29 Ekim 2005

Türkiye nükleer santral kurarsa atıkları satacak

Enerji Bakanı Dr. Hilmi Güler, Türkiye'nin nükleer santral kurması halinde ortaya çıkacak radyoaktif atıkları satacaklarını söyledi.

Özgür Gürbüz-Referans Gazetesi / 29 Ekim 2005

AKP hükümetinin planları arasında bulunan nükleer santraller enerji yatırımları içinde en çok tartışılan konulardan biri. Tartışılan konuların en önemlilerinden biri de nükleer atıklar. Enerji bakanı Hilmi Güler'in, nükleer atıklarla ilgili görüşünü merak ettik ve şu ana kadar hiç konuşulmamış bir öneriyle karşılaştık. Güler, nükleer atıkları satma planları olduğunu söyledi. Güler sorumuza, "Satarız, niye satmayalım? Almak isteyen var. Çünkü alıp başka şey yapıyor. Atığı alıp, enerjinin daha üst seviyesini kullanıyor, yeniden yeni ürünler üretiyor; istiyorlar yani" yanıtını verdi. Enerji Bakanı Hilmi Güler, nükleere karşı çıkanları anlayamadığını yineledi ve "keşke nükleeri çok daha fazla kursaydık da elektrikle ısınsaydık, doğalgaza hiç bağımlı kalmasaydık " dedi.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK)verilerine göre, 1000 MW'lık kurulu güce sahip bir nükleer reaktör her yıl 800 ton kadar düşük ve orta seviyeli, 25 ton kadar yüksek seviyeli radyoaktif atık ortaya çıkarıyor. Oldukça radyoaktif olan kullanılmış yakıtlar, yeniden işleme denen kimyasal bir işlemden geçiriliyor. İçlerindeki parçalanabilir plütonyum ve uranyum yeniden kazanılıp yakıt haline getirilerek, bu yakıtı yakabilecek özel reaktörlerde kullanılıyor. Bu arada ortaya çıkan plütonyum nükleer silah yapımında da kullanılabiliyor. Öte yandan, bu işlem oldukça uzun yıllar aktif kalan radyoaktif materyallerin ortaya çıkmasına neden oluyor ki bu da yeniden işlemenin en büyük sorunlarından biri. Ticari reaktörlerin yaklaşık yarım asırlık geçmişlerine rağmen, dünyada henüz nükleer atıkların depolandığı bir son depoloma alanı bulunmuyor. Bütün nükleer atıklar, geçici depoloma alanlarında tutuluyor. Elektrik Mühendisleri Odası eski başkanlarından Ünal Erdoğan ise konuyla ilgili uzman olmayan kişilerin nükleer enerji konusunda yetkili kılındığına dikkat çekerek, nükleer reaktörün kendisinin bir nükleer atık olduğunu ve binlerce tonluk bu atığın kime, nasıl satılacağını sordu.

Gelişmiş ülkelerdeki muhalefet ve sıkı güvenlik tedbirleri yüzünden bu atıklarla ne yapacağını bilmeyen birçok ülke atıklarını diğer ülkelere göndermeye çalışıyor. Özellikle eski Sovyetler Birliği'nin nükleer atıklarına ev sahipliği yapan ülkelerde ise nükleer atık ihracına muhalefet oldukça fazla. 2004 yılında Kırgızistan Hükümeti'nin de araya girmesiyle İngiltere'nin BNFL'i tarafından gönderilen uranyumlu grafitin ihracatının engellenmesi en yeni örneklerden biri. 2001 yılında Kazakistan'da yaşananlar ise başka bir örnek. Eski Sovyetler Birliği'nden kalan nükleer denemelerin yapıldığı alanı diğer ülkelerle beraber kendi nükleer atıklarına açmayı planlayan Kazakistan da hayal kırıklığına uğradı. Oysa, Ulusal atom enerjisi firması Kazatomprom, 30 yıl içerisinde 35 ila 50 milyar dolar arasında para kazanabileceğini hesap etmişti. Bu rakam, AB ülkelerinin göndereceği nükleer atık için varil başına 5300 dolar isteneceği ve Kazakistan'ın varil başına 4200 dolar kar edeceği hesabından ortaya çıkmıştı. Halihazırda birçok ekolojik sorunun yanısıra 237 milyon tonluk nükleer atıkla da boğuşan Kazatomprom, bu konuda başarılı olamasa da, nükleer atıkların kabulünü sağlayacak yasal düzenlemeye karşı çıkan biyolojist Kaisha Atakhanova, Goldman Çevre Ödülü'ne layik görüldü. Kısacası, Güler'in bahsettiği satma işlemi aslında daha çok üzerine para verme esasına kurulu ama hem atıkları taşımada hem de alıcı bulmada birçok sorun yaşanıyor.

Dünyanın nükleer atık mezarlığı olmaya aday bir başka ülke ise Rusya. Rusya hükümeti, 2001 yılında yasalarında değişiklik yaparak ton başına 1000 dolar fiyatla nükleer atıkları "orta vade" için kabul edeceklerini söyledi. İşin açıkçası, Rusya'nın pek açık olmayan "orta vade"sinin aslında son depoloma olduğuydu. Tayvan, Güney Kore, İsviçre, İspanya ve Japonya'nın konuyla ilgilendiği görüldü. Ama şu ana kadar bu ülkeler ABD'den izin alamadılar. Reaktörleri ABD yapımı olduğu için böyle bir izne gereksinimleri vardı. Özellikle 1970-90 arasında eski doğu bloku ülkeleri atıklarını Sovyetler Birliği'ne gönderdiler. Bugün hala bunun devam ettiği söylenebilir ama başka bir yolla. Kullanılmış yakıtların bugün de yeniden işlenmek için bu işlemi yapabilecek özel tesislere gönderildiği biliniyor. Teoride bu işlemden sonra atıkların geri gönderilmesi gerekiyor ama çoğu zaman atıklar, yeniden işleme santrallerine sahip olan ve dışarıdan kullanılmış yakıt çubuğu kabul eden Fransa, İngiltere ve Rusya'da kalıyor. İngiliz hükümeti Sellafield'de, Fransızlar La Hague'de biriken nükleer atıklar konusunda artan şikayetlerle uğraşsalar da kimse Sibirya'daki Mayak yeniden işleme tesisi kadar kötü durumda değil. Greenpeace'e göre 1945'te askeri amaçlarla kurulduğu günden bu yana 272 bin kişinin kazalar ve bilinçli salınımlarla radyasyona maruz kaldığı Mayak'a 30 kilometre uzaktaki Muslomova köyünde neredeyse hasta olmayan yok. Köydeki 2500 kişinin bir çoğu, kalp hastalıkları, eklem hastalıkları ve astım gibi hastalıklarla uğraşırken aşağı yukarı köydeki erkek ve kadın nüfusunun yarısı kısır. Erken doğum oranı yüzde 10 ve her 3 çocuktan biri fiziksel bozulmayla karşı karşıya.

Trittin atık sorunun çözümsüz olduğunu söylüyor

Almanya'nın kısa bir süre sonra görevden ayrılacak olan Çevre Bakanı Jürgen Trittin, Almanya'nın nükleer santrallerini kapatma politikasında bir değişiklik olmayacağından emin gözüküyor. Trittin kısa bir süre önce BBC ile yaptığı bir söyleşide, nükleer enerjinin getirdiği risklerin geçen onca yıl boyunca azalmadığı tam tersine terorist saldırı olasığıyla daha da arttığını söylemiş ve nükleer atık sorununun çözümü için son 30 yılda daha akıllı hiçbir gelişmenin kaydedilmediğine dikkat çekmişti. Trittin, nükleer fizyon sonucu ortaya çıkan Plütonyum 239'un yarı ömrünün 24 bin yıl olduğunu, 24 bin yıl sonrasının değil nasıl olacağını bilmek, hayal etmenin bile zor olduğunu söylemişti. Almanya, elektrik tüketiminde yenilenebilir enerjinin payını 2020 yılında yüzde 20'ye, 2050'de ise yüzde 50'ye çıkarmak istiyor. Trittin, nükleer enerjinin baz yük olarak kullanılmasıyla ilgili soruyu, geçmişten kalan baz yük fikri esnek ve zeki elektrik üretimine geçişi planlayan Almanya'nın enerji dönüşümü projesinin önünde duruyor diye yanıtlıyor.

Hiç yorum yok: