17 Mayıs 2007

“Türkiye nükleer silahlanma yarışına itiliyor”

Geçen hafta, aceleyle TBMM’den geçirilen dört sayfalık bir yasayla Türkiye’de nükleer santral kurmak isteyen firmaların önü bir nebze de olsa açıldı. Bu vesileyle tartışma yeniden alevlendi. Ortada nükleer konusunda ikiye bölünmüş bir Türkiye kamuoyu olduğuna göre, bir uzmana danışmak zaruri hale geldi… Nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, yeni kitabında nükleer santrallerin, ürettiği enerji kadar tükettiğini savunuyor.

Özgür Gürbüz-Yeni Aktüel / 17-23 Mayıs 2007

1978’de Amerika’da yaşanan Üç Mil Adası Kazası ve ardından Çernobil Felaketi nükleer enerjiyi gözden düşürmüştü. Son birkaç yıldır, küresel ısınmaya çözüm olacağı iddialarıyla gündeme gelen nükleer enerji eski bir tartışmayı tekrar alevlendirdi. Çalışmalarını yıllardır yurtdışında sürdüren nükleer fizikçi Prof. Hayrettin Kılıç, bu iddianın doğru olmadığını savunuyor.

Kılıç’ın ilk karşı çıktığı nokta nükleer enerjinin bir rönesans yaşadığı iddiası. Ona göre olayı başlatanlar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve nükleer şirketler. “Nükleer endüstri Batı’da zorlandığı için hedefleri ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri” diyen Kılıç ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: “Bir nükleer santralden elektrik üretmek için, gerekli yakıtın hazırlanmasından atıkların saklanmasına kadar harcanan elektriğin miktarının bazı zamanlar üretilenden çok.” Kılıç, “Bin megavat kurulu gücündeki bir reaktör için her yıl yüzde 3 oranında zenginleştirilen 30 ton uranyum gerekiyor. Bunu elde etmek için tam 650 ton uranyum cevheri çıkarılmalı” diyor. Madenin çıkarılmasında iş makineleri binlerce litre petrol harcıyor. Çıkarılan uranyum sırasıyla öğütme, işleme, zenginleştirme, yakıt üretimi aşamalarından geçiyor. Kılıç, özellikle dünyada sayılı ülkede yapılan zenginleştirme işlemi sırasında oldukça fazla enerji harcandığına dikkat çekiyor. “Fransa’daki bir zenginleştirme tesisi için gereken enerjiyi iki adet reaktör sağlıyor. Kitap basılmadan 4-5 hafta önce biri Hollandalı, diğeri Brezilyalı iki nükleer fizikçi, bu çevrimi üretilen enerji bakımından takip etti ve nükleer enerjinin borçlu çıktığını ortaya koydu.”

Prof. Kılıç’ın “nükleer çevrim” adını verdiği bu süreçte küresel ısınmaya yol açan tonlarca karbondioksit de atmosfere salınıyor. UAEA’nın Başkanı El Baradey’in, “Nükleer çevrim sırasında kilovat/saat başına 2 ila 6 gram karbon çıkıyor” açıklamasına kızan Kılıç, “Karbon enerji kaynağından çıktıktan sonra okside oluyor ve karbondioksit haline geliyor. Doğru rakam için söylenen miktarı 3,6 ile çarpmanız lazım. Oysa ki, WISE örgütünün (Dünya Enerji Bilgi Servisi), nükleer atık ve yakıtları yeniden işleme sürecini dahil ederek yaptığı çalışma bir reaktörün yılda 380 milyon tonun üzerinde karbondioksit saldığını gösteriyor. Bu rakamı halihazırda çalışan 436 reaktörle çarparsanız 160 milyar tonun üzerinde karbondioksit çıktığını görürsünüz” açıklamasını yapıyor.

Prof. Kılıç, Meclis’ten geçen nükleer yasayla Türkiye’nin gündemine tekrar giren nükleer enerji konusunda sorularımızı şöyle yanıtlıyor…

* Nükleer enerji ucuz mu?
2003’te Amerika’daki nükleer endüstri, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) bir rapor sipariş etti ve çıkan sonucun nükleer aleyhine olması nedeniyle Amerika’da nükleer gözden düştü. MIT’nin raporu, nükleer enerjinin en pahalı, yapımı en uzun, atık ve çevre sorunları halledilememiş bir enerji kaynağı olduğu sonucuna vardı. Nükleer enerji ile ilgili veriler Güney Kore ve Rusya gibi birçok ülkede gizleniyor. En doğru verilere ABD’de ulaşabilirsiniz. Nükleer endüstri, propagandalarında çok basit şemalar ya da deniz kenarına kurulmuş reaktör resimleri kullanıyor; bu doğru değil. Bir defa, reaktörün çalışması sırasında üretilen belli radyoaktif gazlar var ve bu gazları belli aralıklarla sızdırma hakkınız var. Ufak tefek olaylarda da, çaktırmadan sızdırabiliyorsunuz. Ayrıca soğutma sistemleri için nehirlerden, göllerden alınan sulara da radyoaktif maddeler karışıyor.

* İşin arkasında nükleer silah mı var?
1953’te Amerika’da “Barış İçin Atom” projesi başladığında hükümet firmalara kredi ve yakıtı bedava vereceğini söyledi. Karşılığında, firmalardan nükleer bomba yapımında kullanılan plütonyum istedi. Reaktörlerin yapım fiyatları o yıllarda çok düşük, yatırım yapan şirket sayısı da fazla. O tarihte nükleer silahların sayısına bakın; 30 binin üzerine çıkmış. Paralelliği görüyorsunuz. 1980’lerde başlayan nükleer silahların sökülmesi, işi değiştiriyor. O tarihlerde ABD’de bir adet yeni sipariş yok. Son sipariş 1973’te. Nükleer silahların dikey yayılması yani ABD, Rusya gibi ülkelerin elindeki nükleer silah sayısının artması durdu ve sayılar azalmaya başladı. Endüstri, şimdi yeni ülkeler bulmak zorunda.

* İran bomba peşinde mi?
İlk İslam bombasını yapan ülke Pakistan. 1989’da, Nobel ödülü alan ilk Müslüman Abdüsselam’la Trieste’deki Uluslararası Kuramsal Fizik Merkezi’nde tanıştım. Abdüsselam orada bize “İnşallah we will win” (İnşallah kazanacağız) diyordu. O sırada, Avrupa ülkelerinden parçalar kaçırıyordu. Pakistan bombayı yaptı ama İslam dünyasına uzak olduğu için lider olamadı. Sadece Hindistan’la dengeyi kurabildi. Daha sonra Saddam bu işe soyundu; İsrail ve İran bombaladı ve milyarlarca dolarlık tesisler yok oldu. Şimdi İslam dünyasında liderliğe İran soyundu. Batı, bunu hep İsrail’e ve Batı’ya karşı bir hareket olarak gördü. Bence başka bir problem daha var. İslam dünyasında da bitmemiş hesaplar var. Şiiler, İslam dünyasında hep ikinci sınıf oldular. Tarihte ilk kez böyle bir fırsatı yakaladılar. İran’ın nükleer santrali ortaya çıkar çıkmaz Türkiye’de nükleerin gündeme gelmesi de bir rastlantı değil. Batı, İslam dünyasında dengeyi kurmak zorunda. Türkiye bir nükleer silahlanma yarışının içine itiliyor. İslam ülkeleri içinde çoğunluğu Sünni olan iki aday var. Biri Mısır, biri Türkiye. Mısır’la da çalışmalar başladı. İki ülkeden biri politik olarak kullanılacak. Türkiye bundan hiç kârlı çıkmaz.

* Türkiye’de bir grup, doğal uranyumla çalışan Kanada’nın CANDU santrallerini savunuyor; Bakanlık ise Amerikan veya Fransız teknolojisinden yana görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
CANDU santralleri doğal uranyumla çalışıyor. Bakanlık ise anladığım kadarıyla basınçlı bir reaktör yapmak istiyor. Aralarında bir sürtüşme var. CANDU’nunki silah yapmak için en uygun reaktör dizaynı. Basınçlı bir reaktörden yakıt çubuklarını çıkarmanız için reaktörü soğutmanız gerek. Bu, elektrik üreten reaktörde bir aksilik yoksa en az 1-2 aylık bir problem. CANDU’da ise tam tersi. Yakıt çubuklarını bir günde çıkarırsınız, UAEA’nın ruhu bile duymaz. Hindistan da böyle yaptı. Türkiye basınçlı reaktör alırsa yakıt dışarıdan gelecek, yakıtı bizim yapmamız en az 50 yıl. Gelen yakıt belli, kullandığınız belli. Batı, yeşil ışığı yakarken büyük bir ihtimale bunu yapamazsınız dedi ki, bakanlığın planlarında CANDU yok.

* Toryum rezervlerimiz var deniyor; bunlar kullanılabilir mi?
Toryumla çalışan hiçbir reaktör yok. Üçüncü nesillerde de, önümüzdeki 50 yılda kullanılması düşünülen dördüncü nesil reaktörler için de böyle bir plan yok. Toryumu yakıt olarak kullanmak için uranyum ve plütonyumla karıştırmanız lazım. Bu, öyle tahtaya yazdığınız gibi olmuyor. Büyük bir miktarda Plütonyum-241 yaratabilirsiniz ki, bu bilinen en tehlikeli radyoaktif madde. Bu konu teknik olarak çözülmedi.

* Karslı biri olarak Ermenistan’daki Metzamor Santrali hakkında ne düşünüyorsunuz?
Her an patlamaya hazır bir reaktör, yılda sadece altı ay kullanılabiliyor. Hidroelektrik santrallerini tam kapasiteyle çalıştırmıyorlar. 2 milyon insanın yaşadığı bir vadide ömrü dolmuş bir santrali çalıştırmanın başka bir nedeni olmalı. Ermenistan’ın nükleer programından da şüphem var.

PROF. HAYRETTİN KILIÇ KİMDİR?
Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya gelen nükleer fizikçi Kılıç, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nü bitirdi. ABD Stevens Teknoloji Enstitüsü’nde mastır ve doktorasını yaptı. Doktora sırasında New Jersey’deki PSE&G Elektrik Şirketi’nde fisyon-füzyon hibrit reaktörlerinin fizibilite projelerinde çalıştı. Plazma fiziğinin kurucularından Prof. Dr. Winston Bostik’le yaptığı doktora çalışmasından sonra Yale Üniversitesi Uygulamalı Fizik Bölümü’nde araştırmacı oldu. Daha sonra da Stanford Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etti. İtalya Ferrera Üniversitesi’ne araştırma profesörü olarak atandı. Kılıç, Amerika New Jersey’de faaliyet gösteren “Green Think Tank of Turunch Foundation” ya da Turunç Vakfı’nın da kurucusu. Vakıf, nükleer enerjinin güvenlik ve çevre sorunlarıyla ilgili çalışmalar yapıyor. Turunch Vakfı dışında Avrupa-Akdeniz Yerel ve Bölgesel İşbirliği Komitesi ile Aydın Üniversitesi Bilim Kurulu’nda görevli.

Hiç yorum yok: