25 Eylül 2008

Yaklaşanı Yakıyor!

Arızasız nükleer santraller de yakın çevrelerinde yaşayan çocukları kanser yapıyor...

Almanya’daki nükleer santrallerin 5 km. çevresinde yaşayan çocuklarda, erken çocukluk kanserlerinde ve lösemide büyük oranda artış olduğunu ortaya çıkaran Fizik Doktoru Alfred Körblein, İstanbul’daydı. Körblein’ın verdiği rakamlar daha sonra yürütülen çalışmalarla da doğrulanmış, nükleer santrallerin sadece kaza olursa tehlikeli olacağı görüşü bu araştırmayla ciddi bir yara almıştı. Çünkü normal çalışma sırasında da nükleer santrallerden doğaya radyoaktif madde salımı gerçekleşiyor ve literatürde bu, “rutin radyasyon” olarak adlandırılıyor…

Özgür Gürbüz - Yeni Aktüel / 25 Eylül - 1 Ekim2008

İstanbul’un önemli bir konuğu vardı geçen hafta. 1998’de, Almanya’daki nükleer santrallerin 5 km. çevresinde yaşayan çocuklarda, erken çocukluk kanserlerinde yüzde 54’lük, lösemide ise yüzde 76’lık artış olduğunu bulduğunda ona inanmak istememişlerdi. Fizik doktoru olmasına rağmen, “çevreci” olarak bilinen Münih Çevre Sorunları Enstitüsü’nde çalıştığından dolayı verdiği rakamları görmezden gelmişlerdi. Almanya’da Yeşiller Partisi koalisyon ortağı olup da çevre bakanlığı koltuğunu alınca iş değişmiş, 2000 yılında, Almanya’nın nükleer santrallerini 2021 yılına kadar kapatma kararını almasından sonra madalyonun öteki yüzünü konuşmak daha da kolay bir hale gelmiş ve kapatma kararının hemen ardından, Radyasyondan Korunma İçin Alman Federal Ofisi, Dr. Alfred Körblein’ın daha önce duyurduğu ancak kaale alınmayan sonuçlarını kontrol etmek üzere 16 nükleer santralin çevresinde yeni bir çalışma başlatmıştı Tabii bu çalışmanın başlatılması için halkın verdiği 10 binden fazla imzayı da unutmamak lazım. 2007 sonunda açıklanan bu çalışma sonuçları, Dr. Körblein’ı haklı çıkardı: Nükleer santrale 5 kilometre çapında bir mesafede yaşayan, beş yaşın altındaki çocukların kansere yakalanma olasılığı beklenenden 1,6 kat; lösemiye yakalanma olasılığı ise nükleerden uzak duran çocuklara oranla 2,2 kat artıyordu! Nükleer santrallerin sadece kaza olursa tehlikeli olacağı görüşü bu araştırmayla ciddi bir yara aldı.

Alman devletinin kanserli 1592, lösemili 593 vaka üzerinde beş yıl süren çalışmalarında, çocukların diğer etkenler tarafından hasta olup olmadığı da araştırıldı ancak nükleer santral dışında hiçbir kanser yapıcı faktörün sonuçlar üzerinde etkili olmadığı ortaya çıktı. Aynı durum lösemili çocuklar için de geçerliydi. Lösemi sayısındaki artışa neden olan tek faktörün radyasyona maruz kalmak olduğu kanıtlandı. İstanbul Tabip Odası, Çevre İçin Hekimler Derneği ve Nükleer Savaşı Önlemek için Hekimler Birliği tarafından Türkiye’ye davet edilen Körblein’a İstanbul’daki sunumundan sonra şu soruyu sorduk: “Her yıl binlerce Alman turistin de geldiği Akdeniz’de kurulması düşünülen Akkuyu nükleer santralinin yanında denize girer misiniz, denizden çıkan balığı yer misiniz?”. Körblein’ın yanıtı netti: “Ben yaşlı bir insanım, kanser konusunda çok fazla endişelenmem. Eğer küçük çocuklarım olsaydı, Türkiye’de ya da Almanya’da, çocuklarıma nükleer santralin yakınına gitmelerini öğütlemezdim. Elimizdeki bilgiler ışığında, torunlarımın nükleer reaktörün 5 km. yakınında yaşamalarını da istemezdim”. Körblein’in bu korkusunun kaynağı sadece kendisinin yaptığı çalışma değil. Almanya’da 1983’ten beri küçük çocuklar üzerinde nükleer santral kaynaklı radyasyonun etkilerini inceleyen araştırmalar yapılıyor. 1984’te, İngiltere’deki Sellafield nükleer santrali yakınındaki Seascale köyünde çocukluk çağı lösemisine normalden 10 kat yüksek oranda rastlanmıştı. Körblein’a göre nükleer santral ve çocuklar üzerine yapılan araştırmaları tetikleyen de bu 1984 yılındaki çalışma oldu.

Resmi rakamlar her şeyi anlatmıyor
Halk tarafından çok bilinmese de, normal çalışma sırasında nükleer santrallerden doğaya radyoaktif madde salımı yeni bir şey değil. Literatürde “rutin radyasyon” olarak adlandırılıyor ve santrallerden doğaya salınan radyoaktivite, birçok ülkelerde kayıt altında tutuluyor. Dr. Alfred Körblein’dan, Almanya’daki santrallerin bu rakamları her üç ayda bir halka açıkladığını öğreniyoruz. İşin püf noktasını da... Uzun bir zaman dilimine bakıldığında doğaya salınan radyoaktivitenin yasalarla belirlenen sınırların altında kaldığını belirten Körblein, bizi kısa süre içerisinde doğaya verilen yüksek dozlar konusunda uyarıyor. Örneğin, santraller yeniden çalıştırılırken (bakımdan ya da yeni yakıt yükleme işleminden sonra) yüksek miktarlarda radyoaktif izotopu doğaya salıyorlar. “Ancak bu üç aylık veri içinde görülmüyor” diyen Alman fizikçi, böyle bir anda reaktörün yakınında olmanın oldukça riskli olduğuna işaret ediyor. İddiasını da şu sözlerle pekiştiriyor: “Nükleer santral yakınında yaşayan kişiler yıl boyunca dalgalanan miktarlarda radyasyon dozlarına maruz kalırlar, sabit bir düşük doza değil. Doğrusal olmayan bir doz-yanıt eğrisinde etki ortalama doza değil, tepe noktasında olan doza bağlı olarak ortaya çıkabilir. Nükleer santraller rutin olarak doğaya radyasyon bırakırlar hatta Almanya’da bunun ne kadar olduğu, düzenli olarak yayınlanır. Bu bulduğumuz lösemi etkisi, resmi açıklamalar doğru olsaydı 1000 kat daha az olmalıydı”.

Nükleer reaktörden sadece havaya değil, soğutma suyuyla denize de yine “rutin” olarak radyasyon bırakıldığını belirten Körblein, “Sellafield’teki yeniden işleme reaktörü plutonyum ve stronsiyum gibi radyoaktif izotopları İrlanda Denizi’ne bıraktı. Dalga ve rüzgârlarla bir süre sonra radyoaktif maddeler kıyıya geri döndü. Kumsalda oynayan çocuklar radyasyona maruz kaldı. Daha sonra bu, başta balıklar aracılığıyla besin zincirine de eklendi. Nüfusun bir bölümü radyoaktiviteye maruz kaldı” açıklamasıyla balıklarla ilgili bir önceki soruma da yanıt vermiş oluyor.

Sinop ve Mersin’de kanser kayıt merkezleri yok
Körblein’ı dinlerken alışık olmadığımız kurum adlarıyla da karşı karşıya geldik. Radyasyondan Korunma İçin Alman Federal Ofisi, Alman Çocukluk Çağı Kanserleri Kayıt Dairesi gibi. Çevre İçin Hekimler Derneği Başkanı Dr. Seval Alkoy’a 24 Eylül’de nükleer ihaleye çıkacak olan Türkiye’de benzer kurumların olup olmadığını sorduk. “Türkiye’de radyasyon denince akla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) geliyor” diyen Dr Seval Alkoy, “TAEK’in Çernobil kazası sonucu sergilediği tutum bu konuda güvenilirliği konusunda bir soru işareti oluşturmuştur. Kanser kayıtlarının tutulduğu en eski merkez İzmir’de ve o da zannediyorum 12 yıllık. Türkiye’nin şu an için kanser kayıtlarının güvenilir olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten Çernobil sonrası Karadeniz’de kazaya bağlı kanser vakaları artmış mıdır, artmamış mıdır sorusuna bilimsel bir yanıt verilememesinin de nedeni budur” diyerek “Nükleer Türkiye”nin bu kavrama ne kadar hazır olduğunu sorguluyor. Yaptığımız araştırma sonucu bahsedilen “kanser kayıt merkezleri”nin sayısının 20 olduğunu tespit ettik. Büyük kentler dışında Kahramanmaraş, Sivas, Şanlıurfa gibi illerde de bu merkezlerden açılmış. Türkiye’de nükleer santral kurulması düşünülen iki ilde, Sinop ve Mersin’deyse bu merkezlerden yok. Bu, nükleer santrallerin bu illere kurulması halinde kanser oranlarında artış olup olmadığını bilemeyeceğimiz anlamına geliyor; çünkü bu illerde kanser olanlarla ilgili kayıtlar henüz (!) tutulmuyor.

***
“Nükleer ihale iptal edilsin”
Prof. Dr. Gençay Gürsoy Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Türkiye enerji politikalarını ağırlıklı olarak geleneksel enerji kaynaklarına dayandırarak ülkenin enerji gereksinimini karşılamaya yönelmiş bulunmakta. Bunun anlamı gelecekte ekonomik maliyetleri büyütmek, asla geri ödenemeyecek çevresel riskleri ve çevrenin geri dönüşümsüz yıkımını arttırmaktır. Bunun yanında kömür ve nükleer enerji gibi en tehlikeli merkezi enerji kaynaklarına alım garantisi verilerek yatırımı özendirilmektedir. Nükleer santraller çevresinde yapılan araştırmalarda; santrallerin yılda 1 milyon kişide 600-1000 ölüme neden olduğu, bunların yüzde 80 gibi büyük çoğunluğunun çalışan işçiler olduğu ve çocukluk dönemi kanserlerinde artış olduğu saptanmıştır. Bu veriler ışığında öncelikle 24 Eylül’de yapılacağı açıklanan ihalenin iptal edilmesini istiyoruz. Türkiye çok zengin yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ve enerji verimliliği açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri.”

Hiç yorum yok: