21 Ocak 2006

Enerjide doğalgazın dayanılmaz ağırlığı

Yerli kaynaklar doğalgaz kıskacında

Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz krizi, yıllardır ciddi bir ulusal politika eksikliği çeken Türkiye'nin enerji politikalarının tartışılmasına yol açtı. Türkiye'nin Tarsus'taki su santraliyle başlayan enerji macerasının vardığı doğalgaz açmazı ve önündeki seçeneklerini masaya yatırdık.

Özgür Gürbüz - Referans Gazetesi / 21 Ocak 2006

Türkiye'de ilk elektrik enerjisi üretimi II. Abdülhamid zamanına kadar uzanıyor. 1902 yılında Tarsus'ta su değirmeniyle çevrilen bir dinamoyla çalışan 2 kilovat gücündeki ilk santral, Avusturyalı Dörfler tarafından kurulmuş. Prof. Dr. Hamit Serbest'in de bahsetiği rivayete göre önce saraya hediye edilmek istenmiş ancak Abdülhamid, suikast endişesiyle bu hediyeye karşı çıkmış. Daha sonra Karamüftüzade Hulusi Paşa gerekli izni alıp santrali Tarsus'un 1800 metre uzağına kurmuş ve Tarsus'un bütün sokaklarıyla Müftüzade Sadık Paşa ile Ramazanoğulları'ndan Sorgu Yargıcı Yakup Efendi'nin evi aydınlatılmış.

Tarsus'taki santral Türkiye'nin ilk su santrali olurken, taşkömürüyle çalışan ilk termik santrali ise İstanbul'da kurulan Silahtarağa santrali. 1914 ile 1950 yılları arasında İstanbul'un elektriğini üreten bu tek santral, şimdilerde "Santral İstanbul" adı altında bir kültür-sanat merkezine dönüşmek üzere. Silahtarağa müzeye dönüşe dursun, AKP hükümetin demeçlerine bakılırsa Türkiye de enerji yatırımları açısından bir şantiyeye dönüşmek üzere. Geçtiğimiz aylarda 25 yeni santralin kurulması gündeme getirilmiş, başta kurulması düşünülen 3 nükleer santral olmak üzere bu planlar çeşitli kesimlerce tartışılmaya başlanmıştı.

Türkiye enerji koridoru olacak
Tozu dumanı katacak olan, sadece bu santrallerin gelecek 15-20 yıl boyunca sürecek inşaat faliyetleri değil. Türkiye'nin son 10 yıldır üzerinde durduğu, enerji havzalarıyla Batı arasında enerji koridoru olma projesi de bu şantiyeyi ayrıca büyütecek. Rus doğalgazına alternatif arayan Avrupa'nın, Ortadoğu ve İran doğalgazını Yunanistan ve İtalya üzerinden taşınması planlanan projeye artık daha sıcak bakacağı kesin. Ertelene ertelene yılan hikayesine dönen Bakü-Ceyhan boru hattının yanına eklenmesi düşünülen Samsun-Ceyhan projesi de harekete geçecek gibi gözüküyor. Tüm bunların üstüne, "ya al ya da öde" anlaşmaları sonucu talebin üstünde alınan doğalgazın kentlere ulaştırılarak kullanılmasını sağlayacak boru hatlarını da eklemek lazım. 2006 yılında Adana, Antalya, Amasya, Afyonkarahisar, Aydın, Erzincan, Kars, Ardahan, Çanakkale, Karaman, Tokat, Trabzon, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Ordu, Giresun, Van, Osmaniye, Diyarbakır, Elazığ, Adıyaman ve Mersin'e doğalgaz verilmesi planlanıyor.

Doğalgaza bağımlılık
Türkiye'nin doğalgaza bağımlılığını da işte bu nokta üzerinden tartışmak lazım. BOTAŞ'ın 2006 yılı için yaptığı talep tahmini 29 milyar 526 milyon metreküp. Bunun sadece 21 milyon metrekübü Yunanistan'a ihraç edilecek. Aynı yıl için kontrata bağlanmış arz miktarı ise 35 milyar 766 milyon metreküp. Bunların üstüne, Azerbaycan ve Türkmenistan'la imzalanmış anlaşmalar da var ama bazı belirsizlikler devam ediyor. Yürürlükte olan uzun vadeli anlaşmalar, Türkiye'nin enerjide doğalgazın ağırlığından önümüzdeki yıllarda da kurtulamayacağını gösteriyor. Bu aynı zamanda yerli kaynaklara yatırımın önünü de tıkıyor. 14 Şubat 1986 yılında yapılan, yılda 6 milyar metreküplük ilk anlaşmanın bitmesi için bile 2011 yılını beklemek zorundayız. Rusya'yla bu anlaşmanın yanısıra yapılmış olan iki anlaşma daha var. 1998 yılında imzalanan 8 milyar metreküplük anlaşma 23, 1997 yılında imzalan 16 milyar metreküplük anlaşma ise 25 yılık. Rus gazına alternatif olarak düşünülen İran gazının miktarı ise yıllık 10 milyar metreküp ve 1996'da atılan imzanın raf ömrü 25 yıl. Yine Türkmenistan'la imzalanan ama belirsizliğini koruyan 16 milyar metereküplük anlaşma ise en uzun süreye sahip olanı. 1999 yılında atılan imzanın kuruması için 30 yıl geçmesi gerekiyor.

Doğalgaz ihtiyacı artıyor
Peki, Türkiye bu kadar doğalgazı ne yapıyor? 2004 yılı için alınan doğalgazın 13,5 milyar metrekübünden fazlası çevrim santrallerinde elektriğe çevrilmiş. Konutlarda 4.5, sanayide ise 3.8 milyar metreküp doğalgaz kullanılmış. Gelecek yıllarda, doğalgaz kullanan il sayısındaki artış yüzünden, hiç doğalgaz santrali yapılmasa bile, Türkiye'nin daha fazla doğalgaz kullanacağını söylemek yanlış olmaz. Zaten BOTAŞ'ta 2020 için yaptığı projeksiyonda doğalgaz talebini 61 milyar metreküp olarak belirlemiş. Hükümetin yapmayı planladığı 25 santral içinde 2 doğalgaz santrali daha var ama 61 milyarlık doğalgazın bir bölümünün arz fazlası nedeniyle ihraç edilmesi gerekecek gibi. Şu ana kadar, 2020'de yapılması kesinleşen ihracat ise 737 milyon metreküp. Avrupa'ya daha fazla doğalgaz ihracatı için çalışmalar sürerken, alım anlaşmaları Türkiye'yi doğalgaz kullanımını teşvik etmeye zorluyor. Döşenen her hat, doğalgaza bağlanan her ev de, bu bağımlılığı daha da sürekli kılacak.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2004 yılı verilerine göre, kullanılan elektriğin yüzde 40'ını doğalgaz çevrim santralleri sağlıyor. Hidroelektrik santraller yüzde 30'la ikinci sırada yer alırken yaz aylarında bu oran birkaç puan aşağıya düşüyor. Üçüncü sırada ise yüzde 15'le linyit yakan termik santraller var. İthal ağırlıklı taşkömürü ve fuel-oil yakan termik santraller ise beraber yüzde 15'lik bir üretim yüzdesine sahip. Yerli kaynaklar arasında yer alan rüzgar ve jeotermal gibi yenilenebilir enerjinin payı ise yüzde 1 bile değil. Elektriğin nerede tüketildiğine baktığınızda ise aslan payının sanayide olduğunu görüyorsunuz. Yüzde 40'ların üzerindeki sanayiyi, yüzde 23'le meskenler ve yüzde 12 ile ticarethaneler izliyor. Tarımsal ısıtma için üretilen elektriğin yüzde 4.5'ini, sokak aydınlatması içinse yüzde 3.67'sini harcıyoruz.

Türkiye, Avrupa'da enerjiyi en kötü kullanan ülke
Konu harcamaktan açıldığında, Türkiye'nin en büyük "enerji kaynağı" olan harcamama ya da tasarruf enerjisinden bahsetmek yerinde olur. TMMOB yüzde 30'lara varan enerji tasarrufu potansiyelinden ve bunun yüzde 10-15'lik bölümünün, aydınlatma, beyaz eşya, ev ve mutfak gereçlerinin kullanımı ve seçiminde yapılacak bilinçli tercihlerden yapılabileceğini söylüyor. Elektrik İşleri Etüt İdaresi, sanayi, bina ve ulaşım sektörlerinde yıllık enerji tasarrufu potansiyelinin yaklaşık 3 milyar dolar olduğunu belirtiyor. OECD ortalaması yüzde 6'larda olan kayıp-kaçak oranı ise ülkemizde yüzde 19-20 civarında. Daha da kötüsü; Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre Türkiye, Batı Avrupa'da enerjiyi en kötü kullanan ülke. Enerjide bağımlılığın çözümünün aslında burada yattığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Türkiye'nin enerji profilini tam anlayabilmek için enerji santrallerinin kurulu güçlerini de gözardı etmemek gerekli. 2004 yılı rakamlarına bakıldığında 12 bin 654 megavatlık (MW) hidroelektrik ve 12 bin 640 MW'lık kurulu güce sahip doğalgaz santralleri göze çarpıyor.

Kömürle çalışan termik santraller 9 bin MW kurulu güce sahipken, rüzgar ve jeotermal santrallerinin toplam kurulu gücü sadece 34 MW. Ya al ya öde anlaşmaları yüzünden Elektrik Üretim Anonim Şirketi'ne (EÜAŞ) bağlı bazı santrallerin ve barajların zaman zaman düşük kapasiteyle çalıştırıldıkları da biliniyor. Zaten kimse şu anda Türkiye'nin bir enerji açığı olduğunun söylemiyor ama gelecekte enerji talebinin büyüme hızıyla beraber artacağı ve yeni santrallere gerek olacağı öne sürülüyor. Asıl tartışma da burada başlıyor. Öncelikle, bu yeni santrallerin yerli kaynaklarla karşılanarak, doğalgaz, ithal taşkömür ve fuel-oile olan bağımlılığın azalmasını isteyenler ve yine nükleer enerjiyi ön plana çıkaran ve nükleerin dışa bağımlı doğalgaz santrallerine alternatif olabileceğini söyleyenler de var. Kim ne derse desin, iş yerli yabancı kaynak tartışmasına döküldüğünde en çok konuşulan kaynakların hidroelektrik, rüzgar, linyit ve jeotermal olduğu göze çarpıyor. Bu kaynakların seçiminde ise teknik, politik ve çevresel kriterler ön plana çıkıyor.

Türkiye'nin ekonomik hidrolik potansiyelini birçok resmi kaynak 1960'lardaki 120 milyar kilovatsaatlik rakam olarak verse de, Devlet Su İşleri Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu dahil birçok kişi, gelişen teknolojilerle, ekonomik potansiyel rakamının 160 ila 210 milyar kilovatsaat arasında olduğunu söylüyor. Karşılaştırma yapmak için Türkiye'nin 2005 yılında toplam elektrik üretiminin 150 milyar kilovatsaat olduğunu anımsatalım. Barajların bazılarının sınır ülkelerle sorun yaratacak olması ve Türkiye'nin çok az sayıda kalmış bakir doğal alanlarıyla, Hasankeyf gibi kültürel çevre kapsamına giren bölgeleri tehlikeye atması sorun yaratıyor. Sosyal maliyetlerin doğru hesaplanması, Türkiye'nin olası politik krizlerle karşı karşıya kalması ve kaybedilebilecek turizm gelirleri, zor bir hesabı şart koşuyor. Bu sorunlardan uzak küçük barajlar ilk seçenek. Jeotermal enerji kaynaklarına bakılınca Türkiye'nin dünyanın yedinci en zengin ülkesi olduğu biliniyor. Jeotermal Derneği bu potansiyelin 30 milyar metreküp doğalgaza eşdeğer olduğu ve şu ana kadar 70 bin civarı eve ulaşılsa da, tüm potansiyelin 5 milyon konutu ısıtabileceğini belirtiyor. Yine, tarımsal ısıtmaya üretilen elektriğin yüzde 4'ünün ayrıldığı göze alınırsa, 150 bin dönüm serayı ısıtma potansiyeline sahip jeotermal enerji bir nimet olarak adlandırılabilir. Özellikle Avrupa'da hızla büyüyen rüzgar enerjisi de bir başka temiz enerji kaynağı. Bu konuda da çeşitli rakamlar telaffuz edilse de, teknik kurulu güç potansiyelinin 80 bin megavat civarı olduğu belirtiliyor. Yenilenebilir enerji yasasının çıkmasından sonra 1350 megavatlık kurulu güç lisansının verildiği rüzgar enerjisi de Türkiye'nin önemli yerli kaynaklarından. Güneş enerjisinde elektrik üretimi henüz çok ön plana çıksa da, sayıları 40 milyonu bulan su ısıtıcılarıyla Türkiye'nin enerji harcamasını azaltmada ciddi bir katkı yapıyor.

Özellikle AB sürecinde karşımıza gelen Kyoto Protokolü de göz önüne alındığında Türkiye'nin başını ağrıtma olasılığı bulunan yerli kömür rezervleri de ciddi alternatifler arasında. Türkiye'nin 16 bin 354 MW'lık linyit (105 milyar kilovatsaat elektrik üretme potansiyeli) 2 bin 450 MW'lıksa (15 milyar kilovatsaat) taşkömürü potansiyeli bulunuyor. Tüm bu seçenekler, karar alıcıların, kamuoyunun filtresinden geçerek değerlendirilecek. Bakalım, alınacak yeni kararlardan sonra doğalgazın dayanılmaz ağırlığı daha ne kadar hissedilmeye devam edecek?

Enerji kaynaklarına göre elektrik üretimi 2004
Kaynak / pay (%)
Doğalgaz / 39,26
Hidroelektrik / 30,77
Linyit / 14,96
Taşkömürü / 7,54
Fuel-oil / 6,53
LPG / 0,26
Rüzgar / 0,04
Diğer / 0,64

Kaynak: TÜİK

Kullanım yerlerine göre elektrik tüketimi (2004)
Yer / pay (%)
Sanayi+otoprodüktör / 43,78
Meskenler / 23,02
Ticarethaneler / 11,94
Diğer+EÜAŞ direkt satış / 7,60
Resmi Daire / 4,34
Tarımsal ısıtma / 4,51
Sokak aydınlatması / 3,67
Şantiyeler / 1,14

Kaynak: TÜİK

Yıllar itibariyle doğalgaz ve LNG alım Miktarları

Yıllar Rusya / İran / Mavi Akım / Cezayir / Nijerya / Toplam
2000 10.079 / - / - / 3.962 / 780 /14.975
2001 10.931 / 115 / - / 3.985 / 1.337 / 16.368
2002 11.603 / 670 / - / 4.078 / 1.274 / 17.625
2003 11.422 / 3.520 / 1.252 / 3.867 / 1.126 / 21.180
2004 11.106 / 3.558 / 3.238 / 3.237 / 1.034 / 22.173
2005 9.422 / 2.896 / 3.185 / 2.783 / 711 / 19.052

Kaynak: BOTAŞ

Hiç yorum yok: