Veliler, isterlerse polisten eğitim de alabilecekler. Pilot proje Pekin’de Shunyi bölgesinde başlatıldı, gazete haberlerine göre velilerden 1.000’e yaklaşan sayıda gönüllü çıkmış. Önerilen model konusunda herkes olumlu görüşe sahip değil. Bazıları kısa vadede bunun bir çözüm olacağını düşünüyor, bazıları ise gönüllü olup, koluna pazu bandını taksa bile daha kalıcı bir çözümün bulunmasını istiyor.

6 Saldırıda 15 Çocuk öldürüldü
Çocuğu olsun ya da olmasın, okullara yönelik saldırılar ülkedeki herkesi tedirgin ediyor. Herşey, birbirinden bağımsız gibi görünen saldırganların, bıçakla arka arkaya okullardaki çocuklara saldırmasıyla başladı. Mart ile Haziran ayları arasında 6 saldırı gerçekleşti. 15 çocuk öldürüldü, 100’e yakını yaralandı. Meslekleri doktor, öğretmen, çiftçi ve işsiz olan saldırganların bazıları, çocukları yaralayıp öldürdükten sonra intihar etti. Okullarda güvenlik tedbirleri hemen arttırıldı ama ondan daha dikkat çekici olanı Başbakan Wen Jiabao’nun olayları basit, akli dengesi yerinde olmayan saldırılar diye niteleyerek geçiştirmek yerine, saldırıların ana nedenini bulma sözü vermesi oldu. Başbakan, sosyal problemleri çözmeleri gerektiğini, halk arasındaki sorunları çözüp uzlaşma çabalarını güçlendirmeye ihtiyaç duyduklarını söyledi. Ekonomisi hızla büyüyen Çin’de gelir dağılımı, sınıflar arasındaki uçurumun açılması önemli sorunlar. Çin bu sorunları çözebilirse, tüm dünyaya örnek bir ekonomik model yaratabilir. Çözemezse, birçok örneğini gördüğümüz sorunlarıyla beraber hatırladığımız ekonomik kalkınma hamlelerinden birine daha tanık olabiliriz.

Kayıp Çocuklar Günü
Konu çocuklardan açılmışken hem Çin’i hem de hepimizi ilgilendiren 25 Mayıs Dünya Kayıp Çocuklar Günü’nden bahsetmekte yarar var. Dünya Kayıp Çocuklar Günü, Türkiye’de de ilk kez bu yıl, TBMM’de düzenlenen etkinliklerle tanındı. Okula gönderdiği çocuğunun ölüm haberini almanın ne demek olduğunu, bakkala giden evladının bir daha geri dönmemesinin nasıl bir acı olduğunu ancak o acıyı çekenler bilir, bize fazla bir şey söylemek düşmez. Xi’an kentinden Cheng Zhu, 5 yıl önce kızının çocuk ticareti yapanlar tarafından kaçırıldığına inanan ve çocuğundan umut kesmeyen bir baba. Kızının kaybolmasından sonra kurduğu, ‘Kayıp Çocukların Aileleri’ adlı grup bugün 1.350 çocuğun izini sürmeye çalışıyor. Çin’de her yıl 60 bin çocuk kayıplara karışıyor. Cheng, Dünya Kayıp Çocuklar Günü’nü önemsediğini söylüyor. Kayıp çocuklar hakkında bilgileri kamuoyuna yaymanın, onları bulmanın en önemli yollarından biri olduğunu düşünüyor.
25 Mayıs’ta Çin’de ve dünyanın birçok yerinde gönüllüler, kayıp çocuklarla ilgili bilgileri dağıtıyor, aileler o gün çocuklarından kalan en son hatıra olan, çocuklarının o hiç yaşlanmayan fotoğraflarının bir kopyasını evlerin kapılarının altından atıveriyorlar. Sadece Çin’de her yıl, bir stadyum dolusu, 60 bin çocuk “ben kayboldum” ya da “kaçırıldım” diye bağırıyor. Yüzleri, fotoğrafları ve sesleri gazetelere belki sadece kayboldukları o gün haber oluyor ya da olmuyor. Halbuki her hafta, 60 bin kişi “en büyük Bizimspor” diye bağırıyor ve her hafta gazeteler, hem de tüm hafta boyunca ‘Bizimspor’a sayfalar ayırabiliyor. Acıları konuşmak hoş değil, insan acılarla yaşayamaz. Medyanın tek başına bu işi çözmesi de imkânsız ancak onları görmezden gelmek de başka bir sorun.

Hiç yorum yok: