06 Haziran 2007

2500 kişiye 1 cami, 30 bin Alevi’ye “yarım” cemevi!

Yaklaşık 30 bin Alevi’nin yaşadığı Sultanbeyli’de cemevi inşaatı sorun oldu. Temelden tartışmaya yol açan cemevinin elektriği, suyu, telefonu var ama ruhsatı yok! Çünkü inşaatın düşünüldüğü arsa İSKİ’nun su havzası içinde. Bölgenin Alevi sakinleriyse tepkili. Çünkü söz konusu havza içinde 2 devlet okulu, 12 cami ve yüzlerce bina olduğuna dikkat çekiyorlar!

Fatma Kızılboğa - Özgür Gürbüz - Yeni Aktüel / 7-13 Haziran 2007

“Bize camiye gel diyorlar; atalarımızdan gördüğümüzü bir yana bırakamayız” diyor Hasan Yazıcı. 75 yaşında, elinde çekilmekten aşınmış tespihi, başının üstünde yılların eskitemediği fötr şapkası var. Sultanbeyli’nin “gecekondu” statüsündeki cemevinde dert anlatanların en yaşlısı o. Maraş ve Sivas olayları belleğinde hâlâ taptaze; isteği, çocuklarının Aleviliği öğrenmesi ve cenazelerini cemevlerinde yıkayabilmek. “Bizde ayrı gayrı yoktur” diye söze başlıyor “Alevi milleti hor görüldü, Allah’ımız birdir. Dürüst insanlarız, devlete, askere hıyanet yoktur…” Hasan Yazıcı yalnız değil; Sultanbeyli'nin Yavuz Selim ya da onların tercih ettiği adla “Başaran Mahallesi”nde yaşayan Aleviler bu arzuyu paylaşıyor, ama Sultanbeyli'de bir cemevi inşa etmek hiç kolay değil!

Sutanbeyli’nin özgeçmişi
İstanbul’un en yeni ilçelerinden biri olan Sultanbeyli 1992’de ilçe olmasına rağmen özellikle TEM otoyolunun ilçenin içinden geçmesiyle 1980’lerde büyük bir göçe maruz kaldı. Bu göç dalgası Sultanbeyli’yi bir gecekondu kentine çevirdi. İlçede hemen tüm binaların kaçak olduğu bir “devlet sırrı” değil. Sultanbeyli’nin AKP’li Belediye Başkanı Dr. Alaattin Ersoy bile bunu söylüyor. İşte Sultanbeyli’de yaşayan 30 bin kadar Alevi’nin inşaatına giriştiği cemevi de İSKİ su havzası içinde yer aldığından, aslında gecekondu kapsamına giriyor.

Cemevi yapma fikri ilk ortaya çıktığında kimsenin aklında kaçak bir yapı yapmak yokmuş aslında. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultanbeyli Şubesi önderliğinde toplanan 11 bin imzalı dilekçeyi dönemin Saadet Partili Belediye Başkanı’na 2003’te teslim edip yer talep edilmiş. Derneğin Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş’un iddiasına göre yanıt şöyle olmuş: “Siz Müslümansınız, Müslümanlar için ibadet yeri camilerdir!” Bunun art niyetli bir davranış olarak algılanabileceğini, ancak asıl sorunun Anayasa’dan kaynaklandığını belirten Çavuş, “Kilise, sinagog, havra müracaatında bulunsam belediye bana bir yer ayırmak durumunda. Ama Müslümanım. Yasalarda kabul edilen ibadethaneler de camiler” diyor. Hal böyleyken birçok belediye yasal karmaşıklığı gözardı ederek sorunu çözüyor. Cemevlerine izin veren belediyelerin arasında AKP’li belediyeler de var elbet ama Sultanbeyli henüz bunlardan biri değil. Belediye Başkanı Ersoy ise 100 metre yukarıda kendilerine başka bir yer gösterdiklerini söylüyor. Orada halihazırda bir bina var gerçi ama Başkan'a göre sorun değil; kamulaştırılabilir: “Bu alan İSKİ’nin; mutlak korumada kalan bir yeşil alan. Cemevi sosyal bir talep. Bunlar bizim insanlarımız. Devlete ve hukuka karşı durulamaz. Ancak bu konu da hukuka intikal etmiştir. Buradan gelen karar tartışılamaz…”

Su havzası yapı dolu
Sonuçta Belediye'den umdukları yardımı alamadıklarını savunan Sultanbeyli halkı, aralarında para toplayıp beş dönümlük bir yer satın almış. Velhasıl “Cem”lerin yapıldığı bölüm bir günde tamamlanmış. İçerisi halılarla kaplı ve duvarlarda Hz. Ali ile Atatürk’ün resimleri var. Arsanın öteki ucunda, cenazelerin yıkanması için düşünülen başka bir bina ise asıl yapılmak istenen modern cemevinin kabası bitmiş ilk örneği. Para toplamak ve inşaatı tamamlamak için kısa süre önce İstanbul İnönü Stadı’nda Arif Sağ’dan Rutkay Aziz’e birçok sanatçının katılımıyla bir konser düzenlediler. Sorunun medyaya yansımasına vesile olan olaylardan biri de Taksim meydanında yaptıkları basın açıklaması.
18 yıl önce ilçeye gelen Yeter Ateş ise “Komşuluk çok iyi. Sünni komşularımız da bağış yaptı. Bizim bu kadar camimiz var sizin niye bir cemeviniz olmasın” dediklerini belirterek Sultanbeyli sakinleri arasında Sünni-Alevi ayrımı olmadığına dikkat çekiyor. Gerçekten de ilçedeki cami sayısı oldukça fazla. İstanbul Müftülüğü'nün rakamlarına göre kayıtlı cami sayısı 107. Bu rakam, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Kağıthane ve camileriyle ünlü Eminönü gibi ilçelerden daha fazla. Sultanbeyli'nin nüfusu ise son sayıma göre 253 bin. İlçede yaklaşık 2500 kişiye bir cami düşüyor. İşin ilginci bu camilerden biri de yapılması istenen cemevinin hemen bitişiğinde; aralarında 10 metre var. Yöre halkı, tek katlı yeşil bir binadan ibaret olan Yakutiye Cami'nin genişletilmesi için para toplamaya çalışıyor. O cami de Belediye'nin itiraz gerekçesi olan İSKİ su havzası içerisinde. Aslında havzanın içinde yok yok. İki devlet okulu, 12 cami ve yüzlerce bina. Su havzası daha çok bir suni göleti andırıyor. Yeşil alan kalmamış. Bu durumda bölgedeki tüm binalar yıkılsa bile havzanın asli görevini yerine getirmesi biraz zor. Belediye Başkanı Alaattin Ersoy, Yakutiye Cami'nin genişletilmesine de izin vermediklerini söyleyerek 100 milyon dolar bulurlarsa su havzasında yıkıma gideceklerini belirtiyor. “Camiyi de yıkacak mısınız” sorumuza ise “Geçmiş dönemlerden sorumlu değiliz” yanıtını veriyor! Göreve geldikleri 2004’ten itibaren bir tek binanın bile kaçak olarak yapılmadığını iddia eden Başkan, ispatı halinde koltuğunu bırakacağını söylüyor.

30 bin Alevi
Ersoy, problemin AKP ve Aleviler arasında olmadığını, tamamen hukuki bir nedenden kaynaklandığını belirtiyor. İlçeyi ikiye bölen TEM otoyolunun öteki yakasında, Ahmet Yesevi Mahallesi'nde bulunan Cem Vakfı'nı örnek gösteriyor ve Vakıf’la aralarında iyi bir diyalog bulunduğuna dikkat çekiyor. Sözü edilen vakfa gidiyoruz. Dedelerden Mustafa Özdemir, üç dönemdir belediyeden yer beklediklerini söyleyerek Ersoy'un seçim zamanı “Hz. Ali'nin ismine yaraşan bir cemevi yeri vereceğim” vaadini anımsatıyor. Adres doğru ama tarif yanlış sanki. İlçede 2 adet cemevinin şart olduğuna dikkat çeken Özdemir, “Burada aşağı yukarı 30 bine yakın Alevi var. Bu kadar insan vergi veriyor, iki adet cemevi lazım. Bizim insanımız 10 cemevi yapın deseniz de yapmaz zaten. İsrafa karşıyız” derken camiye gidin çağrılarına da, “Hacı Bektaşi Veli ve bir dönem Türkler namaz kılmadıysa biz de kılmıyoruz. 1400'lü yıllara kadar hangi Osmanlı padişahı namaz kılmış” diye yanıt veriyor. Vakfın altında Başkan Ersoy'un tabiriyle 'merdiven altı' bir cemevi var. Ama bu küçük oda ne herkese yetiyor ne de cenaze sorununu çözüyor. Genç Ulaş, bu yüzden 15 yaşındaki yeğeninin henüz cem görmediğinden ve kimlik sorunu yaşadığından yakınıyor. Özdemir “Cenazeleri buradan kaldıramıyoruz, Sarıgazi'ye ya da başka cemevlerine gitmek zorunda kalıyoruz” diyor. Özdemir'e göre 2004’ten sonra da kaçak yapılar söz konusu. Eşref Bitlis Bulvarı'ndaki Mevlana Cami'nin inşaatının 2006'da başladığını ve bittiğini söylüyor. Son sözü ise “Biz öyle dev gibi bir şey de istemiyoruz. 300 metrekare yapabilsek öpüp başımıza koyacağız” oluyor.

74 bin kaçak yapı iddiası
TEM'in karşı yakasına geri dönüyoruz. Erzurum'dan 20 yıl önce göç eden Ali Asker Tepeli bizi bekliyor. Tepeli, 30 Mayıs 2006'ta Sultanbeyli Belediyesi'nin Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği suç duyurusu sonucu yargılanan PSAKD Yönetim Kurulu üyelerinden biri. Kaçak yapı nedeniyle açılan bu dava suç işleme kastı bulunmadığı için düşmüş ama şu anda bir üst mahkemede yeniden görülüyor. Mahkemedeki savunmasında Sultanbeyli'de 74 bin kaçak bina olduğuna işaret eden Tepeli, cemevi olmadığı için cem törenlerini evlerde yapmaya çalıştıklarını ama bunun sıkıntı yarattığını söylüyor. Geçen yaz güvenlik önlemleri alıp bahçede cem yapmayı denemişler, o da ses sistemi ve güvenlik nedeniyle bu hiç kolay olmamış. Sultanbeyli'de, tartışması temelden başlamış bir cemevi var. Kâğıt üzerinde kaçak ama dönülen semahlar gerçek…

Dr. Alaattin Ersoy (Sultanbeyli Belediye Başkanı)

“Bir tane kaçak yapı bulursanız ben bu makamı boşaltıyorum”

* Mahallenin “Başaran” olduğu söylenen adı Yavuz Selim oldu mu?

Yavuz Selim adına itiraz edenin alnını karışlarım. Öz be öz Türk oğluyum. Hiç kimsenin bu ülkede Yavuz Selim'in adını değiştirmeye gücü yetmez. Burası 1991’de Meclis kararıyla Yavuz Selim olmuş. Yavuz Selim'e dil uzatanları tedavi ederiz, dilini kesmeyiz. O mahallede Cem Sultan sokak var, Pir Sultan, Bektaşi sokak var.

* Çözüm nedir?

100 metre yukarıda bir yer verdik. Üzerinde 2-3 katlı bir bina var, kamulaştırmayı da taahhüt ettik. Öyle bir güzel eser yapalım ki, buraya sadece Aleviler değil Sünniler de gelsin. Beraber burada geceler ve toplantılar yapalım.

*Alevi ve Sünniler’in beraber ibadet edebileceği bir merkez....

Niye olmasın? Toplantı yeri. Biz ibadet demiyoruz ki, Aleviler semah yapıyor. Mahzuni Şerif 'i, Yavuz Bingöl'ü severim. Evimde kasetleri var. Halk ozanları bunlar, bizim ozanlarımız, burada bir sıkıntı yok.

* Onların da Ahmet Özhan ile bir sıkıntıları yok gibi…

Bakın, o farklı; Ahmet Özhan farklı, Yavuz Bingöl farklı. Elma ile armudu karıştırmamak lazım… “Camiye gidin” dediğimizi söylüyorlar. Böyle bir şey demedik. Sünniler’in hepsi camiye mi gidiyor. Camiye gitme oranı kaç? TESEV'in araştırması vardı, ortalaması yüzde 10.

* Bölgede başka binalar da var...

Eskiden bütün binalar kaçak yapılırdı. Şimdi de binalar kaçak yapılsın demek bizim kendimizi inkâr etmemiz olur.

* Sultanbeyli'yi dolaşsak 2004'ten sonra yapılmış hiçbir kaçak yapı bulamaz mıyız?

Bulamazsınız. Temelden bir tane kaçak yapı bulursanız ben bu makamı boşaltıyorum.

Hiç yorum yok: