04 Mart 2006

"GAP"tırdık ama gitmiyor

GAP'ın kurtuluşu için artık gözler özel sektörde

Önümüzdeki yıl, Türkiye'nin en büyük bölgesel kalkınma projesi, adının konuluşunun 30. yılını kutlayacak. Yanlış sulama yöntemleri yüzünden tuzlanan toprakları geciken yatırımlarıyla Güneydoğu Anadolu Projesi, kağıt üstünde hala Türkiye'nin en büyük projesi. Ama kağıdın yarısı hala boş. Projenin tamamlanması için gözler özel sektörde.

Özgür Gürbüz - Referans Gazetesi / 4 Mart 2006

Mesut Yılmaz, "2010 yılına kadar GAP bitirelecek dediğinde yıllardan 1998, aylardan Haziran'dı. Yılmaz, o zaman yüzde 40'ı bitirilmiş olan Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) yüzde yüzünün bitirilmesi için MGK'den karar alındığını söylüyordu. Ne MGK'nin kararı, ne de eski cumhurbaşkanlarından, GAP deyince hemen akla gelen Süleyman Demirel'in resti, GAP'ın bitirilmesine yetmedi. 1998 yılında Demirel, "Türkiye GAP için 10 senelik program yapacak. Bu 10 sene içinde Türkiye bu projeyi bitirecek imkanları arayacak, bulacak. Kendi kaynağından ya da başka yerden, şuradan buradan bulacak. 10 seneyi geçerse o zaman yatırdığımız kaynakların eleştirilmesine imkan veririz" demişti. 2 yıl sonra verilen 10 yıllık süre dolacak. Türkiye henüz yolun yarısında...

Geçtiğimiz Mayıs ayında, Turizm Bakanı Atilla Koç'un uyurken fotoğraflarının çekildiği meşhur toplantıda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Başbakan ve bakanlar olarak emanetçiyiz. Bu emaneti iyi kullanamazsak bizden öncekiler gibi bedelini ağır öderiz" diyor ve yakında bitecek olan Gaziantep-Şanlıurfa otoyoluyla GAP'ın Akdeniz'e bağlanacağını müjdeliyordu. 32 milyar dolarlık projenin yolları tamam kendisi yarım olmasına rağmen, zaman zaman herşeyin çok hızlı ilerlediğini öne sürenler de oldu. Projenin bir başka büyük destekçisi Turgut Özal, 1990 yılında Meclis'te yaptığı konuşmasında, "...bunlar arasında dev bir proje, Güneydoğu Anadolu Projesi çok hız kazanmıştır" diyordu.

Tüm hızına rağmen planlanan sulama amaçlı 22 barajdan şu ana kadar sadece 14'ü, planlanan 19 hidroelektrik santralden de sadece 7'si tamamlandı. 32 milyar dolara bitirilmesi umulan proje için şu ana kadar 17 milyar dolar harcandı. Projenin sadece yüzde 54'ü tamamlandı. Hidroelektrik santral(HES) projelerinin yüzde 73'ü bitirildi. Ancak sulamada bu oran yüzde 13-14'te kaldı. 1 milyon 700 bin hektarlık sulanması planlanlanan alanın, 233 bin 300 hektarı suya kavuştu. Projenin zamanında bitirilememesi, sadece mali geri dönüşte gecikmeler yaratmıyor. Bundan 30 yıl önce belki de tartışmasız kabul edilebilecek planlar, değişen sosyal ve çevresel kriterlerle bağlantılı olarak şimdi sorun olabiliyor. GAP İdaresi Eski Başkanı Dr. Olcay Ünver, gelişmiş Avrupa ve Kuzey Amerika'nın hidroelektrik potansiyellerinin önemli bir kısmını geliştirdiğine dikkat çekiyor. Bu bölgelerde ortaya çıkan çevre sorunlarının baraj karşıtı hareketleri güçlendirdiğine değinen Ünver, gelişmiş ülkelerin kamuoyu, sivil toplum örgütleri ve büyük oranda da hükümetleri daha fazla baraj karşıtı bir tutum sergileyince, bütün finans kuruluşları bundan etkileniyor diyor. Ünver, "O zaman da gelişmekte olan ülkeler kendi imkanları ya da daha ticari kredilerle projeleri uygulamaya sokmaya çalışıyor; sonucunda fatura büyüyor" diyor. Durum tamamen umutsuz da değil. Bu akımların, gelişmekte olan ülkeler için pratik olarak aleyhine, potansiyel olarak da bazen lehine sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Ünver tezini şöyle açıklıyor: "70 yıl önce çevresel ve sosyal konuları dikkate almadan yapacağımız uygulamalar bugün sözkonusu değil ve o yüzden projeler daha pahalıya mal oluyor. Ancak geri dönmesi olanaksız etkiler de ortaya çıkmıyor. Bu da bir şans. Başkalarının çevresel ve sosyal maliyetlerle ödediği bedelleri ödemeden öğrenme şansı var ve bunu bir fırsat olarak görüyorum".

GAP İdaresi Başkanlığı yetkilileri, 1989 yılındaki Master Plan'a göre 2005 yılında bitmesi gereken projenin 2010'a da yetişemeyeceği görüşünde. Bunun arkasında bir politika değişikliği yatıyor. GAP'ın kamu kaynaklarıyla tamamlanamayacağı anlaşılmış durumda ve devlet de kendi kaynaklarıyla bu projeyi tamamlamayı düşünmüyor. Özel sektörün işe dahil olması için formüller aranıyor. Özellikle sulama projelerine çiftçilerin katılımının sağlanması, Yap-İşlet-Devret gibi modellerin hayata geçirilmesi için çalışılıyor. Aslında 1997'de kurulan Girişimci Destekleme ve Yönlendirme Merkezleri(GİDEM)'nin bugünkü en önemli fonksiyonu artık bu. 2002'den itibaren bu merkezler AB fonlarıyla çalışmalarını sürdürüyor. Amaçları bölgeye yabancı yatırımcıyı çekmek. Yatırımların artmasına destek olmak ve danışmanlık, eğitim faaliyetleri sağlamak. Bir anlamda bölge kalkınma ajanslarının rolünü üstlenmeye çalışıyorlar. Devlet bu bölgeye diğer bölgelere ayırdığı kadar kaynak ayırınca, özel sektör ya da yabancı yatırımcı, GAP'ın bitmesi için tek çözüm olarak gözüküyor. 1998 rakamlarında yaklaşık 12 milyar dolarlık yatırımın özel sektörden gelmesi hesaplanmıştı. Bu yatırımların ne zaman geleceği de belli değil. Artık kimse GAP'ın son kurdelasının ne zaman kesileceği konusunda tahmin yürütemiyor. 9 il, Türkiye'nin yüzölçümünün ve nüfusunun yüzde 10'unu oluşturan bu bölge iyi haberi bekliyor.

GAP projesi Türkiye için olduğu kadar sınır ülkeler için de önemli bir proje. Geçtiğimiz günlerde Independent gazetesinde yer alan haber, neredeyse tüm gazetelerde yer aldı. Haberde, Türkiye ’nin 1998 yılında Suriye ile yaşadığı krizin arkasında, Fırat üzerinde inşa edilmesi planlanan baraj projelerinin olduğu ve küresel ısınma yüzünden azalacak su kaynaklarının ileride daha birçok gerginliğe neden olacağı yazılıydı. Ne mutlu ki, bu iç karartıcı teorileri tersine çevirmek isteyenler de var. İki hafta önce Bahçeşehir Üniversitesi'nde biraraya gelen konuklar, baraj güvenliği konusunda teknik bir kursa katıldılar. UNESCO ile beraber programın organizasyonunu yapan Fırat ve Dicle İçin İşbirliği İnsiyatifi(İngilizce kısaltılmışı ETIC)
"kötü kaderi" bozma niyetinde. ETIC'in amacı, Fırat ve Dicle sistemine kıyıdaş olan 3 ülkenin, su ve kalkınma konusundaki işbirliğini desteklemek, hükümetlerin politikaları çerçevesinde projeler üreterek bir örnek oluşturmak. 2006 Mayıs ayında 1. yılını dolduracak olan ETIC'in kurucu üyelerinden Dr. Olcay Ünver, "Geçmişte bu havzada sivil ya da akademik insiyatiflerin çalışmasını engelleyen nedenleri ben GAP başkanlığım sırasında bizzat yaşadım. Benim Suriyeli, Iraklı meslaktaşlarım da aynı tespitleri yapıyor. Çözüm için anlaşacak olan ülkeler Irak, Suriye ve Türkiye olunca; dışarıdan gelen insiyatifler, gerçek nedenleri bu olmasa bile başka bir gündemleri olduğu izlenimini veriyor" diyor. Hazır bir modelle çözümün geleceğine inanmıyor. İşbirliğinin ve karşılıklı anlayışın çözüm için gerekli modeli orataya çıkaracağı görüşünde. Herhalde ETIC'ı diğer girişimlerden ayıran en önemli özellik, suya odaklı olmamamaları. Ünver'e göre su, üç ülke açısından da birleştirici bir unsur değil. Üç ülkenin de ayrı görüşleri var. ETIC birleştirici unsur olarak kalkınmayı seçiyor çünkü bu konuda bir görüş ayrılığı yok, üç ülke de kalkınmacı politikalardan yana.

"Suyu paylaştırmak isterseniz herkesin kazandığı bir çözüm çıkmıyor" diyor Ünver. "Herkes kendi alacağı paydayı arttırmaya çalışacağı için birinin kazanması ötekinin kaybetmesi gibi anlaşılacak. Halbuki, bir taşkını önlemek için yapılan proje, üç ülkede de taşkını önleyecek. Ölçek ekonomisiyle, proje büyüdükçe birim maliyetin düşmesi, herkesin kazanabileceği bir şey. Ortak bir baraj yapıp elektiriğin paylaşılması gibi. Olaya suda işbirliği değil, tarımda işbirliği olarak bakarsanız; tarımsal üretim, tarımsal teknoloji gibi bir sürü başka alanlara girersiniz. Bu alanlarda anlaşmazlık çıkma olasılığı çok düşük. Biz, suya odaklanmak yerine kalkınmaya odaklanacağız" yorumunu yapıyor. GAP projesine bel bağlayan yöre halkı da bir şekilde kalkınmak istiyor ama bunun GAP'la olup olmayacağı ya da ne zaman olacağı konusunda soru işaretleri var. Bölgeyi bilen bir dost bana durumu; "GAP"tırdık ama gitmiyor diye açıklıyordu.


GAP İdaresi eski Başkanı Dr. Olcay Ünver
Fırat ve Dicle İçin İşbirliği İnsiyatifi Kurucu Üyesi

GAP'ın ürün deseni içinde pamuğun yeri yüzde 26 çıkmıştı. Şu anda yanlış bilmiyorsam yüzde 80'lerin üzerinde. Türkiye gibi serbest piyasanın hakim olduğu bir sistemde ürün desenini tepeden uygulatmak mümkün değil. Uygun ürün desenini çiftçiye aktardık ama çiftçi, istediği ürünü ve sulama tarzını seçmekte serbest. 1970'lerde yanlış sulanmaya başlayan bölgelerde yıkama çalışmaları başlatıldı. Tuzlanmayla başedilmezse geri dönüşü oldukça pahalı. Şu anda yeni ortaya çıkmaya başlayan tuzlanmalar var.

Türkiye sulama suyunun yönetimini çiftçilere bırakarak örnek bir iş yaptı. Yapılacak bir iş daha var. Sulama suyundan sabit bir ücret değil, kullanıma göre ücret almak lazım. Sabit fiyat tasarrufu teşvik etmiyor, fazla su kullanmanın bedeli ise toprak kuraklaştığında ortaya çıkıyor. Sivil toplumun, çiftçi örgütlerinin bunu da görev edinmesi gerekir. Yatırımlar kamusal diye kamu dışındaki kuruluşların uzak kalmaması gerekiyor. Kalkınma kamunun tekelinde olan bir kavram değil.

Fırat ve Dicle su savaşları içinde hep ele alınıyor. Bizim düşüncemize göre su çatışma değil işbirliğinin bir aracı. Modern tarihte su savaşı yok. Ülkeler bir şekilde anlaşmışlar. Fırat ve Dicle Havzası, ülkelerin kendi deklare ettikleri rakamlarına baktığınızda suyun yetmediğini görüyorsunuz; bu su savaşı senaryoları buna dayanıyor. Mevcut duruma baktığınızda kullanılmamış bayağı su olduğunu görüyoruz. İlgili üç ülke bu suyu kendi halklarının yararlarına kullanabilir.

GAP'ın Tarihçesi
Türkiye'nin sahip olduğu su kaynaklarından yararlanılması Atatürk döneminde ortaya kondu ve 1936 yılında Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİEİ) kuruldu. EİEİ, "Keban Projesi" ile ilgili keşif etütlerine başladı ardından da 1950-1960 yılları arasında Fırat ve Dicle üzerinde sondaj çalışmalarına ağırlık verdi. 1970 yılında Aşağı Fırat Havzası'nda önerilen depolama tesisleri ve hidroelektrik santrallerin fizibilite çalışmaları tamamlandı. Dicle için de aynı zamanlarda biten çalışmalar, 1977 yılında birleştirilerek "Güneydoğu Anadolu Projesi" olarak adlandırıldı.

DPT Müsteşarlığı 1988 yılında, GAP'ı entegre ve çok sektörlü bir sosyo-ekonomik kalkınma projesi olarak ele almak amacı ile GAP Master Plan çalışmasını başlattı ve 1989'da GAP Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatı kuruldu. Proje, Master Planı'yla tarım, sanayi, enerji, gibi tüm sektörleri içine alan kırsal, kentsel ve altyapı projeleriyle bir entegre kalkınma projesine dönüştü.

Rakamlarla GAP

Plan dönemine ilişkin temel öngörüler

Sektörler GAP Bölge Kalkınma Planı 2010 Hedefleri Mevcut Durum
Makro-ekonomik Çerçeve
Nüfus (milyon) 8,6 6,2
Kişi Başına Gelir ($) 3563 1186
Toplam İstihdam 3305100 2105700
Ek İstihdam 1199400
Tarım 634200
Sanayi 124800
Hizmetler 440400
Tarım
Sulama 1505300ha 215080ha
Taşlı Alan Islahı 265600ha
Yukarı Havza Islahı 6600ha
Bitkisel Üretim (ton)
Pamuk Üretimi 2036766 1116273
Buğday Üretimi 2377972 1520807
Mısır Üretimi 1031144 47504
Arpa 1090586 788086
Yem Bitkileri (Kuru Ot) 341944 40000
Soya 76570 48
Hayvancılık
Süt Üretimi/yıl 1217457 ton/yıl 436624 ton/yıl
Su Ürünleri
Üretim 34365 ton/yıl 2362 ton/yıl
Ormancılık
Ağaçlandırma Alanı 217000ha 78400ha
Sanayi Altyapısı
OSB (ilave) 4722 ha
KSS (ilave) 2400 ünite
Enerji
Ilısu ve Cizre Baraj ve HES tamamlanacak
Eğitim
İlköğretim Okullaşma Oranı %100 %82,3
Okul Öncesi Eğitim %9.8 %2,1
Sağlık
Bebek Ölüm Hızı 2010 Türkiye ortalaması Binde 60 TR binde 35
Hasta Yatağı Başına Nüfus 355 kişi/yatak 853 kişi/yatak
Bölgesel Ulaşım tüm köy yollarının asfaltlanması asfalt oranı %20


Kaynaklar: DPT ve GAP İdaresi başkanlığı

Hiç yorum yok: