04 Şubat 2006

Hasankeyf'ten vazgeçmek, barajdan vazgeçmekten daha (mı) kolay

Özgür Gürbüz - Referans Gazetesi / 4 Şubat 2006

2001 yılında Balfour Beatty ve baraj yapımına talip olan diğer firmalar, sivil toplum kuruluşlarından gelen baskılardan tedirgin olan İngiliz Hükümeti ve ihracat kredi ajanslarının da geri adı
m atmasıyla projeden vazgeçmiş, Hasankeyf tartışmaları da son bulmuştu. Ancak, ilk olarak 1954 yılında Dicle Nehri'nin toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi kapsamında gündeme gelen, 1971'de yazıya dökülen ve 1982'de fizibilite raporu hazırlanan projeden vazgeçmek, Hasankeyf'ten vazgeçmekten daha zor gibi gözüküyor.

2003 yılında proje tekrar gündeme getirildi. Ilısu Barajı için ilk kazmayı mart ayında vurmaya hazırlanan konsorsiyum, bir yandan da Avrupa'daki bankaları kredi konusunda ikna etmek için çalışıyor. Kısaca, yüzde yüz dış krediyle yapılması planlanan Ilısu Barajı'nın bu tarihi kenti, kelimenin tam anlamıyla tarihin derinliklerine gömüp gömmeyeceği, önümüzdeki günlerde belli olacak. Konsorsiyum içinde yer alan Avusturya, Almanya ve İsviçre firmaları ihracat kredi ajanslarının garantisi olmadan bu işe girmeye pek hevesli değil. Bu ajanslar ise Hasankeyf'i kurtarmak isteyen gruplar tarafından, kredi garantisi verilmemesi için ablukaya alınmış durumda.

İkna edilecek çok kişi var
Hasankeyf'te güneş doğudan doğuyor ama aydınlık bir sabahı bekleyen gözler hep batıya bakıyor. Nurol İnşaat'ın liderliğini yaptığı konsorsiyumun Avrupa'daki bankalar dışında ikna etmesi gereken oldukça fazla kişi ve kuruluş var. Örneğin baraj gölüne su toplanmasıyla birlikte yeniden yerleştirilmek zorunda kalacak 70-80 bin kişi gibi. Bu rakam, inşaatı yapacak olan firmalara göre daha az. Onların rakamı doğru olsa bile Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak il sınırları içinde yaşayan 60 bin kişiye yeni yerleşim yerleri bulmak gerekecek. ÇED raporunda, 1997 nüfus sayımı baz alınarak hesaplandığı belirtilen ve yeniden yerleştirilmek zorunda olan bu 60 bin kişi, Hasankeyf ilçesi dışında, 4 belde, 95 köy ve 99 mezradan oluşan toplam 199 yerleşim merkezinde yaşıyor. Bölgede göç sorunun halihazırda korkunç boyutlara ulaşmış olması, bu konuyu en az kültürel miras sorunu kadar öne çıkarıyor. 1990'lı yıllarda yaşanan göçler zaten Diyarbakır, Batman ve Urfa gibi birçok kentin nüfusunu üçe katlamış durumda. Başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu’da büyük bir sorun haline gelen gecekondulaşma, kapkaç ve hırsızlık gibi birçok sosyal problemin ardında kentlere göç etmek zorunda kalan aileler yatıyor. Köylerinde kendi yetiştirlikleriyle en azından açlıktan uzak yaşayan bu insanlar kentte geçimlerini sağlayamıyor. GAP projesi kapsamında faaliyete geçmiş olan diğer baraj projelerinden dolayı göç etmek zorunda kalan insanlara verilen tazminat ve ev sözlerinin de yerine getirilmemiş olması, bu proje sonunda da aynı hayal kırıklığının yaşanacağı konusunda şüpheleri arttırıyor.

İş sağlayacağı muamma
Konsorsiyum ortaklarıyla Ilısu projesine karşı çıkanlar istihdam rakamları konusunda da farklı görüşlere sahip. İnşaat ortakları Batman, Şırnak, Mardin ve Diyarbakır illerinde “80 bin kişiye iş ve aş sağlanacağını” söylerken yöredekiler sadece birkaç yıl boyunca 3 bin 500 kişiye iş sağlanacağını öne sürüyor. Hasankeyf’in sular altında kalmamasını isteyenlerin baraja alternatif önerileri de kişiden kişiye değişiyor. Ilısu barajı yerine üretilecek enerjinin rüzgar, güneş ve biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanması, enerji verimliliği ve kayıpların azaltılması ya da bir büyük baraj yerine birkaç küçük baraj yapılarak, baraj göllerinde biriktirilecek su seviyesinin daha aşağıda tutulması bunlardan birkaçı. DSİ ve inşaatı üstlenen firmalar ise bu projelerin ya daha pahalıya malolacağını ya da gereken ihtiyaca yanıt vermeyeceğini öne sürerek, alternatif projeleri geri çeviriyor.

Baraj inşaatının Hasankeyf gibi tarihi Roma uygarlığına kadar uzanan ve
Akkoyunlulardan Perslere, Osmanlılardan Asurlulara kadar 30'a yakın farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış bir kenti sular altında bırakacak olması da bir başka itiraz noktası. Hasankeyf Gönüllüleri Derneği ayrıca bu projenin aradan geçen onca yıla rağmen hala aynı ana hatlarıyla tekrar gündeme getirilmesine ve orada yaşayan insanların görüşlerinin dikkate alınmamasına da oldukça tepkili. Kayalıklardaki mağaralarda az sayıda da olsa hala yaşayanların olduğu, yaz aylarında Dicle'nin buz gibi sularıyla serinlediğiniz ve şimdi sadece ayaklarıyla ayakta kalmaya çalışan köprünün üzerinden güneşin batışını izlerken, köprüden kimlerin geçtiğini düşündüğünüz Hasankeyf'in tarihi kalesi yine savunmada anlayacağınız...

Hasankeyf'in tarihi
Batman'ın 36 kilometre güneydoğusunda ve Gercüş ilçesinin 26 kilometre kuzeyinde bulunan Hasankeyf, Anadolu'da Ortaçağ'a ait bütünlüğünü koruyabilen tek kent olma özelliğini taşıyor. Eski kaynaklarda adı "Hısn Kayfa", "Hısn Keyba", "Hısn-ı Keyfa" olarak geçen Hasankeyf'e Roma tarihçileri Kipas, Cehpa, Ciphas isimlerini vermişler. İslamiyet döneminde "Kaya Kalesi" anlamına gelen "Hasın Kayfa" olan kentin adı zamanla Hasankeyf'e dönüşmüş. Hasankeyf'in Geç Asur ve Urartu devirlerine kadar inen bir geçmişi olduğu biliniyor. Bazı tarihçiler, Hasankeyf'teki ilk yerleşimi on bin yıl öncesine dayandırıyor.

Hiç yorum yok: